Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 8,50 / Satış: 8,54
€ EURO → Alış: 10,04 / Satış: 10,08

Gün Yüzü Göremeyecek miyiz?

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 26.04.2021
  • 383 kez okundu

Gündelik hayatımızı derinlemesine etkileyen gelişmeler hız kesmiyor. Her yaş gurubunun üzerindeki sorunlar gün geçtikçe ağırlaşıyor. Çocuklarda eğitim, gençlerde işsizlik, yaşlılarda geçimsizlik kaygılara, ruhsal bunalımlara sürüklüyor.

Bu kaygıların oluşmasını engellemekle yükümlü hükümet bu hususlarda sanki donmuş görüntü sergiliyor. Politik formasyonun kaptan kamarasında bulunanlar dümenlerini kendi koltuklarını koruma yönüne kırmış. Vatandaşların feryatlarını duymayacak kadar uzak limanlarda seyir defterlerine her şeyin güllük gülistanlık olduğunu yazıyorlar.

Gerçekten her şey hükümet sözcülerinin veya bazı medya kuruluşlarının yazdıkları çizdikleri şekilde tasasız bir ülkede yaşanıyor da günlük sorunları vatandaşlar mı abartıyor?

Hayır; vatandaş her geçen gün büyüyen sorunları iliklerine kadar hissettiği için feryadını her geçen gün yükseltiyor. Sadece sorunlarının varlığından değil, çözüme yönelik umut besleyemediğinden dolayı kaygıları derinleşiyor.

Bugüne kadar bu denli hatalar zincirine rastlandığı görülmedi. Hatalar adeta sistematiğe bağlanmış gibi her gün yenisi ortaya çıkıyor.

Ekonomi çökmüş, işsizlik rekor kırmış, eğitim yazboz tahtasına dönüşmüş, liyakat paspas edilmiş, pahalılık mutfakları yakmış.

Çürüme desen hiç bu kadar gündemi kuşatmamıştı. Ticaret bakanlığına, bizzat bakanın kendi şirketinin dezenfektan satması, yoz etiğin, kirli ahlakın, erdem eksikliğinin dışa vurumu değilse, nedir?

Daha bir ay kadar önce yirmili yaşlarda çok yetenekli birinin ultra lüks arabada kokain çeken AKP genel merkezinde üç bin lira aylık ücret aldığını duyduk. Bu olağan üstü zenginleşme sırına erişimin sadece AKP’nin pınarlarında kule nöbeti tutanlara özgü olduğunu öğrendik.

Gariban vatandaş semt pazarlarının, çöp konteynerlerin önünde sebze-meyve artıklarını alabilmek için nöbet tutuyor.

Pınarların başında kule nöbeti tutanlar, altlarına istedikleri arabaları sıfırlarken, milletin alım gücü neredeyse sıfırlanmış durumda.

Bedava dağıtılan patates-soğan kamyonlarının önündeki izdihamlar, can yakan acıklı bir öykünün gerçeğe bürünmüş halini yansıtıyor.

İnsanlarımız neden bedava patates-soğan kuyruklarına muhtaç hale gelecek kadar fakirleştiler?

Türkiye iç burkan bu denli görüntülere daha önce şahit olmadı.

Peki bu sıkıntıların sonunu, bu çürümüşlüğü bitirme çaresi var mı? Vatandaşın refaha kavuşma ümidi tekrar canlanır mı?

Bunların cevapları bugün verilemiyor. Bu tabloya sebebiyet verenler, bırakın özeleştiri yapmayı, ülkeyi şahlandırdıkları masalını anlatmayı sürdürüyor. Amaçladıkları yegane hedef; iktidarlarını illüzyonlarla tahkim edip koltuklarını muhafaza etmek.

George Orwell’in “Balinanın Karnında” deneme kitabını okuyanlar, kutsal kitaplarda ve mitolojik anlatılarda darlık-bolluk, sıkıntı-ferahlık diyalektiğini açıklamak ve “umut aşılamak” üzere yazıldığını hatırlayacaktır.

Orwell, Hz. Yunus kıssasını, özündeki umudu ortadan kaldırarak, sıkıntının sürekliliğini vurgulamak üzere yeniden kurgular.Mitolojik anlatıda yeniden diriliş için katlanılması gereken geçici-süreli bir sıkıntıyı vurgulamak üzere kurgulanan “balinanın karnı” metaforu, “sürekli ve bitmeyen karanlık” duygusunu pekiştirmek üzere yer alır.

Hayatı ve onun kurucu unsurlarından biri olarak siyasetin, mitolojik anlatılardaki diyalektiğe uygun işler. Toplumu ve siyasetçiyi harekete geçiren duygu sıkıntının geçici olduğu, mücadele neticesinde sıkıntının yerini ferahlığa bırakacağı umududur.

Buna karşın, hayat umudun kaybolduğu, ufkun görünmediği anları da içerir. Türkiye’deki mevcut siyasi durum, pek çok insanı, “mutlu son” vaat eden mitolojik anlatılardan uzaklaştırıp Orwell’ın yeniden kurguladığı karamsar anlatıya inandırmış durumda.

Bu karamsarlık sürekli ‘’dış güçlerin oyunu’’, ‘’beka sorunu’’, bizi kıskanıyorlar’’ örgüsü üzerine pompalanıyor.

Ne hikmetse bu ‘’sürekli ve bir türlü bitmeyen karanlık’’ senaryoların yerine, ‘’mutlu son’’ ile yüz yüze gelip, huzur yüklenmiş hayatın tarafına geçişler gerçekleşemiyor.

Her ne kadar seyir defterlerine güllük gülistanlık yazsalar da, acı veren hakikatler memleketin dört bir yanında hissediliyor.

19 yıllık iktidar gemisinin periskopundan görünen gerçeklere gözlerini yummuş gibiler. Yön tayin etme kabiliyetlerini yitirmiş durumdalar.

Önlerini sağlıklı göremediklerinden gemi kayalıklara vuruyor. Gemi daha ne kadar su yüzünde yol alır bilinmez.

Ama o gemide hepimiz, 84 milyon vatandaş var.

[email protected]

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ