Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 6,43 / Satış: 6,46
€ EURO → Alış: 7,08 / Satış: 7,11

Hukukumuz Arabesk

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 27.05.2019
  • 407 kez okundu

Hukuka sahip çıkmayan toplumun kendini nasıl biçimlendirdiğini hiç düşündünüz mü?

Yozluğun, yolsuzluğun, riyakârlığın hatta çirkefliğin toplumu bütünüyle nasıl sardığını merak ettiniz mi?

Evet diyorsanız, hukuk garabetlerine bakınız. Hukukun üstünlüğünü sahiplenme duygusundan mahrum bir toplumun zaaflarını hemen yakalayabilirsiniz.

Evrensel hukuk, devlet ile vatandaş arasında güvenilir sıkı ve seviyeli bağlılıktan söz eder. Hukuk, devletin “benliğinin, karakterinin ve ruhunun aynasıdır” tarifini yapar. Temel bakışta “Öngörülebilirlik”  üzerinden dikkat edilmesini norm haline getirir.

Hukuk düzenimizi bir türlü kuramadık. Kendimizi gereksiz tartışmalardan ve hukuksal çatışmalardan kurtaramadık.
Duayen hukuk üstatlarının rahle-i tedrisinde yetişmiş bilgin ve vicdanlı hukuk ordusu kuramadık.

Hukuk devleti olma idealini elden kaçırdık. Şimdi hukuk ihlallerinin seviyesizce beslediği hoyrat ve nankör çığlıklarının elindeyiz. Adalet ahlakının ve sorumluluk duygusunun tartışma konusu yapıldığı vahametin pençesindeyiz.

Arabesk kültünün hukuki ve siyasi tarafını yaşıyoruz.

Arabesk kültürünü-(Kültürsüzlüğünü) hepimiz biliriz. Müziği ile filmlerinde zengin ve muktedir insanın fakir ve güçsüz insanı ezmesini anlatır. İçeriğinde adaletin çiğnenmesinden, garibanların ezilmesine kadar uzanan acıklı ve ikiyüzlü riyakârlıkları işler. Öbür tarafında adaletsizliğe başkaldırı, kula kulluğa isyan var.

Genelde kul hakkının şeytanın aklına dahi gelmeyecek entrikalarla yendiğini sayısız örneklerle sergilerler.
Saf insanın hak talebinin mihriz düzenbazlar karşısında ezile ezile yok edilmesinin zalimliğini anlatır.

Son yerel seçimlerin bizim önümüze serdiği tablo, arabesk örgüsünün siyasi versiyonunu çağrıştırdı.

Özellikle son zamanlarda hukuki tartışmaları, siyasi çekişmeleri yoğunluklu şekilde TV. Ve sosyal medya ekranlarında uzmanları izleyerek, okuyarak, dinleyerek hukuk ve siyaset öğrenir hale geldik.

YSK’nın kararını açıkladıktan sonra tartışmalar tekrar alevlendi. Çünkü karar her ne kadar 7 ye 4 oy çokluğuyla iptalini içeriyorsa da, bu hükmün adalet içerdiği şüphe götürmekte. Çünkü YSK’nın önceki içtihatları ile çelişen birden çok ayrıntı var.

Birinci ayrıntı 2016 yılında referandum seçimleriyle alakalı. Sandık kurulu üyelerinin dağıttığı seçmen pusulası ile zarfların mühürsüz olmasının iptal sebebi sayılması gerektiği yönünde yapılan itirazları ’seçmen iradesi her şeyin üstündedir, dolayısıyla seçmen iradesi sakat bırakılamaz’’ gerekçesiyle ret etmişti.

İkinci ayrıntı sandık kurullarının oluşma biçimiyle ilgili. Aynı sandık kurulu üyeleri daha önceki seçimlerde aktif görevlendirilmiş kişilerdi. Bu bağlamda sandık kurulu başkanlarının veya üyelerinin görevleriyle ilgili önceki seçimlerle ilgili bir maraza oluşmamışsa bu dönemde nasıl maraza var denilebilir?

Ayrıntılar üzerinde birçok çelişkiler ve tutarsızlıklar yazabilirim. Fakat biraz da bu hükmün siyasi yansımalarına değinmek istiyorum.
İster özel hayatta ister hayatın diğer satıhlarında olsun; en büyük ayıp iftirada bulunmaktır.

Bu iftira oy hırsızlığıyla ilgili bir mevzuyu teşhir amacıyla yapılıyorsa, bir lahzada ispat edilmesi mecburidir. Bu ispatı yerine getiremeyenlerin bu lekede bir ömür yaşamak zorunda kaldıkları tarihimizde bir örnekle anlatmak istiyorum:

Rahmetli Demirel’in ‘’Tespih çeken parmak ile tetik çeken parmak aynı olamaz’’ sözü vardır. Zaman içerisinde her iki parmağında tetik çektiği ispatlanınca; ‘’Evet haklısınız. Ben şunu öğrendim bir iddianızı ispatlayamazsanız, sizi gölge gibi mezara kadar takip eder. Bedelini sadece ben değil, tüm Türkiye ödemiştir. ’’ demiştir.

Seçimlerde oy çalınmadığı yönünde resmen en yetkili kurul tarafından açıklandı. Bu iddiayı gündeme taşıyan siyasiler, gazeteciler, yandaşlar vs. tevil etme acziyle karşı karşıyalar.

Elbette bu iddianın hukuki ve siyasi boyutunun ötesinde bir de vicdani boyutu var. İftira ayıplı bir teşhirin yanı sıra taşınması güç bir günahtır. Esas hırsızlık başkasının emeğini çalmaktır. Seçmenin iradesini yok saymaktır. Bu bühtanın lekesi merhum Demirel’in dediği gibi, ömür boyu atanın sinesinde leke olarak kalır.

Siyasetin yozlaştığı, seviyenin yerlerde süründüğü kahırlı bir süreç içerisindeyiz. Hukukun siyasi bir aparat gibi kullanıldığı öngörülmez sancılı kararların karanlıklarındayız. Bu sancılar bana arabesk tarzı bir düzenin zalimce bestelenen şarkılarını dinletme nobranlığını dayatması sebebiyle eziyet çekiyorum.

Çektiğimiz bu sancıların bana sağlıklı doğumu müjdeliyor olmasını umuyorum.

Gördüğüm kadarıyla benim kaygılarımı alaylı, mektepli ve düşünen sayısız vatandaş da taşıyor. Onlar da eziyet çekiyor.
Bu kaygılar daha nereye kadar sürer sorusuna cevaben, Haziranın yirmi üçünden sonra her şey daha güzel olacak demek istiyorum. [email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ