Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 8,28 / Satış: 8,31
€ EURO → Alış: 10,07 / Satış: 10,11

Kendimizi Ne kadar Tanıyoruz?

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 03.05.2021
  • 231 kez okundu

‘’Kendi kendini tanı’’, der Sokrates.

Biz insanlar kendi ruh derinliğimize ne kadar hakimiz?

Kendimizi tanıyacak, hatalarımızı düzeltecek, kusurlarımızı giderecek genel bilgilere sahip olmakla beraber neden hala biteviye aksak yanlarımızı düzeltemiyoruz?

Bu sorular üzerine yüzyıllardır sayısız düşünceler üretti insanoğlu. Cevaplar aradı ve buldu. Ama insanoğlu, kendi değerlerini kemirmeye devam etti. Özünü sorgulamaktan çekindi, İçsel zenginliğini genişletecek hamleler yapmak yerine, kendi kurduğu dışsal görünüm tuzağına yöneldi.

Dünya hayatının her alanına temeller kuran insan, bu temelleri yıkmaya çalışan yine aynı insan. Zayıfları ezmenin insan erdemine yakışmadığı felsefesini yaratan da, bu erdemi ayaklarıyla çiğneyen de aynı mahlûkatların kuşakları.

İnsanoğlu bu dünyanın hem efendileri hem de zorbaları. Güçlüler bir taraftan zayıflara yardım eder diğer taraftan bu zayıfların emeklerini çalar.

Çelişkiler, hatalar, kusurlar insanın doğasında var. Bu doğayı bütünüyle değiştirmek imkânsız. Belki de azaltmak mümkün.

Ama nasıl?

Sokrates’in dediği gibi kendi kendimizi tanıyarak. Bizim tasavvuf felsefemizde öğrendiğimiz gibi nefsimizi terbiye ederek.

Kaba taraflarımızı yontmanın cesaretini, keskin yanımızı törpülemenin iradesini, sivri çıkışlarımızı durdurmanın kuvvetini kendimizde bulabildiğimizde yol kat etmiş oluruz.

Kalbinde sevgi olmayanlara söyleyecek sözüm olmaz. Onların ıslah edilmesi zordur. Çünkü bütün aksayan yönlerimize rağmen bizi hayata bağlayan en büyük güç sevgidir.

İçlerinde sevgi olanlar ağır ve büyük yükleri omuzlarında taşırlar. Yorgunluğu hoş görürler. İnsani duyarlılıkları çok gelişmiştir. Vazifelerine dört elle sarılırlar. Böylece ruhun derinliklerinde yeni merhalelere, özlerindeki cevherlere varırlar. Bu cevherler, faziletli hayatı doğuran asalet pınarlarıdır.

Bu pınarlar safilik, duruluk bakımından eşsizdir. Parazit, asalak, sülük gibi mikroplar barınamazlar. Çünkü bu pınarlar sadece adalet, merhamet, şefkat gibi yücelikli duyguların yoğunlukları ile akar. Dolayısıyla mikrop gurupları alçak seviye sınırlarında kalırlar.

Hayat yolculuğumuz bin bir çileyi, bin bir sevinci, bin bin bir çözümü barındırır.

Zaman olur ki yolumuzda uçurumlar açılır. Zaman olur ki o uçurumlar aşılır. Zaman ola ki bize nimet, zaman ola ki külfet gelir. Gün gelir kazandığımız zaferle baştanbaşa neşelenir, gün gelir kaybettiğimiz yenilgiyle başımızı taştan taşa vurmak isteriz.

Gerçeklik duygusu bazen kaybolur hayal kırıklığına dönüşür. Sonsuz döngülerle geçen hayatın, hedeflerini kaybedince telaş edecek, şaşıracak, belki azap içinde buhranlar geçirecek “beklediğim bu muydu” diyerek hayal kırıklığına uğrayacaktır.

Ama ne olursa olsun, insanın kendini tamamlamak için attığı her adım bir gayrettir.

Olgunluğa giden uçurumlu yollar arasında köprüdür; İrade kuvvetine ve terbiyesine ulaşmak için yapılan hamledir. İnsanın kendini aşması ve insanlara olumlu tesir etmesi için enginlere açılmasıdır.

Ruhu, zekâ kalesine kapanıp kalmaktan, cahilliğe, bencilliğe kul olup eziklikten, umudu zindanda bırakmaktan kurtarmaktır.

Umut, yüzlerce hayal kırıklığının ardından ruhumuzu sağaltan sihirli merhem değil midir?

Yeis dehlizine düştüğümüzde, üstümüze çektiğimiz teskin edici yorgan gibidir umut.

Evet, ‘’Kendi kendini tanı’’ dedi Sokrates. Çünkü biz insanlar noksanız. Noksanlarımızı ancak kendimizi tanıyabilmek amacıyla ruhumuzun derinliklerine inme becerisini gösterebilirsek bir nebze giderme imkânını bulacağız.

Bilinmezlerle yoğrulmuş yollar üzerinde hayat talimleri yapan bizler, bildik kötücül taraflarımızı düzelttiğimiz ölçüde asaletin yüceliğine erişebileceğiz.

[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ