Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 6,75 / Satış: 6,78
€ EURO → Alış: 7,29 / Satış: 7,32

“Kendi ülkesine kıyanların itirafı; Özgürlük bize hiç bir şey getirmedi…!”

Fatih Ertürk
Fatih Ertürk
  • 28.02.2020
  • 531 kez okundu

Suriye’nin, asırlar öncesinin kültürünü taşıyan kadim halkının çektiği içler acısı trajediyi ne anlayabilmek mümkün, ne de anlatabilmek.

Aslında bu toprakların hikayesi çok eski. Kadim Suriye halkının yüzünün güldüğü tek dönem; Araplar’ın “Zennube” adını verdiği (d. 240- ö. 274’ten sonra), 3. yüzyılda Suriye’de hüküm süren Palmira İmparatorluğu’nun Kraliçesi ve Kral Septimius Odaenathus’un ikinci karısı Zenobia döneminde yaşanan uygarlığın ve refahın parladığı o yıllar.

Hani IŞİD militanlarının bombalarla ve dozerlerle yerle bir etmeye çalıştığı o güzel Palmira imparatorluğunun son kalıntılarını hatırlayın. O yıllarda bir dönem; Suriye, Lübnan, Filistin, Mısır ve Anadolu’nun güney ve doğu bölgeleri, Suriyelilerin kontrolündeydi. Anadolu’ya bile yön veriyorlardı.

Geçtiğimiz gün uluslararası bir ajansın Suriye ile ilgili röportajına bir göz attım. Bölgede canla başla görev yapan uluslararası yardım kuruluşu Malteser’in Ortadoğu Bölgesi Yöneticisi Janine Lietmeyer’in söyledikleri çok dikkat çekiciydi; “Çok açık söylemek gerekirse, çatışmanın tarafları ve uluslararası toplum buna dur demezse, bu insanlar donacak ve açlıktan ölecek.”

Hatta Türkiye sınırına yığılan çok sayıda Suriyelinin, ısınmak için eşyalarını ve giysilerini yaktığı haberleri geliyor. Bir insan, sadece bir anlık ısınmak için nasıl üzerindeki giysiyi yakmak zorunda kalır, anlamak zor. Ama çekilen ıstırabı da ancak böyle anlayabilirsiniz.

Bir de Suriyeli bir isimle konuşulmuş. İdlip’li bu insanın hikayesi roman gibi. 3 çocuğu ve akrabaları ile İdlib’den ayrılan 32 yaşındaki Ahmet anlatıyor;
Önce mahallemiz bombalandı. Oradan ayrıldık. Sonra o bombalamalar giderek arttı ve biz, bir kez daha yollara düştük. En son, geçtiğimiz Cuma gününe kadar sürdü, sürekli yer değiştirmelerimiz ve en sonunda, her şeyi geride bırakıp kaçmaya karar verdik. Menbiç yolunda birçok güvenlik noktasında durdurulduk. Aralık ayından bu yana 1 milyon kişi kaçmış, bizim gibi.”

Çektiği sıkıntıları ve acıları anlatıyor Ahmet, bir de nasıl hayatta kaldığını;
“Suriye’de iktidar ve güç hep el değiştirir. O yüzden de fikirlerinizi çok paylaşmazsınız. Bu da sizi hayatta tutar”.

Peki; her şey bittiğinde, yani eğer emperyalist ülkelerin bir memleketi talan etmekten vaz geçmeleri durumunda gidenler geri döner mi? Ahmet buna kısa ve net bir yanıt veriyor;
“Her şey daha kötüye gidiyor. Bu defa geri dönmeyeceğiz.”

Peki Ahmet ve onun gibiler nasıl bu hale geldi…?

Nasıl Ortadoğu’nun en modern ülkelerinden birini söyle enkaz haline getirdiler…?

Bir ülkeden vazgeçmek bu kadar kolay mıydı…?

Ve Ahmet bütün bu aldatılmışlıklara tarihi bir yanıt veriyor;
“Bu özgürlük bize hiçbir şey getirmedi. Şu an sahip olduğumuz tek şey yoksulluk, yüksek fiyatlar ve evsizlik”.

Buradan çıkarılacak ilk ders; eğer etnisetinizi, inancınızı, kimliğinizi bir başka insanın sahip olduğu kimliğe ve inanca düşman hale getirip bunun üzerinden kavgaya başlarsanız; önce ülkenizi, sonra onurunuzu ve hatta namusunuzu, sonra da canınızı kaybedersiniz.

Ülkenize, kentinize, mahallenize sahip çıkın…

Gidecek başka bir yeriniz yok, başka bir ülkeniz de yok. Her şeyinizi kaybetmek istemiyorsanız;
“Önce barış, sonra huzur, sonra kardeşliğinizden asla vazgeçmeyin…!”

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ