Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 5,74 / Satış: 5,77
€ EURO → Alış: 6,33 / Satış: 6,36

Hatay’dan Van’a ve İzmir’e

Hatay’dan Van’a ve İzmir’e
  • 13.12.2018
  • 638 kez okundu

Yanyana Ortak Bir Gelecek’

‘Yanyana Ortak Bir Gelecek’ temalı proje 22 ay sonunda tamamlandı. Proje’ye dahil Hatay, İstanbul, İzmir, Eskişehir, Samsun, Gaziantep, Ankara, Kayseri ve Van’ daki ‘Tanışma’ atölyesine 300’ü aşkın kişi katıldı. Proje Sorumlusu Laki Vingas, “Amacımız, gençleri travmalarla beslemek değil, empati kurulmasını sağlamak” dedi.

Rumvader’in Avrupa Birliği tarafından desteklenen ‘Yanyana Ortak Bir Gelecek’ temalı Projesi için konuşan Proje Sorumlusu Laki Vingas, “Bu Proje’nin en değerli hedef kitlesi, gençler ve bizler için en anlamlı emek, onlara yapılan yatırımımız, belgesele katkı sunan yüzlerce insan oldu. Sofra geleneği üzerinden hareket ettik. Herkes kendi geleneğinden yemekler getirdi. İstanbul, İzmir, İmroz, Hatay, Mardin’de sofralar kurduk. Sofradakiler, yıllarca söylemediklerini ekran önünde ifade etti, travmalarını paylaştıkları bir platform oldu. Amacımız, gençleri travmalarla beslemek değil, empati kurulmasını sağlamak” diye konuştu.
Temel amacı, ‘azınlık’ diye tanımlanan kesimlerin tarihi, kültürü ve bugünkü ilişkileri açısından bilgi eksikliğini azaltmak ve diyaloğu güçlendirmek olan Proje için Şalom Gazetesi’ne konuşan ve Hatay’ın da içinde olduğu çalışmanın geldiği noktayı netleştiren Laki Vingas, düzenlenen atölyelerle yüzlerce kişiye ulaşan ve sosyologların dahi kullanabileceği veriler elde eden ekibin çok başarılı bir işe imza attığını vurguladı. Vingas, “İnsanlar, gittiğim söyleşilerde bana Angelopulos’u, Dalaras’ı sordular. Ben de, ‘Siz bunları benden daha iyi tanıyorsunuz. Ama Türkiye’deki komşularınızı, birlikte paylaştığınız ülkenin insanlarını tanımıyorsunuz…’ En önemli tespitim bu oldu. Gelecek nesilleri daha bilinçli yetiştirelim istiyoruz. Çok kültürlülükten korkmayan nesiller yetiştirmek lazım” şeklinde konuştu.
-AMAÇ-
Projenin amaçları arasında; yanlış anlamaları ve nefret söylemini bertaraf etmek, Müslüman olmayan azınlık toplumlarının tarihi, kültürü ve bugünkü ilişkileri açısından korkuyu ve bilgisizliği azaltmak, kültürlerarası diyalogu güçlendirmek, insan haklarını, siyasi çoğulculuğu ve demokratik katılımlarını sağlamlaştırmak, azınlık üyelerinin Türkiye’nin sosyal, ekonomik ve siyasi hayatına katılımını çoğaltmaya katkıda bulunmak yer alıyor.
-14 OCAK’TA-
Vingas, 14 Ocak’ta ‘Yanyana’ belgeselini Atina’da sunmaya hazırlanırken, şu ana kadar gerçekleşen çalışmaların detayına da indi. RUMVADER’in (Rum Cemaat Vakıfları Destekleme Derneği) Avrupa Birliği tarafından desteklenen ‘Geçmişte oluşan mesafeleri aşmak, birlikte ortak gelecek inşa etmek’ başlıklı, ‘Yanyana Ortak Bir Gelecek’ temalı Proje’nin final sempozyumunun Ekim sonunda yapıldığını hatırlatan Vingas, Proje’de hayata geçen çalışmalara dair şunları söyledi:
“20 Ekim’de final sempozyumu yapıldı, fakat faaliyetlerimiz Kasım sonuna kadar devam etti. 22 ay süren bir projeydi. Hedefimiz, özellikle geniş toplumun gençleriyle, özellikle üniversite öğrencileriyle bir araya gelmekti. Projenin ilk felsefesi, gençlerle samimiyet ve cesaretle diyalog ve empati kurmak, bazı konuları hatırlatmak, endişeler ve önyargıları hakikatle temas ederek gidermekti. Bu fikri oluşturduktan sonra ortak almak istedik. Yanyana’yı teoride değil, uygulamada da oluşturmak istedik. Boyacıköy Ermeni Kilisesi Vakfı’nı davet ettik. Destekleyenlerimiz de; Türkiye Yahudi Toplumunu temsilen Şalom Gazetesi, Haycar Derneği, İstanbul Süryani Kadim Vakfı, Antakya Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı, İmroz Eğitim ve Kültür Derneği, Malatyalı Ermeniler Derneği ve Kültürel Mirası Koruma Derneği idi. Bir danışma kurulu oluşturduk. Danışma kurulumuzda; Yani Paisos, Nazaret Özsahakyan, Özcan Geçer, Burcu Karakaş, Prof. Dr. Elçin Macar, İvo Molinas, Prof. Dr, Eva Şarlak ve Anna Turay yer aldı. Proje sorumlusu olarak seçildim ve projeyi günümüze kadar getirdik. Slogan olarak da ‘Yanyana’ kelimesinin uygun olduğuna karar verdik. Logo olarak, tek gövdeli çok köklü ve dallı bir ağacı aldık.”
-AĞDALI CÜMLELER-
Proje’nin geldiği son nokta itibariyle amacına ulaşıp ulaşmadığı konusunda da konuşan Proje Sorumlusu Laki Vingas, şöyle devam etti:
“Proje için ilk müracaat ettiğimizde, hedefimizdeki kitle üniversite gençleriydi. Özellikle de Anadolu’daki üniversiteler. Fakat siyasi konjonktürden dolayı, temas konusunda bir hassasiyet oluştuğunu fark ettik. Muhtelif üniversitelerle görüştük. İstediğimiz ortaklık yapısını oluşturamadık. Belki de bahsettiğimiz mesafeler baskın çıktı. Hedefimizi küçülttük ve daha küçük gruplarla bunu yapmayı uygun gördük. Toplum Gönüllüleri Vakfı ve kurumlarla temas ederek, şehirlerde buluşmalar organize ettik. Diyalog toplantıları ve küçük çalıştaylar diyebileceğimiz, dinamizm oluşturan faaliyetlerde bulunduk, belgeseli izledik, uzman eğitmenler götürdük. Sahaya indiğimizi düşünüyoruz. Ağdalı cümleler yerine, sahada çalışarak bilfiil uygulamalarımızı yaptık. Özellikle, uygulamada Sevan Ataoğlu ve Stella Karahristianidou ile 17 gönüllü arkadaşlarımızın katkısı çok büyük. Bize söylendiği gibi; tepkisel, protesto eden kişilerle karşılaşmadık. Onları hakikatle ilgili soru sormaları konusunda teşvik etmek istedik. Endişelerimizin çok üstünde neticeler elde ettik. Mikro düzeyde amaçladığımız noktaya ulaştık. Sayısal hedefimiz büyüktü, nitelik açısından sorun yoktu. Nicelik olarak daha büyük öğrenci gruplarıyla, üniversite rektörlükleriyle çalışmayı hayal ediyorduk. Mesafeleri orada aşamasak da, gençlerle aştık. Arkadaşlarımız Van’dan ayrılırken, ‘Bir gün daha kalamaz mısınız?’ diyenler, gözleri yaşaranlar olmuş, hatta ‘Neslimizin bir suçu yok, ama geçmişte olan sıkıntıların bir kısmının mesuliyetini üstlenmek istiyoruz’ diyenler de çıktı.”
-HATAY’DAN MARDİN’E-
2017’nin Ocak ayında proje için yola koyulduklarını anlatan Laki Vingas, özellikle kültürel noktalara yönelerek toplumlar arasındaki mesafenin aşılması için çalışmalar yaptıklarını hatırlatırken, bu işin en keyifli yanının ise Hatay’dan Mardin’e kurdukları sofralar olduğunu aktardı.
Vingas’ın keyif veren kelimelerinin devamı ise şöyle:
“Özellikle film yaparken çok keyif aldık. Belgeselimiz de çok güzel bir etki bıraktı. Bu projeyi duyurmak istiyoruz. İmkânlarımız elverdikçe, ‘Yanyana’ Projemizin güçlü mesajını davet edildiğimiz yerlere götürmeyi amaçlıyoruz. Bu Proje’nin en değerli hedef kitlesi, gençler ve bizler için en anlamlı emek, onlara yapılan yatırımımız.
Belgesele katkı sunan yüzlerce insan oldu. Sofra geleneği üzerinden hareket ettik. Herkes kendi geleneğinden yemekler getirdi. İstanbul, İzmir, İmroz, Hatay, Mardin’de sofralar kurduk. Sofradakiler, yıllarca söylemediklerini ekran önünde ifade etti, travmalarını paylaştıkları bir platform oldu. Amacımız, gençleri travmalarla beslemek değil, empati kurulmasını sağlamak.
Her yerde farklı gruplar oluşturduk. O belgesel yıllarca izlenecek. Ayrıca 30 saatlik görsel bir arşivimiz de oluştu. Zekeriya Sofrası geleneğinden yola çıktık. Bunu çocukken yaşamıştım bizim evde. Teklif ettim. Babam çok rahatsızdı. Bir sürü dostumuz vardı ve ailemin Müslüman arkadaşları, ‘Gel bir Zekeriya Sofrası yapalım, iyi gelir’ dediler. Bir Rum Ortodoks evinde Zekeriya Sofrası’nın organize edilmesini çok medeni ve insani bulmuştum. Çok zarif bir hareketti. O konsept aklımdaydı. Senaryo konusunu tartışırken, söyledim. Üç farklı teklifimiz vardı, danışma kurulumuz buna karar verdi.”
-6 ŞEHİR-
Çalışmaları gerçekleştirirken şehirlerin nasıl tespit edildiği konusunda da konuşan Vingas, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Önce bölge bölge istedik… Karadeniz, Ege, Orta Anadolu olsun! Üniversiteleri seçerken böyle hayal etmiştik. O olmayınca, yine o bölgeleri dikkate aldık. Hatay, Kayseri, Gaziantep, Van, Eskişehir ve Samsun’a gidildi. İstanbul’da Bilgi Üniversitesi’nde yaptık. İzmir’de çok büyük katılım olmadı. Hacettepe Üniversitesi’ne gittim, 65 öğrenci vardı. İki saat boyunca sorulara cevap verdim. İlk defa bir Rum’la karşılaştılar, şaşırdım. Ankara’da hocalar da dahil… Rum tariflerimizde anlaşamadık. Beni kravatlı, ceketli, dikkatli konuşmaya gayret eden birisi olarak gördüler, hayalindeki Rum’la pek örtüşmedim. Daha keyifli, masasında rakısı mezesi olan birini bekliyorlardı. Ben de latife olsun diye ceketimi çıkardım, kollarımı sıvadım, ‘Gelin sizinle fotoğraf çekelim’ dedim, şakalaştık. İnsanlar, Angelopulos’u ve Dalaras’ı sordu. Ben de, ‘Siz bunları benden daha iyi tanıyorsunuz. Ama Türkiye’deki komşularınızı, birlikte paylaştığınız ülkenin insanlarını tanımıyorsunuz…’ En büyük tespitim bu oldu.”
-AZINLIK ALGISI-
Türkiye’deki azınlıkların çoğunun, “Yabancı mısınız, aslen nerelisiniz?” gibi sorularla karşılaşmasını da değerlendiren Vingas, soranların neden bu fikre kapıldığına dair şu tespiti yaptı:
“Hakikati bilmiyorlar ve bellek kodları öyle yapılmış. İnsanın kafasında kalıplar ve etiketler var. Onların dışına çıkıldığında yabancı zannediyorlar. Hatta bizlerin problemlerini savunmaya çalışan insanlar bile gayri ihtiyari aynı hataya düşüyorlar. Mesela konuştuğum emekli bir hakim, ‘Siz yabancıların mülklerinde hep haksızlıklar yapıldı’ diyor. Kötü niyet yok. Kodlanmış bir şey. Osmanlı’nın küçülmesi ve ulus devletlerin yapısının artmasıyla geliştirilmiş bir anlayış. Dün, 46 sene sonra Kanada’dan dönen bir Rum hanımefendiyi gördüm. Çocukları, torunları olmuş. Artık dönmek istediğini söyledi. ‘Burada yaşamak istiyorum, burada mutluyum’ diyor. Biz, geniş toplumu vatan sevdamıza ikna edemedik. ‘İstanbul’a gideyim de orada öleyim’ diyenler oluyor. Kültürel aidiyetimizle, vatandaşlık aidiyetimiz arasına sıkışıp kalmış insanlar grubuyuz. En büyük endişemiz, geleneklerimizi ve kültürlerimizi kaybetmemek.”
-KORKMAYALIM-
Temel amaç, ‘azınlık’ olarak adlandırılan toplumlar konusunda bilgi eksikliğini azaltmak ve diyaloğu güçlendirmek, ama… Tam da bu noktada, çalışmalar sırasında önyargılarla karşılaşmanın nasıl bir his yarattığı konusuna da değinen Laki Vingas, “Yan yana olmayı başarabileceğimiz konusunda umut görüyor musunuz?” sorusuna şu cevabı verdi:
“30 yılı aşkın bir süredir, bu duvarlarla çarpışan ve ‘yıkmak için bir katkım olur mu?’ diye düşünen bir insanım. Duvarlar, bir kişiyle yıkılmaz zaten. Bazen, özellikle günümüzde, hâlâ beni şaşırtan ve çözemediğim engellerle karşılaşıyorum. Mantık yürütemediğim konular var. Gelecek nesilleri daha bilinçli yetiştirelim istiyoruz.”
-SESSİZ KALMAYIN-
Azınlıklara karşı nefret söylemlerini engellemek için yapılması gerekenler olduğunun da altını çizen Proje Sorumlusu Laki Vingas, sözlerini şöyle tamamladı:
“İki tip insan var; birisi kasıtlı, öbürü bilgisizlikten kullanıyor. Kasıtlı yapanın niyeti kötülük yapmak, tehdit etmek, ürkütmek… Bunu bazen yazılı basında da görüyorsunuz. Hukuki ve bilinçlendirme boyutu var, ikisi için de çalışmak lazım. Sessiz kalmamak lazım, susmak çözüm değil çünkü. Mutlaka sesinizi duyacak çok insan var Türkiye’de.”-Tamer Yazar-

Etiketler: / / / / / / / / / /

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ