Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 5,75 / Satış: 5,78
€ EURO → Alış: 6,34 / Satış: 6,36

Hukuk Bizim Hangi Yanımızda?

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 26.08.2019
  • 731 kez okundu

Hukuk düzeni bir devletin karakterinin ölçüsüdür.
İnsanın bireysel karakteri düzgün ahlakla yücelir.
İster devlet, ister birey olsun, itibarı ahlaki karakter yapısıyla anılır.

Hakkın teslimiyeti, adaletin dağıtılması, hukukun korunması demokratik bir devletin sarsılmaz nitelikleri arasında en üst sıralarda yer alır.

Devletin teamülleri, gelenekleri, refleksleri hukuk çerçevesinde anlam bulur.
Hukuk, kişisel bir takım kişilerin emri altında şahsi amaçları uğruna aparat olarak kullanıldığı andan itibaren devletin demokrasiyle bağları sakatlanır.

Ülkemizde hukuk, adalet ve hak.. bu altın değerinde üç kavram her zaman tartışma konusu oluyor.
Özellikle yeni hükümet sistemi ile adaletin, hukukun hakkın demokratik normlarda tatbikine bir arpa boyu ilerleme sağlanamıyor. Hak tecelli etmiyor. Hukuk üstün tutulmuyor, Adalet zamanında dağıtılmıyor.

İnsanların adalete olan güveni yerlerde sürünüyor.

İnsanların en temel haklarından seçme ve seçilme hakkı üç büyük illerimizde askıya alındı. İnsanlar Van’da, Mardin’de, Diyarbakır’da mahkeme kararı olmaksızın İçişleri Bakanlığı tarafından dört ay önce HDP’den seçilmiş belediye başkanları görevlerinden alındılar.

Kamuoyunu meşgul eden bu tatsız olay günlerdir farklı bakış açılarından tartışılıyor.
Olağan üstü hallerde kullanılmasına çok fazla itiraz edilmeyen bu uygulamanın, olağan hallerde yeniden zuhur etmesi ne tür bir akılla izah edilebilir.

İddialar üzerine seçilmişlerin bir kararla görevden uzaklaştırılmasının hukuk devletiyle bağdaşır bir yanı yoktur.
Somut delillerle yargı karar vermişse, herkesin saygı duyması mümkündür. Fakat soruşturma evresinde hukukun vereceği karar olmadan ve o karar kesinleşmeden görevden alınmaları hukuk mantığına ve devlet aklına yerleştirmek çok zor.

Neden zor olduğunu izah etmeye çalışacağım.

Hafızamızı biraz tazelediğimizde 2013 yılından itibaren hükümetin planlayıp uygulamaya koyduğu çözüm süreci ve ardından yaşananlar akla gelir.

Bu süreçlerin en başında vuku bulunan Habur sınır kapısından davet üzerine geçirilen PKK’lı teröristlerden ve onlar için özel kurulan göstermelik çadır mahkemelerden bu yazıda bahsetmeyeceğim. Habur’daki maskaralık ve mizansen apayrı yazım konusu.

Küçük siyasi peyzajlara dikkat rica edeceğim.

Bu süreçte hükümetin Dolmabahçe sarayında bir taraftan hükümet üyeleri, diğer taraftan HDP’nin milletvekilleri ortak görüntü verdiler. Defalarca HDP heyeti PKK terör örgütünün elebaşı olan Abdullah Öcalan’la devletin görevlileri gözetiminde görüşmeler yaptılar. Öcalan’ın mektubunu Nevruz günü Diyarbakır meydanında okuttular. Güneydoğu’da Valilere Emniyet güçlerine PKK’lıları görmezden gelinmesi talimatı verildi.

Bunu fırsat gören PKK’lılar bir çok noktada hendekler açtılar, bombalı hain tuzaklar kurdular.

Yapılan etkili mücadele sonrasında Kahraman Emniyet Güçlerimiz teröristleri açtıkları hendeklere gömdü.
Yaşanan olaylar karşısında hükümet çözüm sürecini kaldırdı. HDP’nin bir çok milletvekili ile belediye başkanlarını hapse gönderdi.

Garabetin en zirve noktası, İstanbul belediye başkanlığı seçim yenilenme sırasında yaşandı. Bir gün ansızın postacının kapımızı çaldığı gibi, hükümet, adını sanını bilmediğimiz sözde öğretim üyesini sadece İmralı’ya göndermekle kalmadı, PKK terör örgünün bir numaralı başının mektubunun elçiliğini yaptırarak canlı canlı Televizyonlarda okuttu.

İkinci garabet bölücü başı Abdullah Öcalan’ın terör eylemlerinden hakkında kırmızı bültenle aranan kardeşi Osman Öcalan’ı devletin resmi kanalı TRT’ye çıkarma ve konuşturma cüretinin gösterilmesiydi.

Şimdi basitçe kafamızı iki elimizin arasına alarak sesli düşünelim:

Eğer seçilmiş belediye başkanları PKK’ya yardım ve yataklık yaptıkları iddiasıyla ,somut kanıt konulmadan görevden alınmalarına yetiyor ve yerlerine kayyum atanıyorsa..

PKK’nın bir numaralı canisini ziyaret eden ve mektubunun ulaklığını yapan adını sanını duymadığımız postacı öğretim üyesi ve onu görevlendiren kişiler de görevden alınarak yerine kayyum(lar) atanacak mı?
Yine PKK bölücü başının katil kardeşini TRT ekranlarına çıkaran her kim ise, somut kanıtla sabit eylemin bedeli sorulup kayyuma devredilecek mi?

Soruların cevapları için çok fazla zahmet buyurup kendimizi yormaya gerek yok aslında
Lakin hukukun guguk olduğu yerlerde, güçlü olan adaleti de, hakkı da, hukuku da keyif sofrasında yandaşlarıyla birlikte meze yapıp oburca tüketir.

[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ