Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 7,53 / Satış: 7,56
€ EURO → Alış: 8,92 / Satış: 8,96

İdeolojiler, Siyasi İslam ve Türkiye

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 20.07.2020
  • 860 kez okundu

İdeolojiler , zihinlere yerleşmede en uygun ortamı ,yeterli düşünce üretemeyen toplumlarda bulurlar. Çünkü düşünce üretmekten imtina eden zihin, sorgulama zahmetine girmez. Hakikat arayışında bir nevi kendini tecrit etmiş gibi yaşam tercih eder.

Kendi yaşam çizgilerine yakın buldukları söylemleri toptancı yaklaşımla benimser.

Başka ayrı sınıflar vardır ki; düşünce üretebilecek kabiliyete sahiptir. Menfaat odaklı bir çok esnek zihne sahip olurlar ve hakim ideolojik ortamı destekliyormuş gibi davranırlar.

Hangi ideoloji olursa olsun ihtiyatlı yaklaşmanın ötesinde o ideolojilerin içeriklerini, kapsamlarını ve hedeflerini öğrenmeden körü körüne bağlanmak hem birey hem de toplum için fayda getirmez.

Her şeyden önce, ideolojiler, insanlığın ortaklığını bombalar, kesin ayrımlarla “biz ve onlar” yaratır: Tek bir öncülden türettikleri her şeyi ve her oluşumu sadece yandaşlarını tatmin edecek düzen oluştururlar.

Bu her ideoloji için geçerli bir tezdir.

Bizim ülkede özellikle son zamanlarda İslami ideolojik söylemleri sık sık gündeme geldiğinden bu konu üzerinde birkaç satır yazmak istedim.

Çünkü dini inançlar yüzyıllardır istismar edilerek kullanışlı ve katı ideoloji haline getirildiler. Yöneticiler ideolojilerini dini inançlarla motiflenmiş ambalajlarla toplumu yönetmenin kolaylığını keşfettiler.

Fakat bu keşifler, toplumların ilerlemesinin önünü tıkadı. Dini referanslar baz alınarak toplumsal sorunları çözme eğilimi, günümüz dünyasıyla uyuşmuyor. Çünkü din, kendi ulvi mecrasından kotarıldığında siyasi ideolojik haline getirilir insanlara dayatıldığında yaratıcılık körelir. Özgür akılın üretkenliğine ket vurulur.

Bugün İslam dünyasını tasvir ettiğimizde, gözümüzün gördükleri bu acı veren tablolar değil mi?

Bu bağlamda İslam coğrafyasında okumayan, fikir üretemeyen yaşadığı dünya dinamiklerin farkında olmayanların varlığı tam da iktidarı elde tutan açıkgöz yöneticilerin hayal ettiği topluluk sınıfına giriyor.

Uygun zamanda seçmenlerini diledikleri istikamete yönlendirebiliyorlar.

Ne acıdır; memleketi dört başı mamur ve bayındır etmek gibi dertleri yoktur. Ülkeyi kalkındıracak, adaleti sağlayacak, tüm vatandaşlara eşit yaklaşacak iradeden yoksunlar. Milli ve doğal zenginlik onlara çok anlamlı gelmez, para kazanma hırsı sınır tanımaz.

Yeri gelince fetvanın, yeri gelince hukukun amaca uygun karar vermeleri sağlanır. Bu sayede emelleri hasıl olur.
Nitekim geçenlerde Danıştay’dan, daha önceki kararlarına aykırı olmasına rağmen Ayasofya’nın müze statüsünden kaldırılıp ibadete açma yolunda alındığını biliyoruz.

Hayırlı olsun.

Dün, Erdoğan 2019’da, “Ayasofya’ yı açacak kadar istikametimi kaybetmedim. İstanbulluların ilave bir camiye ihtiyacı yoktur siz önce Sultan Ahmet camisini doldurun’’ dediği zaman alkışlayan taraftarlar bugün Ayasofya açılınca yine alkışlamaları tuhaf gelse de ,söz konusu dini duygular olunca, söylem ve eylemlerdeki çelişmelere değer yargılarıyla bakılmıyor.

Elbette bu söylem ve eylem çelişkileri sadece Ayasofya’nın açılma süreciyle sınırlı değil. Gündemden hiç düşmeyen,

Dine muğayyir bir çok ahlaki değer umursanmadığı gibi, erdemlerin de, faziletlerin de içi boşaltılıyor.

Haksızlık, hukuksuzluk, iftira, kayırma, eşitsizlik, keyfilik, yolsuzluk, usulsüzlük gibi İslam’ın ruhuna aykırı olan kavramlar, dine bağlı olduğunu iddia edenler tarafından uygulanıyor.

Yoksulluk, yasaklar gibi insan onurunu rencide eden kavramlar istismar edilmek üzere kullanılıyor.

Aldatma siyasi İslam’ın portesinde sol anahtarı gibi yerleşmiş.

Aldatma deyince aklıma düştü, akıllara ziyan somut bir örnekle yazımı bitiriyorum.

Diyanet Başkanı tarafından üfürülen ‘’Fakirlik Allah’a yakın olmaktır’’ telkini, insanı aldatmanın bin bir yollarından biridir. Bizzat kendisi lüks içerisinde hayatın tüm konforlarından faydalanıp, vatandaşı fakirliğe mahkumiyeti ‘’Allah’a yakınlık’’ ile izah etmekle kulları aldatmış olmuyor mu?

İslam coğrafyasında bütün ideolojiler din kisvesiyle ambalajlanır ve bu sayede siyasi İslam ideolojisi ortaya çıkar.

Bu ideolojinin anti tezi laiklik ilkesidir.

Laiklikten uzaklaştıkça özgürlükler ,dolaysıyla ilerlemeler, sizlere ömür.

[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ