Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 5,93 / Satış: 5,96
€ EURO → Alış: 6,54 / Satış: 6,57

‘Medical and Aromatic Plants Museum’ demişiz ama!

‘Medical and Aromatic Plants Museum’ demişiz ama!
  • 14.01.2020
  • 295 kez okundu

İngilizce’yi Unutmuşuz!

2018-2023 İl Turizm Stratejisi ve Eylem Planı Çalıştayı’ndan bugüne geçen “229 günlük” sürenin ardından, hafta sonunda, Antakya’nın tarihi Kurtuluş Caddesi’ne bakan ara bir sokağın içinde ziyaretçilerini bekleyen Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Müzesi’ndeydik. Eksikliklerin sıralandığı geleneksel listemizden ne kadarını mı eksilttik? O zaman başlayalım!

“30.05.2019” tarihli Hatay 2018-2023 İl Turizm Stratejisi ve Eylem Planı Çalıştayı Sonuç Raporu kapsamında “Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Müzesi” ile ilgili tespitini paylaşan Vali Rahmi Doğan, “Botanik ve aromatik bitkilerle ilgili bir müzemiz var. Buranın faal olmadığını fark ettim. Bunu, geçen hafta içerisinde Tarım İl Müdürlüğü’nden alıp Valiliğe bağlamak için çalışmalarımız var. Burayı da biz işleteceğiz. Burada, çay ikramı ve kokularla ilgili bir çalışma yapacağız. Buraya yeniden bir işlev kazandırıp, halkımızın hizmetine sunacağız” demiş, yapılacaklara işaret etmişti.
-229 GÜN!-
Çalıştay sonrasında, aradan geçen “229 gün” adına, hafta sonunda, Antakya’nın tarihi Kurtuluş Caddesi’ne bakan ara bir sokağın içindeki Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Müzesi’ndeydik. Oldukça harabe haldeki dar bir yoldan ve o yola bakan bakımsız evlerin görseli içinden ilerleyen adımlarımız, üzerinde ‘Türkçe’ ve ‘İngilizce’ isimleri ile gelen misafirlerine ‘hoş geldin’ diyen 2013 tarihli müze tabelasının tam önünde durdu. Müze’nin isim tabelasında geçen ‘Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Müzesi’ ibaresine ekli ‘Medical and Aromatic Plants Museum’ ifadesinden yola çıkarak, içerideki tüm düzenlemelerin de tabelaya uygun olarak, gelen yerli ve yabancı misafirlere ‘hazır’ olduğunu düşündük!
-SORUN!-
Müze için konuşan, ancak ismini paylaşmayan kurumsal bir yetkili, günlük ziyaretçi sayısının bir elin parmaklarını geçmediğini söylerken, “Ziyaretçi sayısı artsın diye, otellere broşürler de gönderildi, tanıtım adına ama… Çok değişen bir şey olmadı” saptamasında bulundu. Dünden bugüne, eksikliklerin tespitine dair çok çalışma yapıldığına da işaret eden aynı yetkili, Müze’ye eklenen ‘balmumu heykellerden’ oluşan bölümün ise oldukça emek verilerek oluşturulduğunun altını çizdi.
İfade edildiği gibi, Müze’nin ikinci katında, İslam’ın Altın Çağı’nın ve Müslüman Tarım Devrimi’nin en büyük eczacı ve botanikçilerinden biri sayılan Abdullah bin Ahmed el-Baytar gibi isimlerin bal mumu heykelleri karşılıyor sizi. Oldukça başarılı bir çalışmanın eseri olan heykeller, onlara dair bilgiler içeren görsellerle de destekleniyor. Ancak… Müze girişindeki isim tabelasında yazan ‘Medical and Aromatic Plants Museum’ ibaresine rağmen, Müze içinde başka da bir İngilizce içerikle karşılaşmanız mümkün olmuyor. Bu ise, oldukça yorucu bir çalışma ile hayat geçirilen bu alanı ve ‘balmumu’ heykellerin paylaştığı hikâyeyi Türkçe’ye mahkum ediyor. Hemen girişte sizi karşılayan tabeladaki İngilizce daveti de, yine aynı tabelaya sıkıştırmaya devam ediyor. İngilizce, kapıda kalıyor! Hayat, içeride Türkçe akıyor!
-BROŞÜR!-
Müze’ye gelenleri ilk karşılayan tabela, gelenlere, bu tarihi yapının içeriğine dair bilgi veriyor. Ardından karşınıza çıkan bir diğer tabela ise, Müze’deki bitkisel zenginliğin detayları arasında size kısa bir yolculuk yaptırıyor. Merak edip bir broşür istediğinizde sizle paylaşılan şey ise, Müze’nin bitki zenginliğini anlatan, fotoğraflarla dolu 3 sayfalık bir içerik oluyor. Ancak bu 3 sayfalık içeriğin fotoğraf kalabalığı içinde yer alan Türkçe’nin dışında başka bir dile yer verilmiyor. ‘Var mı?’ diye sorduğunuzda aldığınız cevap ise değişmiyor! ‘Yok!’ Peki, ne zaman olur?
SORALIM!-
Peki, 19. yüzyılda inşa edilen 2 katlı eski bir Antakya Evi’nin geniş taş avlusunu çevreleyen iki katlı bu görkemli yapıya davet ettiklerimiz için, neden hazır olmadığımızı soralım mı? Bizlere yansıyan ‘Müze Ziyaretçi Sayısı’ noktasında, aradan geçen bu kadar uzun bir süreye rağmen, neden bu kadar az bir kitleye ulaşabilmişiz, istenen ve beklenen kalabalıkları neden Müze’ye çekememişiz, soralım mı? Cam kavanozlarda ve el örgüsü sepetlerde, kullanıma hazır nihai hallerini sergilediğimiz tıbbi ve aromatik bitkilerin bitkisel çay hallerini, aradan geçen 229 günde ‘ne oldu da hazırlayamadığımızı’ soralım mı? Müze mantığında, çok dilli bir sunum yapmanın avantajını, Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Müzesi’nde neden hayata geçiremediğimizi soralım mı? Müze’nin isim tabelasında ‘İngilizce’ kullanıp, Müze içerisindeki hiçbir bölümde İngilizce’ye yer bulamama nedenimizi soralım mı? Müze’ye giden yolu ve o yolu çevreleyen yapıları, bu görkemli hikâyeyi besleyecek şekilde hazırlayamama sebebimizi soralım mı? Adaçayı, civanperçemi, tilki üzümü, oğulotu, fesleğen, defne, kantaron, karabaş otu, hartlap, çakşır kökü, meyan kökü, taş nanesi, böğürtlen kökü, erguvan yaprağı, pelin otu, hatmi gülü, ebegümeci ve ölmez çiçeği gibi yüzlerce örneğin ortasında duranlara, bu örnekleri, özel hazırlanmış küçük keseler içinde gelen misafirlere vermeyi neden düşünmediklerini soralım mı?
-BEKLENEN!-
Eldeki tabloyu sorduğumuz bir turizmci noktalasın bugünü ve o sorsun, diğer merak edilenleri…
“Bizlerin, ne yazık ki bu coğrafyada yaşadığı temel bir sorun, sorduğunuz şey. Anlayacağınız, dile getirdiğiniz durum Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Müzesi’ne özel bir şey değil. Antakya içinde, karşınıza çıkan binlerce yıllık Roma emanetleri var, ama sahipsizler, isimsizler! Arkeoloji Müzesi’ne gidin mesela! Orada da isimsiz bir sürü eserle karşılaşıyorsunuz! Defne ilçesinde sayısız arkeolojik buluntu çıktı! Ama ne oldukları asla bilinmedi! Söylemek istediğim şey şu ki… Bu kent, yönetilemeyen bir kent. Bugün herkes, New York Times’da çıkan son habere dikkat çekiyor. Neymiş, ‘Dünyada, 2020 senesinde görülmesi gereken 52 kent listesine girmişiz!’ Evet, bu büyük bir başarı ama, bizlerin bu başarıdaki ‘kaygısı’ ne? Kaygı diyorum. Çünkü kaygılanmamız gereken bir kentteyiz! Kaygılanmamız gereken bir turizm politikamız var. Muazzam bir zenginliği yönetemeyen idarecilerimiz var. O 52 kente tek tek bakmalarını tavsiye ediyorum ben. Washington’dan Sicilya’ya, Salzburg’dan Tokyo ve Paris’e… O listede olmak bir başarı, ama orada kalıcı olabilmek, işte bu en büyük başarı! Bunu da nasıl mı yaparsınız? Misafirleriniz dünyanın neresinden gelirse gelsin, kendinizi anlatmaya hazır olmanız lazım. Özenle hazırlanmış Müzeler, bilgi tabelaları, detaylı broşürler ve tabi İngilizce bir içerik. Bu arada, EXPO Hatay için ayağa kalkanlara da, EXPO Dubai’yi izlemelerini tavsiye edeyim. Hazırlıklarına ekledikleri detaylar inanılmaz. Tabi bütçeleri de… Ama konu para değil, tanıtımdaki yaratıcılık! Bu da bizlerin genelde sınıfta kaldığı ‘tek’ ders!”
-Tamer Yazar-

Etiketler: / / / / / / / / / / / / / /

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ