Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 5,93 / Satış: 5,96
€ EURO → Alış: 6,54 / Satış: 6,57

Gidecekler var ama…

Gidecekler var ama…
  • 15.01.2020
  • 238 kez okundu

Yüzde 80’i kalacak!

Hatay’ın da içinde olduğu bölgede yoğunlaşan Suriyeli sığınmacıların şartlarına dair araştırmaları ile bilinen, Türk-Alman Üniversitesi Göç ve Uyum Araştırmaları Merkezi (TAGU) Müdürü Prof. Dr. M. Murat Erdoğan, sınırda biriken yüzbinlerin bekleyişine eklediği son tespiti ile dikkat çekti…

Türkiye’deki kayıtlı Suriyeli sayısı, 25 Aralık 2019 tarihi itibariyle, 3 milyon 571 bin 30 kişi. Bu rakam, bir önceki aya göre 116 bin 214 kişi daha az! Hatay’ın misafir etmeye devam ettiği Suriyeli Sığınmacı kalabalığı ise 440 bin 116 bin. Bu rakam, nüfusun %27,34’üne karşılık geliyor. Ancak içerideki bu rakamlara ‘sağlıklı’ bir gelecek ve ‘adaptasyon süreci’ sağlayamayan Türkiye, Suriye sınırında oluşan yeni çadır kentlerdeki çaresiz sivillerin göçüne ise çare bulmaya çalışıyor. Çünkü İdlib kırsalındaki Atme kasabası ve Kah köylerine kurulan çadır kentlerin kalabalık nüfusu, son yaşanan göç dalgalarıyla yüzbinleri buldu bile.
Edinilen bilgiye göre, yeni yerleşim yeri arayanların büyük kısmı yol, su ve insani yardımlardan faydalanabilmek umuduyla, mevcut köyler ile kampların yakınlarına çadır kuruyor. Yerleşecek çadır bulamayanlar ise, yardım ulaşana kadar yakınlarının çadırlarına sığınıyor. Bu nedenle bazı çadırlar, 2-3 aileye barınak olabiliyor. Bu ise zaten zor olan şartları daha da ağırlaştırıyor.
-HATAY SINIRI-
Bölgede yaşananlara dair konuşan Suriyeli bir gönüllünün söyledikleri ise şartlara ve yaşananlara dair:
“Sınırdaki bu karmaşayı en yakından izleyen il, Hatay. Çünkü gelenlerin mecburi konaklama adresi, Hatay’a karşıdan bakan Suriye toprakları. Hatay sınırı yakınlarına kurulan Atme ve Kah kamplarına bakıldığında, durumun ciddiyeti daha da iyi anlaşılıyor aslında. Bu iki kamp da inanılmaz bir nüfus barındırıyor ve her gün yeni gelenlerle beraber, içerideki sıkışma devam ediyor. Ben çok net bir rakama sahip değilim, ama denene göre, yüz binler. Siz deyin 300 bin, ben diyeyim 500, hatta daha fazlası. Sorun çok. Çünkü gelenlerin çoğu kadın ve çocuk. Hamile kadınlar, yeni doğuranlar, hasta olanlar, tedaviye ihtiyacı olanlar… Yarın ne olur, kimse bilmiyor. Ama herkesin söylediği tek şey, İdlib’de durum düzelmeden, bu göç hikâyesi bitmeyecek.”
-9 KAMP!-
Konuya ilişkin konuşan isimlerden biri de İçişleri Bakanı Süleyman Soylu oldu. Soylu, 1 Aralık 2019’dan bugüne kadar, İdlib’den 312 bin kişinin sınıra yakın yerlere göç ettiğini, bunların yüzde 76’sının kadın ve çocuklardan oluştuğunu söyledi.
Ankara’da, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nda (AFAD) düzenlenen “İdlib Yardım Kampanyası Basın Tanıtım Toplantısı”da konuşan Soylu, İdlib’de, iç savaş öncesinde 1,5 milyon insanın yaşadığını, savaş süresince de yoğun bir göç aldığını ve bugünkü nüfusunun 3,7 milyon olduğuna işaret ederek, şu tespiti yaptı:
“Son dönemde yaşanan gelişmeler ve çatışmalar neticesinde, 1 Aralık 2019’dan bugüne kadar, 312 bin kişi, sınırımıza yakın yerlere doğru göç etmiştir. Göç edenlerin yüzde 76’sı kadın ve çocuktur. Takdir ederseniz ki, bu bir taşınma değildir. Yanlarına alabildikleri birkaç parça eşyayla kaçıştır. Sınırımızın dışında, 20 kilometre kadar yakınında oluşturduğumuz 9 kamp alanına geliyorlar.”
-NE OLACAK?-
Sınırın iç tarafında, Türkiye’de yerleşik düzene geçmiş Suriyeli Sığınmacılar noktasında konuşan isim ise, bu konuya dair araştırmaları ile bilinen, Türk-Alman Üniversitesi Göç ve Uyum Araştırmaları Merkezi (TAGU) Müdürü Prof. Dr. M. Murat Erdoğan oldu. Cumhuriyet Gazetesi’nden Şehriban Kıraç’a konuşan Erdoğan, “Türkiye’deki Suriyelilerin 2011’den bu yana 520 bin çocuğu doğdu. Bu çocuklara hangi okulları bulacağız? Bu çocukların annelerine, babalarına hangi onurlu hayatı, hangi konutu bulacağız, nasıl yaşatacağız? Buna konsantre olmamız gerekiyor” dedi.
Bu sorular da, cevapları da, özellikle Hatay coğrafyası için çok önemli. 440 bin 116 bin Suriyeli sığınmacıya ‘ev’ olan Hatay’daki kent idarecilerinin bazı söylemlerinde ciddi anlamda ‘ötekileştirme’ ve ‘nefret dili’ olduğunu söyleyenler noktasında dururken en çok da!
Hatay ve diğer kentlerde okullaşan Suriyeli çocuk sayısının 650 bin üzerinde olduğunu, 400-500 bin çocuğun okulsuz kaldığını, bu çocukların tramvatik çocuklar olduğunu, savaştan kaçıp geldiklerini vurgulayan Erdoğan, “Burada, ayrımcılığa uğradıklarını söylüyorlar. Küçük yaşlarda çalışıyorlar ve okula gidemiyorlar. Bu çocukların ileride bir risk oluşturmayacağını düşünmek, hata olur. Şu andan tedbirimizi almazsak ve biz bu konuda ‘uyum’ dediğimiz çalışmaları yapmazsak, gelecekte bu kırılma noktaları hepimizi yakabilir” uyarısında bulundu.
-POLİTİK BAKIŞ!-
Suriye Politikası ve yaşanan göçe eklenen ‘hazırlıksız’ halin, bugünkü yaşanan durumun bir karşılığı olduğunu söyleyen Erdoğan, şöyle devam etti:
“Bu iş, ‘kısa zamanda gidecekler’ mantığı üzerine bina edildi. Nasıl olsa, ‘Suriyeliler bir süre sonra geri döneceklerdi’, ‘rejim yıkılınca zaten burada kalmayacaklardı’! Dolayısıyla bu konunun o kadar büyük bir krize dönüşeceğini kimse beklemiyordu. Bunu, mülteciler de dünya kamuoyu da beklemiyordu. Göç İdaresi kurulduğunda, yani 2014’te, gelen Suriyeli sayısı 1 milyonu aşmıştı. O saatten sonra bu süreci yönetmek de kolay değildi. Buradaki sorun, temelde, siyaseten bu konuya bakıştaki farklılıktan kaynaklandı. Gözümüz mültecilerde değil, Şam’daki gelişmelerde olunca, iş zorlaştı! Ama bürokrat işini yaptı, kamu kurumları işini yaptı. Bugüne kadar çok az sorun yaşanıyorsa, toplumun dayanıklılığı ve bürokratların çabaları sayesindedir.”
-GÖÇ’ÜN FITRATI!-
Soruların kalabalığında bir adım öne çıkanın, ‘dönecekler mi?’ olduğunu dile getiren Erdoğan, örneklemesinde, Almanya’ya giden Türkleri verirken, şunları dile getirdi:
“2014’ten bu yana farklı formatlarda yürütülen ‘Suriyeliler Barometresi’ çalışmamda en kritik sorusu şu… ‘Geri giderleri mi, kalırlar mı?’
Geldiği yerde, her yer savaş alanı, bir vahşet yaşanıyor. Ölümden kaçıp gelen biri, nasıl gitmeyi düşünür? 1960’lı yıllarda, Türkler, Almanya’ya bir yıllığına gitmişti. 60 senedir oradalar. Dönecekleri cennet vatanları olmasına rağmen, gel-e-mediler. Göçün fıtratında kalıcılık var. Mesela şimdi ‘Suriye’de savaş tamamen bitti’ dense, ‘hadi evinize gidin’ dense, nereye gidecek? Ev yok, okul yok, hastane yok, elektrik yok! Gitmez bu insanlar. Şu ana kadar Türkiye’de doğan Suriyeli bebek sayısı 520 bini aştı. Günde ortalama 465 bebek doğuyor, Türkiye’de. 650 bin Suriyeli çocuk, okula gidiyor. Türkiye’deki Suriyelilerin yüzde 98’inden fazlası kamp dışında yaşıyor. Çalışıyorlar. Yani bizimle yaşıyorlar. Bu, hayatı normalleştirdiğinin basit bir göstergesi.”
-BİR GÖRÜŞ-
Sokağın nabzında duranlar ise, Hatay’da, idarecilerin son dönem yoğunlaşan ‘sığınmacı karşıtı’ söylemlerine işaret ediyor ve ‘kalıcılık’ tartışmasında, zaten mevcut ‘karşıtlık’ durumunu daha fazla kaşımanın ‘kent uyumu ve barışı’ adına tehlikeli sonuçlar doğurabileceğine dikkati çekiyor. Var olan kalabalıklar konusunda yaşanan ‘politikasızlık’ nedeniyle oluşan karmaşa içinde ‘uyum süreci’ yaratamayanların, salt ‘suçlama’ politikası üzerinden tribünlere oynamaması gerektiğini ifade edenler, “Daha fazla sorun yaratmak için o koltuklarda oturmuyorlar. Çözüm olsunlar, çözüm yaratsınlar” mesajı veriyor. -Tamer Yazar-

Etiketler: / / / / / / / / / / / / /

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ