Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 6,74 / Satış: 6,77
€ EURO → Alış: 7,56 / Satış: 7,59

Kutsallığın Vaazı… Ve İsveç’e adım attık…

Tamer Yazar
Tamer Yazar
  • 10.04.2020
  • 342 kez okundu

-*-
Daha 17’miydim neydim. Çocuktum. Ama bana ‘sen kadınsın’ dediklerinde, ben oyun oynamayı bıraktım. Ben önce kadın, sonra anne olacaktım. Çocuk olamazdım. Zaten hiç de olmamıştım ki…

Ne gündü ama!

Davullar, halaylar, rengârenk giysileri içinde köyün delikanlıları tarafından süzülen, yüzü utanmaktan kızarmış köyün genç kızları, zılgıtlar, anamın hüznü, babamın, aldığı başlıkla mutlu olmuş yüreği… Belki de tek üzülen, küçük kız kardeşimdi. Bana donuk gözlerle bakmıştı hep. Sanki bana bakarken kendini görmüştü! Gördüğünden korkmuştu!

Düğünün sonuna dek yanıma gelmek istemeyişinin sebebi de bu muydu sahi?

Köyde evlenmek, anne olmaktır… Anne olmak ve sorumluluk almaktır… Sonra çocuk doğurmaktır… Tarlaya, bahçeye bakmaktır… Hayaller mi? Onları kaybedeli çok oldu! Çünkü hiçbir düğün hayallere geçit vermiyor… Çünkü sevdiğiniz değil, ama sevmeniz gereken bir adamla bir ömür geçirmek için giydiğiniz o beyaz gelinlik size sadece kelepçe oluyor. Anlayacağınız, kadın oluyorsunuz, anne ve de iyi bir eş… Yok! Mutlu bir insan olmanızı umursayan kimse olmuyor. Soran da…
-*-

Korona günlerinin EVDE KAL hikâyesinde dururken, İsveç’e koli halinde gönderdiğim kitaplarımın, orada yaşayan arkadaşıma ulaştığını öğrendim geçenlerde. Evden çıkamayan ben, kitaplarımın yolculuğunda, Kuzey Avrupa’yı soludum… Geçtiği yolların manzarasında durdum… Elden ele taşınırken, yanı başından geçtiği hayatları düşündüm… Ve şimdilerde aralanan sayfalarında kelime kelime okunurken, hissedileni de…

O yüzden, sizle de ufak bir paragraf paylaşmak istedim…

Ara ara soranlar olmuyor değil…

NE HAKKINDA, diye…

Kitabım, iki kadının hikâyesini içeriyor…

İki kadının evlilik hikâyesini…

Sevginin tükenişini…

Şiddetin finalini…

-*-
Kader, ani bir hareketle aracın kapısını açtı. Sanki her şeyden kurtulmak istercesine attı kendisini dışarı. Buz gibi esen, ıslak kış havasının esintisi ile iliklerine kadar üşüdü bir kez daha. Köprünün korkuluklarına doğru koştu delicesine. Yanağından süzülen gözyaşı rüzgâra karışırken, nefes nefeseydi…

Taksi şoförünün şaşkın bakışları altında öylesine hızlı çıktı ki köprünün dış demirlerine, hayatı ile İstanbul arasında bir yerdeydi artık. Garip olan, hep düşlediği yerdeydi aslında. Tüm İstanbul ona bakıyordu ve o da tüm İstanbul’a! Birbirlerini asla anlayamamışlardı belki, ama şimdi bir aradaydılar.

Şimdi o bakıyordu, ama en tepeden… Hep İstanbul bakmıştı ona bu şekilde! “Şimdi sıra bende” dercesine bakıyordu, kentin uyanmaya hazırlanan o yorgun haline.
-*-

Biri Kate…
Diğeri Kader…

Farklı coğrafyaların iki kadını, onlar…

Umut eden…
Değişecek, diye direten…
Sevmek isteyen, ama yetmeyen…
Bedenlerinin mor yorgunluğunda da biten…

Kadına şiddetin Türkiye’sinde sık sık bu köşede benzer şeyler yazan biri olarak, ilk kitabımda da aynı konuyu işlemiş olmam bir tesadüf değil aslında… Sanırım; çok ülke gezen, çok insanla konuşan, benzer sorunların dünyanın hemen her yerinde yaşandığına şahitlik eden yüreğimin ısrarıydı bu iki hikâye…

Bir gün okursanız, kelimelerin yarattığı cümlelerin fısıldadığı hayatlarda ara ara durun…

Çünkü onlar her yerdeler…

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ