Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 5,71 / Satış: 5,73
€ EURO → Alış: 6,33 / Satış: 6,36

“Kimden yanasınız…! Eli kanlı teröristten mi…!”

Fatih Ertürk
Fatih Ertürk
  • 06.09.2018
  • 971 kez okundu

“Şimdi bu kadar sorun varken, kriz yaşanırken İdlip de nereden çıktı çok mu önemli” dediğinizi duyar gibi oluyorum.

Ancak bölgede yaşamış ve sınırda yaşamanın gerçekliğini içinde hissetmiş biri olarak bu sorunun ülkenin geleceği kadar önemli olduğunu söylemek isterim.

Bakın; İdlip aslında Osmanlı döneminden bu yana Antakya’dan Halep ve Şam’a gidecek olanların bir geçiş noktası.

Memleketim olan Hatay’ın hemen sınır kapısı olduğu gibi, İdlip hapşırsa Hatay’ın nezle olacağı gibi bir söylem de yıllardan beri halkın arasında. Ancak emperyalist ülkelerin kimi zaman gönüllü kimi zaman gönülsüz olarak Türkiye’yi de yanlarına alarak başlattıkları Suriye iç savaşında dönüm noktalarından biri İdlip sorunudur. Suriye’yi işgal eden eli kanlı, yürek çıkaran, kafa kesen acımasız militanlar (ki bu militanların sadece yüzde 30’u Arap’tır. Yemen, Libya, Mısır ve Tunus’tan gelenler dahil bu Arapların içindeki militanların yüzde 10’u Suriyeli’dir. Geriye kalanlar; Afgan, Pakistan, Kırgız, Kazak ve Çeçen ve Çerkezlerden oluşuyor. Bunların büyük bir çoğunluğu da lejyonerlerdir. Aynı ÖSO gibi; ne kadar para o kadar cihat) için son durak İdlip’tir.

Aslında Türkiye; Suriye toprakları içinde PKK’yı önleme adı altında yaptığı operasyonlarda Cerablus ve Afrin’de bölgeyi birazını kendi derlediği birazını da bölgedeki cihatçı güçlerin katılımıyla gerçekleşen bir “Siyasal İslam Ordusu”’na teslim etmiştir. Hatırlarsanız CNN Türk’ün bayan muhabiri bölgeye röportaj için gittiğinde “türban” takmanın zorunlu olduğu hatırlatılmış ve öyle görev yapmışlardı. Şeri hükümlerin bölgede geçerli olduğu ilan edilmiş ve “Müslüman Kardeşler”’in bölgede bir devlet kurma girişimi AKP’nin de teşvikiyle gündeme gelmişti.

Şimdi İdlip’te 60 bin silahlı El Kaide militanı (Bakmayın size El Nusra ya da Ahrar-u Şam gibi isimlere. Bu teröristlerin kaynağı IŞİD yanlısı El Kaide’dir) bulunmaktadır. Bölgenin militanlarla birlikte toplam nüfusu 3 milyonu biraz geçmiştir. Bölgedeki 60 bin silahlı militan birkaç yıldır İdlip’te toplanmış olan cihatçılar ve silahlı gruplardan oluşuyor. Bunların asıl amacı Suriye içine dağılarak bireysel veya küçük hücreler halinde eylemlere başlamak ve Suriye’yi “İhvanı Müslimin” adı verilen Mısır’da başarılamayan bir “Selefi Devlet” konumuna getirmektir. Bunlar Türkiye’yi “Darül Harp” ve “Cihat” bölgesi olarak ilan edecek kadar Türkiye’ye aslında düşman gruplardır. İşin ilginç yanı bölgedeki bu radikal grupların Türkiye’ye düşman olmasına rağmen tek destekçisi AKP hükümeti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yakın çevrelerdir.

Türkiye 7 Eylül’de Tahran’da yapılacak Rusya-İran-Türkiye zirvesinden önce İdlip’e yapılan saldırıyla az da olsa bir sıkıntıya girmiştir. Çünkü Rusya-Suriye’nin bu ortak saldırısının ardından Türkiye’ye “Bölgedeki cihatçı grupların arkasından çekil” mesajı da verilmiştir. Doğal olarak burası Suriye’nin toprağı ve Suriye devleti burada cihatçı güçlerin olmasını istemiyor.

Şimdi Türkiye’nin önünde iki yol var. Birinci ve en tehlikeli yol; Türkiye’nin 12 gözlem noktası kurduğu ve belirli bir askeri güçle gözleme mekanizmasını gerçekleştirdiği bu bölgede cihatçı yani eli kanlı teröristlerin yanında durmaya devam etmek ikinci yol ise Rusya ve Suriye’nin bu istilacı-yağmacı gruplara karşı giriştiği harekata en azından siyasi anlamda destek olmak.

AKP’nin rüyadan uyanması umuduyla söylüyorum; birinci yolu eğer sırf “Siyasal İslam” adına Türkiye tercih ederse; Rusya-Suriye’nin müdahalesiyle İdlip dağılır Türkiye 40 milyar dolar harcandığı ileri sürülen 4 milyon Suriyeliye bir 3 milyon daha katılmasını sessizce izler ve ayrıca Hatay’da “Arap-Alevi halkının canını, malını ve namusunu zorla kendine mal etmeyi ibadet olarak gören” 60 bin cihatçı militan; nüfusunun üçte biri Arap-Alevi çoğunluğa sahip Hatay’a gider ve toplumsal iç çatışmanın fitilini buradan ateşler.

Gelelim Hatay AKP milletvekillerinin buradaki Cihatçı teröristleri çaktırmadan korumak adına savundukları; “Ama burası Suriye’nin eline geçerse Hatay’ın güvenliği tehlikeye girer” gibi absürd açıklamaları. Düne kadar bu topraklar Suriye’nin elindeydi de ne oldu. Ne Hafız’ın ne Beşar’ın buna cesareti olabildi mi. Bizim bilmediğimiz bir güvenlik zaafiyeti ya da pazarlık mı var ki Hatay tehlikeye girsin.

Şunu da asla unutmayın; “40 Asırlık Türk yurdu düşman elinde esir kalamaz” diyerek Hatay’ı anavatan topraklarına katan büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ölmeden önceki son vasiyeti olan Hatay’a öyle ya da böyle hiçbir diktatörün gücü yetmez. Hatay’ı Fransızların elinden Kuvayı Milliye’nin devamı çeteci dedelerimiz kan dökerek geri almıştır. 3-5 çapulcu istedi diye de vaz geçilmez. Kimsenin de gücü buna yetmez. Hatay’ın çocuğu atalarının kendine namus emaneti olan bu toprakları gözü gibi korur.

AKP’nin bir an önce aklını başına toplaması umuduyla….!

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ