Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 6,10 / Satış: 6,12
€ EURO → Alış: 6,59 / Satış: 6,61

“Harun, Karun, Firavun”

Fatih Ertürk
Fatih Ertürk
  • 20.07.2017
  • 2.807 kez okundu

AKP 15 Temmuz üzerinden hem Cumhuriyetle hem de büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’le hesaplaşmak için bir zemin hazırlıyor. Kendi tabanının iri ve diri tutmak için 15 Temmuz’daki hain FETÖ darbesini kullanan AKP ucu iç çatışmaya bile dayansa geçmiş dönemle yani Cumhuriyet ve Atatürk’le kendi diline göre hesaplaşmaya çalışıyor. Bunun için bir lejyoner ordu hazırlıyor. Devletin sosyal yardım mekanizması ile tutsak ve köle hale getirilmiş, çalışmadan, alın teri dökmeden yaşamayı alışkanlık haline getirmiş, AKP’den başka nefes alacak hiçbir cihazı bulunmayan 32 milyon yoksulun yüzde 80’i.

Bunu görmemek için kör olmak lazım.

Aslında AKP’yi egemen kendi içinde homojen yapıya sahip bir siyasal örgütlenme olarak görmek ve tarif etmek yanlıştır. AKP; siyasetin içinde tutunamayanların ricat ederek dahil olduğu bir büyük koalisyondur. AKP’yi bir arada tutan en büyük bağ iktidardır, hükümettir ve ortaya konan pastanın büyüklüğüdür.

Hatırlarsanız bir zamanlar bir HAS parti vardı. AKP’yi samimiyetsizlikle itham eden ve gerçekten muhafazakar kesimin büyük umutlar bağladığı HAS parti. Karı koca öğretim üyesi Türkiye’nin gerçeklerine vakıf hatta Milli Görüş çizgisine daha yakın, daha Millici daha çok emperyalizme düşman. Cumhuriyetle temelde bir sorunu olmayan parti.

Ne diyordu AKP için bu partinin yani HAS partinin genel başkanı şimdinin Başbakan Yardımcısı ve hükümet sözcüsü Numan Kurtulmuş;

“İsrail en büyük zaferini AKP sayesinde kazandı. Otel lobilerinde değil, OECD salonlarında ‘one minute’ demek marifettir. Sayın Başbakanın kalbi Ali diyor, dili Muaviye söylüyor. AKP Harun olmaya geldi, Karun oldu. Biz AKP gibi firavunlaşmayacağız.”

Bitmedi; babası Alparslan Türkeş’in kemiklerini sızlatan, attığı her adımla Türkeş soyadını biraz daha aşağı çeken Tuğrul Türkeş. Yani bugünün Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş;

“Başbakan ‘Milliyetçiliği ayağımın altına alırım’ diyor. Senin o bacağını kırarlar. Başbakan olan şahıs, ‘Kriptolu telefonumu dinlediler’ diyor. E baba, sen de devletin sana güvenlik için verdiği telefonu oğlunla para transferi için kullanma. Benim tek talebim O’nun yargılanmasıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı teröristbaşı ile Türkiye’nin yarınını görüşüyor. Bizans dahi birçok AKP’liden daha millîdir, daha Türk’tür.”

Şimdi Tuğrul Türkeş; Recep Tayyip Erdoğan’ın başkan olması için canını bile vermeye hazır olduğunu söylüyor.

Peki geçmişin anlı şanlı Demokrat Partinin genel başkanı vardı hatırlar mısınız. Elinde sarı ve kırmızı kartlarla meydan meydan dolaşıp “Sarı kartı gördüler AKP yakında kırmızı kart görecek” diyen şimdinin AKP’nin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu;

“Başbakan at üstünde durmayı nasıl beceremediyse, ülke yönetmeyi de aynı şekilde beceremedi. Bunların paçalarından yolsuzluk akıyor. Ey Recep Tayyip Erdoğan, boyun eğdin, emir eri oldun, boyan döküldü. Başbakan, rantın babasını getirdi. Bunlar yarım doktor, yarım hoca. Başbakan kendisini padişah olarak görmek istiyor”.

AKP’nin bu çizgisine nasıl geldiğini görmek için biraz daha geriye giderseniz rahmetli Necmettin Erbakan’a rastlarsınız. “Garson Devlet” sözünü ilk o söylemiştir. Çalışmadan yaşama sözünü ilk o vermiştir. Refah partisi grubunda söylediği şu sözleri çok ilgi çekicidir;

“Bu milletin alışkanlıklarını değiştirmek zordur. Ona bu acı ilacı içirmek için çikolata kaplamanız gerekir. Sonrası kolay”.

Çikolata; sosyal yardımlar, avantalar (makarna, kömür, yiyecek, giyecek), nakdi yardım (şu an hakkedenler dışında genç ve çalışabilecek insanların dahil olduğu 16 çeşit nakit yardım yapılıyor) ve tabi ki “benden olursan işin hazır” anlamına geliyor.

Millet çikolatayı yuttu şimdi ilaç etkisini gösteriyor. Ne yazık ki yakın gelecekte Türkiye bu coğrafyada yaşama hakkını elinden yitirecek. Allah korusun ama ana muhalefet liderinin söylediklerine (bundan sonra sokak siyaseti devam edecek, yürüyeceğiz demişti) de dikkat derseniz çok büyük bir olasılıkla bir iç çatışmaya doğru ülke yol alabilir. Ki sayın Kılıçdaroğlu’nun söylediklerinde haklılık payı var çünkü bir yıldır olağanüstü hal ve KHK ile ülkeyi yöneten iktidarın kimseye bir şey söyletmeye ya da ağzını açtırmaya niyeti yok (Tabi bunun asıl sorumlularından biri iktidarın kuklası haline gelen sayın Devlet Bahçeli’dir ama onu sonra yazacağız).

Bunun tek sorumlusu AKP ve onun “herkesin bir fiyatı var ödersem alırım kabul etmezse içeri atarım” politikasıdır.

Türkiye bu halde. Ancak CHP’lilere buradan son bir şey söyleyeceğim. Siz siz olun; AKP’nin çemberinden geçmiş, onun politikalarını bire bir kopyalayan, onunu terbiyesiyle yetişmiş bir siyasetçiye asla güvenmeyin. “Havuç ya da sopa” önünüze gelir bir bakarsınız üç beş menfaat bulacağım derdinde iken kendi kimliğinizi, kişiliğinizi, duruşunuzu, halkınızın size olan inancını kaybetmiş duruma düşersiniz ki Allah korusun ananızın babanızın bile yüzüne bakacak haliniz kalmaz.

Benden söylemesi….

Fatih Ertürk

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ