Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 6,10 / Satış: 6,12
€ EURO → Alış: 6,59 / Satış: 6,61

“Hemşerim memleket nire…!”

Fatih Ertürk
Fatih Ertürk
  • 26.04.2018
  • 1.351 kez okundu

Hatay Antakya’nın Dutdibi mahallesinde bahçesinde hurma ağacı bulunan eski bir Antakya evinde dünyaya merhaba demiştim. Bugünkü Antakya’nın özünü oluşturan ve “Gerçek Antakyalı” diyeceğimiz ailelerden biri de benim ailemdi. Uygarlıkların beşiği, bin beşyüz yıl önce “Doğunun Kraliçesi” (Orientis Apıcem Pulcrum) olarak adlandırılan medeniyetlerin buluştuğu bir noktada dünyaya merhaba demek belki de şanslı olmaktı benim için.

Antakya’yı tanıyanlar bilir bizim meşhur bir Uzunçarşı’mız vardır. Romalıların Agora’sından, Osmanlının çarşısından kalma. Her köşesi buram buram tarih kokar. Dükkanınızı biraz genişletmek için kazmayı vurduğunuz her yerden ya sütun ya da taş levhalar çıkar. Zaten çarşının kendisi birinci derece SİT alanı bölgesiydi. Bir yanda ahilik bir yanda Dünya vatandaşlığı vardı bu büyük çarşıda. Ahilik vardı çünkü; “Allah’tan korkan, kuldan utanan” bir esnaf, dünyanın “kul hakkı” üzerinde kurulduğunu, “yalan, riya, hırsızlık, dolandırıcılık, haksız kazanç, rüşvet ve iltimasın” dinden çıkmakla eş anlamlı olduğuna inanılan ve böyle yaşanılan bir toplumdu burası. Hatay’ın gözbebeği, Antakya’nın kendisi olan Uzunçarşı’da yaşamak o zaman bir ayrıcalıktı. Benim babam ve dedem terziydi. Ben bir esnaf çocuğuydum. “Terziler çarşısında” bir esnaf çocuğu olarak “insan” olmayı “adam” olmayı öğrendim. En yakın iki çocukluk arkadaşımdan birinin adı “David” diğerinin adı “Abdulmesih” idi. “İspir”, “Azur” da komşularımızdı. Çarşımızın en sevimli simalarından biri “Simon Esad”, biri de “Cemil Bathiş” idi. Komşularımız “Naim”, “Refik” ve “Kamil” abilerimiz de öğleleri birlikte yemek yediğimiz can yoldaşlarımızdı. Büyük bir aileydik. Anne tarafından Şenköy’lü bir Türkmen, baba tarafından yerli bir Antakyalı olarak; Ermeni, Yahudi, Hristiyan Rum (Ortodoks) komşularımızla birlikte kocaman bir aileydik. Herkes kendi dilini konuşur, kendi inancını yaşardı. Bizim çarşıda sadece Ramazan ya da Kurban bayramı yaşanmaz; Paskalya, Noel, hamursuz bayramı da bizim tanıdığımız bayramlardı. Arap Alevi dostlarımızın adaklarını heyecanla bekler sofraya birlikte otururduk.

Sabahları “hayırlı sabahlar”, “sabahul hayr”, akşamları “hayırlı akşamlar”, “Saidi” birbirine karışırdı. Ermeni, Yahudi, Rum olsun her esnaf Cuma günü öğle zamanında dükkanını saygı için kapatır, her Ramazan’da iftar saatinde “darabasını” indirir evine koşardı. Komşusunun oruç tutuğunu bildiği için hiçbir Hristiyan ya da Yahudi komşumuz Ramazan’da gündüz bir şey yemez, hatta su içmez bu işleri dükkanın arkasında gizli bir şekilde yapardı. Babamın elini tutarak kiliselere düğünlere ve cenazelere giderdik. Onlar duasını ederken bizde “Fatiha”’mızı okur ya da geline altın takardık. Babam; “Osmanlı terbiyesidir bu oğlum. Birlikte yaşamak için önce ‘insan’ olacaksın sonra zaten ‘adam’ olursun” derdi.

Bir daha o günleri görür müyüz bilmiyorum ama bu kadar çok inancın ve dilin yaşandığı gerçek bir Türk ve Müslüman kentidir Hatay. Hoşgörünün, dayanışmanın, barışın ve kardeşliğin nefes almak kadar önemsendiği, yaşandığı bir memlekettir Hatay ve Antakya. İstediğiniz kadar, kışkırtın, istediğiniz kadar cehalete ve bilgisizliğe pirim verin asla değiştirip birbirine düşman edemeyeceğiniz güzel bir memlekettir Hatay.

Kırıkhan’da Şekerci Hamit, Reyhanlı’da Altınay’lar ve Altınözünde bizim muhtar, Arsuz ve ona bağlı Tülek köyü hem dostumuz hem de akrabamızdır. Çok büyük bir aileyiz biz Hatay’lılar.

Herşeyimizle gurur duyuyoruz. Türkiye’de yaşayan tek Ermeni köyü Samandağ Vakıflı köyü, üç dinin ortak buluşma noktası “Musa Ağacı”, uygarlığın ve rafine bir yaşamın merkezi “Seleukos” yani Samandağ, 2 bin yıllık “Daphne” ve “Apollon” mitolojilerinin yaşandığı eski adıyla Harbiye yeni adıyla Defne, İnanç ve tasavvuf kaynağı Beyazıd-ı Bistami türbesi, Antakya’nın iki simgesi “Silpius” ve “Orontes” yani Habibi Neccar dağı ve Asi ırmağı.

Barış Manço’nun bir şarkısı vardır. “Hemşerim memleket nere” diye. “Öğünmek gibi olmasın ama biz Hataylıyız” diye bağırmak geliyor içimden. Bu sevdiğim şarkının sözleri ile bu yazımı bitirmek istiyorum. Dostluk, sevgi ve barış dileğiyle…

“Kendimi bildim bileli yollarda tükettim koskoca bir ömrü

Bir uçtan bir uca gezdim şu fani dünyayı

Okumuşu, cahili, yoksulu, zengini hiç farkı yok hepsi aynı

Sonunda bende anladım hanyayı Konya’yı

Sanki insanlık pazara çıkmış ekmek aslanın ağzında

Bir sıcak çorba içermisin diyen yok

Dört duvarı ören çatısını kapatıp içten kilitlemiş kapıyı

Bir döşekte sana serelim buyur diyen yok

Kardeşlik ve eşitlik üzerine uzun uzun nutuklar çekip

Niye senin derin benden koyu diye soran çok

Kaşının altında gözün var diye silahlanıp ölüme koşarken

Kalan dul ve yetim ne yer ne içer diye soran yok

Barış garibim bulamadı çözümü oturdu etti bunca sözü

Gelin hep beraber anlaşalım diyen yok

Zaten paramparça bölünmüş ve yaşanmaz olmuş dünyamız

Daha fazla kesip bölmeye hiç gerek yok

Tek bir soru hemşerim memleket nire?

Dedim ya yahu bu dünya benim memleket

Hayır anlamadın hemşerim esas memleket nire

Bu dünya benim memleket

Tövbe, tövbe, tövbe”

Fatih Ertürk

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ