Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: / Satış:
€ EURO → Alış: / Satış:

Medya Paylaşımları ve Ego Taşması

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 16.09.2020
  • 627 kez okundu

Usta, üstat, ehil, uzman..

Bu kavramlar akraba bağı kadar birbirlerine yakınlar.

Çıraklık yapmadan ustalığa çıkılmaz. Öğrenci olmadan üstat olunmaz. Özel yetenek geliştirmeden ehil denilmez. Belli bir alanda geniş görüş ve bilgi beceri olmadan uzmanlık yapılmaz.

Bu sıfatları hak etmeden kendini kaptırmış nice insanlarla dolu her yönümüz. Bilhassa sosyal medya bu sıfatsız sıfatlılardan geçilmiyor. TV. Köşelerinde durum aynı şekilde vahim. İsimlerinin önünde akademik unvan ve uzmanlık alanları yazıyor.

Sıradanlığın ötesinde, bayağılığın ortasından başka, ileri bir görüş, keskin bir fikir duyulmuyor.

İletişim fakültesi mezunu bir gazeteci, askeri konularda ahkâm kesiyor, radyo televizyonculuğu bitiren şahıs, bize hukuk mavalı okuyor. Kamuoyu araştırma müdürü, gözlerimize bakarak uluslararası ilişkiler dersi uyduruyor.

Sizleri bilmem ama ben şaşmamak için özel gayret gösteriyorum.

Sosyal medyada yazılan çizilenler ayrı bir alemden gibi geliyor bana çoğu zaman. Tutarlılık ölçüsü kaybolmuş kelimelerden geçilmiyor. Kâh filozof ağzıyla hayatın anlamına dem vuranlar, kâh derviş hırkasıyla yaşam tavsiye edenler, kâh tabip önlüğüyle sağlık tavsiyelerinde bulunanlar. Ve daha niceleri…

Bu anlatmaya çalıştığım kişilerin bazılarını tanıyorum. Eminim, sizlerin de tanıdıklarınız vardır.

Eline kitap almamış bir arkadaş, tanınmış bir filozofun sözlerini sosyal medyada bakara- makara gibi sallıyor.

Dervişliğin ne olduğundan bihaber bir tanıdık, sufi sözlerle bilgiçlik taslıyor.

Obezite sınırını aşmış biri kalkmış bize sağlık tavsiyelerinde bulunuyor.

Yazdıkları ile uyguladıkları arasında zıtlıkları hatırlamayan takım arkadaşları var ki, bunların hangi sıfat kümesine girdiklerini bilmiyorum. Bu kümenin kahramanları, unutkanlıklarının kurbanı oluyorlar(!) Çünkü kurdukları cümleler genelde ahlak içerikli olmasına rağmen, özel hayatlarında ahlak çizgisinin içinde kalmayı unutuyorlar(!)

Gerçek üstatları, ustaları, uzmanları işin ehillerini bir tarafa koyup onların emeklerine saygı duyuyor ve onlardan çok şeyler öğreniyorum.

Ama ne var ki; sosyal mecrada kelimenin bini bir para. Her şeyi bilenler gibi her şeye inananlar azımsanmayacak kadar çoklar. Birinin yazdığı herhangi bir cümlenin içeriğini anlamadan, müellifini bilmeden kendisi de paylaşıyor. Dolayısıyla hem akıl kirliliği hem de bilgi kirliliği alabildiğince etrafı sarıyor.

Sosyal medyada dikkat çeken bir güruhtan söz etmeden geçemeyeceğim: Bu güruh halk dilinde “ne oldum delisi’’ olarak bilinir. Her meslek gurubundan her tabakadan bu ‘’ne oldum delisi’’ olanlardan geçilmiyor.

Dün sıradan olan bazı kişilerin bugün, pahalı giyim-kuşam, ev-villa paylaşımlarının altında yazdıkları ucuz cümleleri okuyunca, insanın nasıl bu kadar basitleşebildiğini soruyorum kendime.

Acaba insan psikolojisinin en büyük üstadı olan Nietzsche bugün yaşasaydı, bu insan gurubunu hangi kategoride tanısını koyardı?

Yapabilecek hiçbir şey yok. Bugünün dünyasında insanın kumaşı bu şekilde üretiliyor. Kendine yakıştıran insanlar bu kumaşı alıp giyiyor.

Anlayacağınız insanın doğasında var olan ego, sosyal medyada kendini havalı şekilde göstererek tatmin oluyor.

Daha doğrusu sosyal medyada bu ego haddinden fazla taşıyor.

Dünyanın en zeki insanı ve izafet teorisinin mucidi olan Albert Einstein, ‘ego yükseldikçe bilgi azalır, bilgi yükseldikçe ego azalır’. Der.

Milli gururumuz Nobel ödülü sahibi Aziz Sancar, hiçbir yerde akademik Profesörlük unvanını yazdırmaz. Çalışma odasının kapsında bir parmak uzunluğunda, iki parmak genişliğinde küçücük tabelada sadece ismi yazılıdır.
Keza dünyanın en çok referans aldığı Türkiye’de doğan ve iftihar ettiğimiz Daron Acemoğlu’nun çalışma odası bir üniversite öğrencisinin odası gibi mütevazidir. Daron hoca da Prof. unvanını hiçbir yerde yazdırmaz.

Her iki üstat da uzmanlıkları dışındaki hiçbir konuyla ilgili açıklama yapmaz, görüş bildirmez.

Burada sıradanlık ile olgunluk arasındaki mertebe görülüyor.

Demek ki sıradan insanların ‘ata binince bey oldum, aşa girince yağ oldum’ havasından kurtulmaları kolay olmuyormuş. Bir buçuk unvanı yakalayınca insanların havalanması sıradan hale gelmiş.

Sanal dünya ile gerçek dünya her ne kadar farklı olsa da, ‘’doymamışlık’’ ve ‘’hazımsızlık’’ her iki dünyada da kesişiyor.

[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ