Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 7,29 / Satış: 7,32
€ EURO → Alış: 8,58 / Satış: 8,61

İstanbul Sözleşmesi ve Siyasi İnkâr

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 13.07.2020
  • 352 kez okundu

Siyasi emellere ulaşmak için meşru görülerek kullanılan yanıltma, inkâr, sözden dönme gibi açık veya kapalı manevralar, yazılı tarihin en başından itibaren yaşamımızda yer almıştır.

Bu tür manevralar zaman zaman, siyasi meselelerde kullanımı savunulabilir olarak görülmüştür. Bu konular hakkında ilgilenen bazılarımız, meselenin siyasi düşünce geleneğimizde yer tuttuğuna şaşırabilir.

Siyaset sahnesinde sergilenecek gösteriler için biçilen rol kimseyi şaşırtmasın. Çünkü siyasi eylem denilen yapının doğasında, düşünce ve sözler kullanarak her türlü olguyu inkâr edebilme becerisini bulundurur.

Ancak imzasını inkâr edecek kadar manevra kabiliyetine erişen kimseyi tanımamıştım. Üstelik AKP genel başkan yardımcısı, kendi elleriyle hazırladıkları; 2011 yılından itibaren İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi”ni hedefleyen anlaşmayı fesih edip imzayı geri çekeceklerini açıkladı.

Hatırlayacaksınız, AKP üyeleri bu anlaşmanın Türkiye’nin yüz akı olduğunu, kadınların hukuken erkekler karşısında çağdaş ülkelerde olduğu gibi korunduğunu her platformda dile getiriyorlar, anlaşmayı büyük bir coşkuyla yere göğe sığdırmıyorlardı.

Ani bir kararla Sayın Numan Kurtulmuş söz konusu anlaşmayı ‘’halkın talepleri doğrultusunda’’ feshedeceklerini açıkladı.

Hayretler içinde kaldım. Bu aktif inkâr becerisine ancak hayretler içerisinde şapka çıkartılır(!)

Hangi halkın ne zaman ve nerede böyle bir talebi olmuş?

Gerek aile içinde gerekse dışarıda-sokakta veya sosyal medyada, kadınlara yönelik fiziki –yazılı-sözlü şiddetin hız kesmeden devam ettiğini görmeyen var mı?

Bunları önlemekle sorumlu ve yükümlü kurumların duyarsız kalmaları kabul edilemez.

Türkiye’de kadın, maalesef sık sık siyasetin kullandığı malzeme olarak görülüyor. En çok kadınlara verilen sözlerin altı doldurulmuyor.

Öte yandan dini Saikleri gerekçe gösterilerek nice kadınlar, hakları yok hükmünde yaşıyorlar. Erkeğe itaati dini buyrukmuş gibi dayatarak kadınların, duygusal ve zihinsel işlevleri köreltiyor.

Oysa kadınların yaşamın her köşesinde erkeklerle eşitliğin de ötesinde yaşamaya hakları var. Çünkü kadının toplumsal yaşamda pozisyonu iki misli daha ağırdır.

Evvela şunun altını çizelim: politik bir söylemle kendi toplumsal sınıfı bir yana, bir ev kadını, bir erkek işverenin mülksüz çalışanıdır. Özellikle mahalle baskısının hüküm sürdüğü hanede, bağımsız bir ücretli işçi bile değildir.

Kadın omuzlarına evini çekip çevirmek ve çocuklarını yetiştirmek gibi ağır yükler bindirilmiştir. Dolayısıyla kadının kendi geçimini sağlama özgürlüğü ya kendi evinde bir tür kölelikle ya da ailesinin dağılma tehlikesiyle yüz yüzedir.

Tipik bir ev kadını evliliği dağıldığı zaman mülksüz çalışan sefil bir hale geliyor. Kadının erkeğe bağımlılığı günümüz dünyasına yakışmıyor.

Kadın, özgür bir birey olarak yetiştirilirse insanlığa sunacağı sınırsız hizmetler üretir. Amerika uzay dairesinde Türk kadın uzay mühendisi Prof. Emel Doğan iyi bir örnek teşkil eder. Avrupa’nın birçok ülkesinde kadın siyasetçiler önemli yüksek mevkilere geldiler ve insanlığa katma değer yaratıyorlar.

Gel gelelim bize: Kadınlara politik cephede (bunlar hala erkelere ait cephelerdir.) ileriye gitmelerine müsaade edilmiyor. Üstelik kadın hareketi ne zaman siyasi bir cepheye girse, ancak hümanist amaçların somut hedefleri gerçekleşebiliyor.

Diğer hedefler büyük ölçüde erkeklerin insaf duvarlarının ardında hapsedilmiş. Ancak erkek keyfe keder lütfederse, gerçek veya sembolik olarak hedeflerine doğru yürümelerine izin veriliyor.

Türkiye’de kadın, akademisyen, avukat, doktor, hâkim, savcı, öğretmen vs. birçok prestijli mesleklerde en az erkekler kadar başarılıdır.

Ancak ülkemizde yaşayan birçok hanede kadın, insan haklarından mahrum şekilde erkek baskısı altında yaşıyor.

İstanbul sözleşmesi bütüncül olarak kadını, erkek tasallutundan koruyucu hükümler içeriyordu. Hukuken kadını, erkek şiddetinden korumasını içermekteydi.

Bu sözleşme bir bakıma medeniyete ortak olabilmenin vesikasıydı.

Bugün geri dönüş beyanı; dokuz yıl önce yazılan ve imza ile tasdik edilen bir sözleşmeden dönüş, medeniyetten kopuşun yanı sıra siyasette erkekler dünyasının güvenilmezliğini tescil anlamını taşır.

Yeter, düşün artık kadın hayatının yakasından.

Kadınları rahat bırakında zarif bilançolarını kendileri oluştursun.

Lakin erkeklerin ayrımcılık damlayan kalemleriyle yazdıkları kendi bilançolarında inkâr, otuz iki dişini gösterip sırıtıyor.

[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ