Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 8,62 / Satış: 8,66
€ EURO → Alış: 10,12 / Satış: 10,16

Mafya, Siyaset, Toplum

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 17.05.2021
  • 496 kez okundu

Mario Puzzo’nun meşhur ‘’Baba’’ romanı Balzac’ın ‘’Her büyük servetin arkasında bir suç gizlidir.’’ alıntısıyla başlar.

Romanda 1930‘larda suç örgütlerinin acımasızlıkta sınır tanımamalarının yanında birbirlerine can düşmanı olan örgütlerin ortak menfaatler söz konusu olduğunda işbirliği çağrıları dikkat çeker.

Romanın detayına inmeyeceğim fakat içeriğinde yaşanan bazı peyzajları günümüz Türkiye’sinin özetiyle örtüşüyor.

Özetle iki tespitten bahsedeceğim: Birincisi İnsanoğlunun dayanıksız boyutta olduğu, ikincisi ise yanlışlığı emziren
korkudur.

Roman yazarı Puzzo’nun gözlemlerine göre bunlardan herhangi bir toplumu çürütmek için yeterlidir diyor.

Sosyolog ve psikanalist Eric Fromm’un ’’Kendini Savunan İnsan’’ kitabında insanoğlunun en dayanıksız boyutunu açıklar ve “çıkarcılık buhranı” nın çatallaşmış karanlık dehlizleri ortaya çıkarttığını ve çözülmeyi hızlandırdığını yazar.

Bugün çıkıp; Türkiye’nin iki tespiti de birlikte yaşamadığını söyleyebilecek kimse var mı?

Son günlere yurt dışında yaşayan suç örgütü lideri Sedat Peker’in video kanalında yayınladığı vahim iddialar, ‘’çıkarcılık çatışması’’’nın ürettiği buhran ve beraberinde bu ilişkilerinden nemalananların çözülmelerini hızlandıran boyutunu gösteriyor.

İnsanın doğasal boyutu bazı cazibelere karşı koyamaz. Bazı cazibelere kendini aniden kaptırır.

Para sahipliği, mevki sahipliği, şöhret sahipliği, yönetim sahipliği gibi cazibe katsayısı yüksek olan mertebelere yönelik insan zayıftır.

Çıkarcılık sisteminde çıkan her çatışma, verilen her kavganın gerçeklikle ölçülmesinin önemi veya önceliği yoktur. Gücü elde tutmak ve kaybetmemek için her türlü yalan, iftira, inkâr saptırma vaka-i adiyedendir.

Emzirilen korku bilinci frenler, yeteneği sınırılar.

Korku aynı zamanda “ahlâk sistemi’’ ni dağıtır. Toplumun sağduyusunu köreltir. Sevgi ve tevazua dayanan terbiyesi bozulur, saygı boşluğunu nefret doldurur ve toplum allak bullak eder. Çözüme giden yollar tıkanır, ipucu diye bataklığın kapıları açılır.

Korku üzerine yürüyen sistem, Türkiye’de mutlak güçlülerin tercihlerine boyun eğmek zorunda bırakıyor. Mevkilere oldubittiyle getirilmenin diyeti başkalarını korkutarak veriliyor. Fikir özgürlüğü ve özgür düşünce muktedirlerce ahlaki olmayan bir kalıba sokulmaya çalışılıyor.

Dolayısıyla kimse kendini huzurlu ve güvenli hissedemiyor. Ahlaki kalıbı olmayan hiçbir özgürlüğün güven ve mutluluk vermesi mümkün olamıyor.

Hiçbir ahlaki kalıba sığmayacak en adi en iğrençlikler tuzaklarla, kumpaslarla elde edilenlerdir.

Bu yöntemle kişilerin haysiyetleri aşağılanır, itibarlarına kıyım yapılır.

Burada temel amaç; kendine güvenenleri ve gerçeği söyleyenleri zora sokmak. En ahlâklı kişilerin bile bilinçaltı arzularını deşip masumiyetlerini kirletmek…

Sinsi tuzaklarla belgeler, kayıtlar üretilerek ve stoklanarak engel gördüğü insanlara karşı kullanılır. Saf zihinler en çok böyle aldatılır, böyle saptırılır.

Son günlerde Sedat Peker’in ortaya attığı iddialar ve suçladığı kişilerin gösterdikleri reflekslere gerçek bir hukuk devletinde rastlanmaz. Bu refleksler açıkça hukuk devletinin zayıflığını gösterir.

Hukukun işlemediği ülkelerde ister yer altında, ister yer üstünde olsun örgütler, yapılar menfaatlerı icabı birbirlerini kullanırlar. Rakiple mücadelede yaradıkları sürece elde tutulurlar, artık menfaatler bitip işe yaramaz olunca da yukarıda yazdığım çatışma kaçınılmaz olur.

Bu çatışma neticesinde zaman içerisinde tüm pis çamaşırlar tek tek ipe dizilir.

Bu çamaşırlara bulaşan pisliği temizleme imkânı yoktur. Çünkü bu bilindik sıradan kirliliğin çok ötesinde büyük bir lekedir.

Ciddiyet ve muteberlik üzerinde hassasiyetle durulan ülkelerde bu çamaşırları pisleten veya pisletme ihtimali olanlara asla müsaade ve müsamaha gösterilmez. Hukuk ve siyaset kurumu anında gereğini yapar.

Bu senaryonun bir benzerini 25 yıl önce Susurluk’ta yaşamıştık. Günahıyla sevabıyla üzerine gidilmeye çalışıldı. Savcılar soruşturma açtılar. Meclis araştırdı. Müfettişler raporlar düzenlediler.

Halk ‘’Sürekli Aydınlık İçin Bir Dakika Karanlık’’ mottosuyla mafya ile ilişkisi olan görevliler yargı önüne çıkana kadar her akşam saat 9’da evlerindeki ışıkları bir dakikalığına kapattı. Eylem kimi medya kuruluşlarının da desteğiyle zaman zaman kendiliğinden örgütlenen kitle gösterilerine dönüştü.

Susurluk’ta meydana çıkan kirli ilişkiler, bugün ortaya dökülenlerin yanında staj gibi kalır.

Bu mevzu daha çok su götürecek gibi duruyor.

Son satırımı yine Balzac’tan alıntı yaparak sonlandırayım. ‘’Kanunlar örümcek ağları gibidir: zayıfları ağa yakalanır, güçlülerse ağı delip geçer.’’

[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ