Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 5,71 / Satış: 5,73
€ EURO → Alış: 6,32 / Satış: 6,35

Gastronomi Evi

Gastronomi Evi
  • 18.10.2019
  • 493 kez okundu

İlk Adımı Atsın!

Hatay ve diğer kentlerdeki kayıtlı Suriyeli sayısı, 3 Ekim 2019 tarihi itibariyle bir önceki aya göre 5 bin 494 kişi artarak toplam 3 milyon 671 bin 553 kişi olurken, Uluslararası Af Örgütü’nden çarpıcı bir uyarı geldi… “Türkiye, son birkaç aydır, uluslararası hukuku ve iç hukuku ihlal ederek Suriyeli mültecileri Suriye’ye sınır dışı ediyor.” Peki, bu karışık tabloda, Hatay ne yapıyor, ne yapmalı?

Türkiye’nin farklı kentlerinde geçici barınma merkezlerinde kalan Suriyelilerin sayısı, 3 Ekim 2019 tarihi itibariyle 63 bin 204 kişi. 3 Ekim 2019 tarihi itibariyle şehirlerde yaşayan Suriyeli sayısı ise 3 milyon 608 bin 349 kişi. Bu kalabalıktan Hatay’a düşen rakam ise 439 bin 869. Hatay başlığında sorulan soru ise dünden bugüne değişmiyor!
Antakya’dan Reyhanlı’ya, Hatay coğrafyasında misafir edilen 439 bin 869 Suriyeli Sığınmacı için, ‘Toplumsal Adaptasyon’ adına ne yapıyoruz? Bugüne kadar ne yaptık? Hangi adımları attık? Ne tür projeler geliştirdik? İki toplumun yabancılık halini düzeltmek için ne tür çözümleri masaya koyduk? Aynı şehirde iki ayrı kent yaratan iki toplumu bir araya taşımak için, hangi fikirleri tartıştık?
-ÖRNEK OLSUN-
Bu konuda sorumluluk üstlenmesi gereken, yerel idareciler ve kent yöneticileri, bu sorulara cevap vermek ister mi bilinmez ama… Bu soruların cevapları adına en net örneği, İstanbul’daki Mülteciler Derneği Kadın Dayanışma Merkezi hayata geçiriyor.
Kadınların güçlendirilmesi ve sosyal faaliyetlere erişimini desteklemek amacıyla faaliyet gösteren, Mülteciler Derneği Kadın Dayanışma Merkezi, yerel halk ve mülteci topluluklardan kadın katılımcıların bir araya geldiği Yeni Tatlar Atölyesi ile olması gerekenin altına imzasını atıyor.
Kadın Dayanışma Merkezi’nde, kadınların her alanda görünür olması inancıyla, hem mesleki hem kişisel gelişimlerini destekleyecek atölyeler yürütülüyor. Kişisel gelişim atölyelerinin bir parçası ise, sosyal gelişimlere odaklanan, sosyal teması mümkün kılan uyum çalışmaları oluyor. Yeni Tatlar Atölyesi adı altında başlatılan çalışmada, kadınların sosyal ilişkilerini canlandırmak ve yeteneklerini geliştirmelerine fırsat vermek amaçlanıyor. Atölyeye katılanlar, farklı kültürlerin birbiri ile etkileşimine katkı sunacak içerikler ile hem toplumdaki zengin yemek kültürünü tanıma fırsatı buluyor hem de ilişkilerin güçlenmesi için kapı aralıyor.
-ÖNEMLİ, ÇÜNKÜ!-
Çok kültürlü bir toplumsal yapı içinde var olduğumuzu düşündüğümüzde, aslında hem Anadolu’nun farklı coğrafyaları itibari ile hem de Türkiye’ye gelmiş farklı mülteci toplulukların varlığı ile ülkemizde çok zengin bir sofra kültürüne sahibiz. Geniş sofralar çemberinde gelişen diyaloglardan hareketle, farklı kültürlerden bireylerin birbirlerine yöresel lezzetlerini öğretmesi ve ardından üretilen yiyeceklerin bir sofra etrafında muhabbetler eşliğinde paylaşılması çerçevesinde geliştirilen Yeni Tatlar Atölyesi’nde, sosyal temas yoluyla, bireyler arası iletişimi güçlendirmek ve kültürel zenginlikleri ortaya koymak hedefleniyor. Bu, Antakya özelinde olduğu gibi, ‘ötekileştirici’ bir dille yaratılan kent atmosferlerinin dağıtılması adına da oldukça önemli!
-KISIR PARTİSİ!-
Bu konuda konuşan bir vatandaşın örneklemesi ve tavsiyesi gelsin mi?
“Gastronomi Evi’ni neden bu ifade ettiğiniz şey için kullanmıyoruz? Tamam, kısır partileri de yapsınlar, hatta sabah spor arenası olarak da kullanılsın, hatta kurumsal basın açıklamalarına da ev sahipliği yapsın, ama… Bu kentte yaşayan çok kültürlü ortamın ‘sığınmacı’ gerçeğine de ‘Gastronomik’ bir açılım sağlasın da, uluslararası kimliğini ortaya koysun, yerellikten biraz kurtulsun. Hatta ismini de, bu alanda bir ilk yaratarak gündeme taşısın. E hadi o zaman! O ilk adımı atsın!”
-VE İDDİA!-
Hatay’ın kendi içinde yaşadığı ‘sığınmacı’ gerçeğinde çözüme ulaştırmadığı ‘adaptasyon’ ve ‘ötekileştirici’ kurumsal tavır geleneği bir tarafa, aynı başlıkta ortaya konan son iddia, ‘Hatay da listede mi’ sorusunu gündeme taşıdı.
İddianın sahibi, Uluslararası Af Örgütü. Kurumdan yapılan son açıklama, “Geçici koruma kimlik belgesinin geçerlilik süresi dolan mülteciler, Türkiye yasaları izin verdiği halde, kimlik belgelerini yenileyemiyor. Türkiye, mültecilerin Suriye’ye sınır dışı edilmesini durdurmalı ve geçici koruma kimlik belgelerini yenilemelerine izin vermelidir” şeklinde.
Paylaşılan diğer bilgi ise şöyle:
-EK BİLGİ-
3 milyon 600 binden fazlası Suriyeli olmak üzere, toplamda yaklaşık 4 milyon mülteciye ev sahipliği yapan Türkiye, dünyanın en yüksek sayıda mülteciyi barındıran ülkesi konumunda. Teoride, Türkiye’deki tüm Suriyeli mültecilere “Geçici Koruma” statüsü verildi. Ancak Suriyeli mültecilerin, sağlık ve eğitim de dahil olmak üzere, temel hizmetlere erişebilmek için kayıtlı olmaları ve geçici koruma kimlik belgelerini almaları gerekiyor. Türkiye yetkilileri, mültecilere barınma sağlamak için şimdiye kadar milyarlarca Avro harcadı ve bunun için de Avrupa Birliği’nden (AB) belirli miktarda mali destek de aldı.
Uluslararası Af Örgütü ve diğer insan hakları örgütleri, 2014 ile 2018 yılları arasında, mültecilerin, Suriye’ye sınır dışı edildiğine ilişkin güvenilir ve tutarlı kanıtlar topladı. Kişilerin ağır insan hakları ihlallerine uğrayabileceği bir yere sınır dışı edilmesi (refoulement), Türkiye’nin iç hukuku ve imzaladığı uluslararası anlaşmalar gereğince, yasaktır. Suriyeli mülteciler, sıklıkla “Gönüllü Geri Dönüş Belgesi”ni imzalamaya zorlandıklarını veya bu belgeyi imzalamaları için kandırıldıklarını, zaman zaman belgenin yalnızca Türkçe yazılı olduğunu söylüyor.
Mülteciler Suriye’ye sınır dışı edildikten sonra, Geçici Koruma Kimlik Belgeleri iptal ediliyor. Türkiye’ye tekrar girmeyi başaranlar (sınır fiilen kapalı olduğu için neredeyse daima yasa dışı giriş yapabiliyorlar) ise yasal statüden yoksun kalıyor ve bu nedenle sınır dışı edilme olasılıkları artıyor.
Bazı mültecilerin, yaşı ilerlemiş olan yakınlarını getirmek veya pasaportlarını yeniletmek gibi amaçlarla Suriye’ye gerçekten de gönüllü bir şekilde geri döndüğü oluyor. Bu kişiler, Uluslararası Af Örgütü’ne, Türkiye’den ayrılmanın sonuçları hakkında bilgilendirilmediklerini ve (mecburen yasa dışı şekilde) tekrar giriş yaptıklarında, Geçici Koruma Statülerinin iptal edildiğini öğrendiklerini söylüyor.
Göç İdaresi Genel Müdürlüğü (GİGM), 7 Ocak 2019’da yayınladığı genelgede, Geçici Koruma Kimlik Belgesi olup statüsünü kaybeden mültecilerin statülerinin tekrardan aktifleştirilebileceğini belirtiyordu. Ancak bilinmeyen bazı nedenlerden dolayı, bir kez kaybedildikten sonra, Geçici Koruma Statüsü’nün yenilenmesi veya aktifleştirilmesi neredeyse imkansız görünüyor. Statünün nasıl kaybedildiği ise (örneğin geri dönüşün zorunlu mu, gerçekten gönüllü mü olduğu ya da sadece kimlik belgesinin süresinin mi dolduğu) fark etmiyor.
22 Temmuz 2019’da, İstanbul Valiliği, İstanbul’da kayıtlı olmayan tüm Suriyeli mültecilerin 20 Ağustos’a kadar kayıtlı oldukları şehre geri dönmesi gerektiğini duyurdu. GİGM (Göç İdaresi Genel Müdürlüğü), daha sonra bu tarihi 30 Ekim’e uzattı. Temmuz’daki duyuru, Suriye’ye sınır dışı uygulamalarının arttığı bir zamana rastladı ve mülteciler arasında panik yarattı. Benzer olayların Ekim ayında da yaşanmasından endişe ediliyor. İstanbul’da, 500.000’in üzerinde kayıtlı Suriyeli mülteci ile kayıtlı olmayan veya başka bir şehirde kayıtlı olan binlerce mülteci bulunuyor.
Suriyeli mültecilerin hiçbiri geri gönderme uygulamasına karşı tam anlamıyla koruma altında olmasa da, Geçici Koruma Kimlik Belgesi olmayan, kayıtlı olduğu şehrin dışında bulunan veya çalışma izni olmadan çalışan mülteciler, geri gönderilmeye karşı daha korumasızlar. 2018 sonu itibariyle, yalnızca 68.000 civarında çalışma izni verilmişti. Bu da Türkiye’deki neredeyse tüm Suriyeli mültecilerin kayıt dışı çalıştığı anlamına geliyor.
-HATAY’A DÜŞEN!-
Hikâyenin Hatay ayağında biriken kalabalığın bu durumdan ne kadar etkilendiği net değil. Ancak, genele yansıyan sorunlardan çok da bağımsız bir kent atmosferi yaratamadığımız da aşikar. O yüzden, yerel aktörlerin, var olan kalabalığın iki toplumlu kent kimliğini ara ara bir araya getirmesi gerekiyor. Mülteciler Derneği Kadın Dayanışma Merkezi’nin Yeni Tatlar Atölyesi örneklemesinin Gastronomi Evi kimliğinde sahiplenilmesi gerektiğini söyleyenlere de bu anlamda kulak kabartmak gerekiyor.
O zaman, bu çağrıyı yapanlar noktalasın bugünü…

Yerel aktörler, özellikle de medya özelinde çıkan ayrımcı söylemler, toplum içerisinde dil, din, ırk, mezhep gibi farklı sebeplerle kutuplaşmalara ve birbirinden bağımsız toplumsal grupların oluşmasına sebebiyet veriyor. Bu durum, süreç içerisinde kalıp yargıların, ön yargıların oluşmasına ve yaygınlaşmasına yol açıyor. Diğer yandan, tüm bu farklılıkların her zaman negatif sonuçlar doğurduğu genellemesi ise, bizim kültürel çeşitliliğin getirdiği zenginliği görmezden gelmemize sebep oluyor. Başlatılan Yeni Tatlar Atölyesi, tam da bu noktada, hem bu çeşitliliği görünür kılmak hem de olumlu algıları güçlendirmek açısından önemli bir adım sayılabilir. Peki, neden denemiyoruz? -Tamer Yazar-

Etiketler: / / / / / / / / / / / / / / / /

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ