Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 5,71 / Satış: 5,73
€ EURO → Alış: 6,33 / Satış: 6,36

İstanbul Seçimleri ve Mitolojik Bir Öykü

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 01.07.2019
  • 297 kez okundu

Siyasi tarihimizde pek de alışkın olmadığımız yüksek tansiyonlu bir yerel seçim serüveni yaşadık. ’Hiç bir şey olmadıysa bile, mutlaka bir şeyler olmuştur’’ söylemi ile gün,gün yeni gariplikler ve ilkesizlikleri karşımıza çıkardı.

Neticede 31 Mart’ta duymamazlıktan gelinmek istenen halk haykırışı, 23 Haziranda koca bir çığlığa dönüştü. İktidar bileşenlerinin kulaklarına mıhlandı.

Siyaset biliminde sonsuz döngüler vardır. Onun için siyaset bilimden ziyade bir sanat dalıdır. Eğer sadece bilimden ibaret tarif edilseydi, nice nice siyaset bilimci akademisyenler devletlerin başına geçebilirlerdi. Siyaset akademik olarak teori ile bizlere birçok konu başlıklarını izah etmede rehberlik eder, tarih, sosyoloji, psikoloji gibi ana dalları öğretir. Lakin acemilik dönemi, kalfalık, dönemi ve ustalık dönemi halkın içinde halk ile beraber uzun soluklu meşakkatleri geçerek elde edilir.

Bugün ülkemizde siyaset anlayışının sığlığı son 17 yıldan bu yana ilk defa bu kadar orta perdeden yeniden konuşulmaya başlanıyor. Bu tartışma ortamının yeniden canlanabilmesi 23 Haziranın İstanbul özelinde Ekrem İmamoğlu’nun millet ittifakının kahir ekseriyetle kazanmasıyla oluyor.

Ne kadar çok değerleri ıska geçmişiz demeden kendimi alamıyorum.

Örneğin, sevgi dilini ne kadar çok özlemişiz. Birleştirici cümlelere ne çok hasretmişiz. Barış sözcüğünün anlamını nasıl da yeniden hissetmişiz. Umudun gücüyle, insanın yeniden maviliklere sürebileceğini bilmesi ne muhteşem bir duyguymuş.

Kucaklaşmaya, birleşmeye ne kadar özlem duymuşuz. Bizleri biz yapan bu değerlerin ne kadar insani olduğunu fark ettiniz mi? Sanki yeniden hayat bulmuş gibi sevinç yüzümüze geldi.
Bu anlatmaya çalıştığım düşünceler millet ittifakının seçim sonrasının çok cüzi bir özeti. Cumhur ittifakı için bu duygular üzüntü bulutları ile kaplanmıştır.

Demokrasinin sağlıklı yürüdüğü ülkelerde sandık önemli bir faktör, fakat yeterli bir faktör değil. Yılların tecrübeleri rehberliğinde, uzun deneyimler sonucunda damıtılarak imbikten süzülmüş kazanımlarla destek görmesi gerekir.

Hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrımı, bağımsız yargı, özgür basın, hür sivil toplum örgütleri gibi ana damarların sağlıklı çalışma ortamı zorunludur. Bu kurumlar modern devlet anlayışının temel taşlarıdır. Taşlar yerinden sökülürse çağın nimetlerinden faydalanmamız mümkün olmaz.

İçinde bulunduğumuz süreç bizleri çağın nimetlerinden mahrum, çağdışı uygulamalara da mahkûm bıraktı.

Her şey bir kişinin iki dudağı arasına bırakıldı. Onun her söylemi adeta kutla addedildi. Oysa siyaset teori ve deneyimleri bizlere, dünyada tek başına bir devleti yönetecek bir dehanın olmadığını yazar. Ya bağımsız kurumlarıyla yıldızları parlayan ve yükselen bir ülke inşa edersiniz, ya da bir başkanın tek başına vehimli kararlarıyla üstünde bulutlar dolaşan bir ülke yaratırsınız.

Batı kurumlarıyla parlak devletler yarattı. Doğuda ise tam tersi, devletler hala otoriter anlayışları söküp atmadı.

Batı yöneticiyi kutsayan çiğ anlayışı yaklaşık iki yüz sene önce tarihe gömdü. Doğu hala yöneticisine kutsiyet atfediyor. Ondan büyük keramet bekliyor. Kerameti özgürlüklerin, bilimin, hukukun ve ahlakın yol göstericiliğinde olduğunu kavrayamıyor. Birleşmenin, kucaklaşmanın birlikteliğin erdemini fark edemiyor.

Konunun yerel seçimlerden genel siyasi mecraya geldiğinin farkındayım. Genel manada meramımın daha iyi anlaşılması için mitoloji tarihinde adı sık geçen Prokrutes’ten bir öykü anlatmak istiyorum:

Prokrutes bir tanrının oğluydu. Kendini kutsal sayıyordu. Her hareketinin devlet yararına olduğu savıyla tartışmasız kabulünü istiyordu. Bir han yaptırmıştı. Bu hana gelenleri önceden soyar, sonra yatağa yatırırdı. Eğer yakaladığı kişi uzun ise, kısa bir yatağa yatırır, uzun gelen bacakları keserdi. Eğer gelen kısa boylu ise, uzun bir yatağa yatırır ve bacaklarını zincirle çekerek uzatırdı.

Ölçülerini kendisinin belirlediği boyda ve şekilde uysal insan yetiştirmek ana hedefleri arasındaydı.

Mitolojiden esinlenerek, siyaset biliminde devlet derinliğini simgeleyen bu kurallara ‘’Prokrutes Yöntemi’’ deniyor. Kutsal devlet kavramı için her hareketi vatanperverlik sayan bu yöntem daha da kutsallaştırıldı.

Bu yöntem ve kavram öyküsünü mitolojiden alıyordu.

Prokrutes’in kafasında ‘’Ben devletim, bu millet te benim’ ’anlayışı hakimdi. Güç zehirlenmesine girmiş, kibir tavan yapmış bir şekilde, köpürdükçe köpürüyordu. Etrafında ona bu yolun yol olmadığını söyleyecek cesarette kimse yoktu. Her ne kadar kendisini tanrının oğlu olduğu savıyla istediğini yapmayı kendinde hak görse de, bunun ebedi sürdürülemeyeceği muhakkaktı.

Nihayetinde hudut aşırı şekilde aşıldığında, meydana adalet tanrısı Thesus çıka geldi. ’’Ferasetli millet, bağımsız devlet’ hükmünü koydu. Prokrutes’i önce kısa bir yatağa yatırıp, bacaklarını kesti. Sonra uzun bir yatağa yatırıp kesik bacaklarını uzatarak cezasını verdi.

Adalet tanrısı Thesus, milletin tercihini sordu, millet de, mavilikleri çağrıştıran denizler tanrısı Proteus’u seçmek istediğini söyledi. Proteus, dipten gelen dalgalar eşliğinde yönetime seçilerek geldi.

Kısadan hisse: Tarih tekerrürden ibarettir. Mitolojik te olsa, olaylar farklı coğrafyada, farklı zamanda yaşanmış ta olsa, benzer sahneler hayatın gücüyle tekrarlanıyor.

[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ