Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 6,69 / Satış: 6,71
€ EURO → Alış: 7,22 / Satış: 7,25

Hatay’dan Mardin ve Antalya’ya

Hatay’dan Mardin ve Antalya’ya
  • 23.01.2018
  • 1.124 kez okundu

Bakanlığın PROJESİ tartışılıyor

Arkeolojik kazı alanlarının çok olduğu illerden biri olan Hatay’ın da yakından izlediği son tartışma, Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş tarafından paylaşılan ve uygulama alanına geçeceği söylenen ‘kazı alanlarının özel sektör eliyle sürdürülmesi’ başlığı oldu.

Antakya’dan Defne’ye, “Tell Atchana, Alalakh” gibi önemli birikimlere sahip Hatay’ın birçok noktasında devam eden arkeolojik kazılar yeni keşiflerin heyecanı ile sürerken, toprak altından çıkarılmayı bekleyen sayısız eserin varlığında durup ‘ne zaman’ sorusunu soranlarımız oldukça fazla. İşte bu ‘tarih trafiğinde’ duran Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın ‘kazı alanlarının özel sektör eliyle sürdürülmesi’ yönündeki son paylaşımı oldukça tartışmalı bir süreci de beraberinde getirdi.
Hatay’dan Mardin ve Antalya’ya, önemli bir tarih ve kültür birikimi olan iller noktasında durup da buna dair eleştirisini paylaşan isimlerden biri, Aktüel Arkeoloji Dergisi Yazı İşleri Müdürü Murat Nağış oldu. Nağış, son günlerde gündemde yer alan özel sektöre kazı izni verilmesi konusu ile ilgili görüşlerini Birgün Gazetesi’ne aktardı.
-ELEŞTİRİ VE SORGU-
Bilindiği gibi, Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş, “Bizim, diyelim 30 senede yaptığımızı özel sektör üç, dört yılda yapabilir. Allah korusun, bir parçanın bile bir şekilde imha olmayacağı, telef olmayacağı bir yapıyı kurarsak, bize bu alanda büyük mesafe kazandıracak” demiş ve özel sektörün de arkeolojik alanlarda kazı yapabilmesi için bir düzenleme yapıldığını, firmaların önce kazı yapacakları, sonrasında ise arkeolojik alanı bir “işletme” olarak çalıştırabilecekleri “kaz-işlet” modeli üzerinde çalıştıklarını açıklamıştı.
Murat Nağış’ın buna dair tespitleri şöyle:
“Böyle bir düzenlemenin insanlık tarihinin anlaşılması açısından en önemli arkeolojik ‘bilgileri’ sağlayan Anadolu için büyük bir felaket olacağını görmek gerekir. Bunun bir felaket olacağı, ne bir tahmin ne bir öngörüdür. Yakın zamanda gazetelerde yer alan ve sayısı gitgide artan tarihi eser kaçakçılığı haberleri, aslında kısmi olarak bir felaketin içinde olduğumuzu gösterir. “İstanbul’da son üç yıl içinde 52 bin 432 tarihi eser ele geçirildi…” Ülkemizin sınır kapılarını da göz önünde bulundurursak, bu rakamın rahatlıkla 100 binlere çıkabileceğini söyleyebiliriz. Bir de elbette yakalanamayanlar, dinamitle parçalananlar, yok edilenler var. Bunlar sayılmıyor bile…
Ele geçirilen bu eserlerin, yasalar gereği toprak üstünde ve altında bulunan tüm kültür varlıklarının sahibi olan devletin resmi izni ile yapılan herhangi bir arkeolojik kazı ile değil, devletin güvencesinde olan, ancak korunamayan arkeolojik alanlarda yapılan ‘yasal’ olmayan kaçak kazı faaliyetleri sırasında bulunan eserler olduğunu vurgulamak gerekir. Bu eserlerin sahibi ve koruyucusu devlettir. Türkiye ne yazık ki bu noktada, dünyanın en büyük kaçak kazı coğrafyasına haline geldi. Köşeyi dönmek, zengin olmak için Anadolu’nun dört bir yanını gece gündüz yok eden büyük bir yağma ile karşı karşıyayız ve bununla mücadele eden herhangi bir kurum maalesef yok.”
-DENİLEN ŞEY İMKANSIZ!-
Bakan Kurtulmuş’un ifadesinde yer alan, “Bizim, diyelim 30 senede yaptığımızı özel sektör üç, dört yılda yapabilir” ifadesini eleştiren Murat Nağış, “Anadolu gibi bir coğrafyada üç-dört yılda kazı yapılması hem bilimsel hem teknik açıdan imkansızdır. Bu coğrafya bu nedenle özeldir ve bilimsel bir disiplin dahilinde olmadan, sadece kazı yapmak için yapılan her düzenleme sadece Anadolu’ya değil, insanlığın ortak evrensel mirasına büyük zararlar verir” dedi ve şöyle devam etti:
“Anadolu’yu Avrupa’yla, özellikle de İngiltere ile karıştırmamak gerekir. İngiltere başta olmak üzere Avrupa’nın birçok ülkesinde arkeoloji özel sektör tarafından yürütülür. Bu firmalar büyük arkeoloji projeleri yürütmez, kamunun ya da özel sektörün yatırım yapacağı güzergah ya da bölgede kurtarma kazıları ya da kent içerisinde kentsel kazılar yaparak, hızlıca alanı temizlemeyi amaçlarlar. Efes, Troya, Alacahöyük, Hattuşa gibi arkeolojik alanlarda yüz yıla yakındır yürütülen kazı çalışmaları Anadolu’nun binlerce yıllık tarihsel zenginliğinin üç, dört yılda kazılamayacağını gösterir.”
-ONARILAMAZ YARALAR-
“Türkiye yaklaşık 100 yıllık bir akademik gelenek, yaklaşık 35 üniversitede eğitim veren arkeoloji bölümleri, akademisyenleri ve öğrencileri ile dinamik bir arkeoloji kültürü ve bilimsel disiplinine sahip” diyen ve böyle bir düzenleme ile beraber hem arkeolojik alanların yok edilmesinin önünün açılacağı hem de büyük tahribatlar yaşanacağı ve geri dönülemez, onarılamaz yaralar açılacağı konusunda uyarılarını paylaşan Murat Nağış, sözlerini şöyle tamamladı:
“Düzenlemenin henüz içeriğini bilmediğimiz için gelecekte önümüze çıkabilecek büyük sorunları tartışmak, bunlar üzerine fikir bile yürütmek istememekteyiz. Arzumuz, bu tür düzenlemelerden bir an önce vazgeçilmesi ve arkeolojinin daha öncelikli sorunları, talepleri ve amaçları için destek sağlayan, katkı yapan ve önünü açan bir anlayıştan yana olunmasıdır.” -Tamer Yazar-

Etiketler: / / / / / / / / / / /

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ