Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 6,81 / Satış: 6,84
€ EURO → Alış: 7,57 / Satış: 7,60

Ne Kadar Birikimliyiz?

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 20.04.2020
  • 365 kez okundu

Devletler kendilerini derinden sarsan her olay sonrasında Terminoloji kutusuna yeniden aynı söylemi katarlar:’’ Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak’’.

Aynı terminoloji ile bugün tüm dünyayı tuş eden Covit 19 salgını karşısında neredeyse tüm devletler hem fikirler. ‘’Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.’’

Bu söylemlere ve görüşlere dikkat kesilmekle beraber, nasıl olacağıyla ilgili henüz kimsenin net bir fikri yok. Şu günlerde bizlere meydan okuyan bir virüsün tahrip etkisiyle öğrettiği sağlık sistemi alt yapılarıyla ekonomik alt yapılarının, dolayısıyla devleti yöneten kadroların niteliği ve güçlerinin ölçüleri oldu.

Ama muhakkak ki salgın illetinin tüm dünyayı sigaya çektikten sonra altından kalkınması zor enkaz yığınları bırakacak. Bu enkazların bırakacağı izlerin silinmesi yıllar sürecek.

Bugün her ülke birinci adımıyla, salgının yayılmasını kontrol altına alıp hastalık ve ölümleri azaltmaya gayret ediyor. İnsanların temel ihtiyaçlarını sağlayan tedarik zincirlerini diri tutmak için yoğun çaba harcıyor.

Peki ya sonra? Enkaz dağlarını kim ve nasıl sırtlayacak? Hele bizim gibi, sanayisi az gelişmiş ve maddi imkanları sınırlı bir ülkenin mevcut imkanlarla taşıma ihtimali çok zayıf.

Siyaset kurumunun alışagelmiş pozisyonlamasıyla, biz bize yeteriz yaklaşımlarıyla bir geniş formül geliştiremeyiz. Yara çok derin. Pansumanla tedavi olmayacak kadar ciddi ve yaşamı bitkin hale getirecek kadar tehlikeli.
Şimdiden milyonlarca insanın işini aşını kaybetmesine yol açtı. Bunun zaman içerisinde yapacağı etkiyi göz önüne getirdiğimizde anda, çile ve sefaletle dolu hayatın hepimizi beklediğini bilmek zorundayız.

Bu sorunu hamasi demeçlerle çözmeye kalkışmak ve buna itibar etmek, mantık kurallarını hiçe saymak demektir. Çünkü bu soruna ancak ‘’birikim’’ potansiyeli ile çözüm bulunabilir.

Birikim kavramını özellikle yazdım. Lakin bu kavramı biraz açarak ne demek istediğimi anlatmaya çalışacağım.

Evvela birikimi sağlayan ana akımların birbirlerine akıp birbirini büyüttüklerini belirteyim. Gelişmiş ülkelerin birikim potansiyelleri bilim-siyaset-sanayi-emek organizasyonlarının parlak yürütülmesiyle ortaya çıktı.

Bilim, kendi alanında siyaset üstü bağımsız bir karakter yapının içinde sürekli büyüyerek ilerledi. Devlet katkı sağladı. Özetle gelinen nokta insanların sağlıklı ve konforlu yaşamını kolaylaştırıyor.

Siyasetin kendi mecrasında yüzyıllarca sahadan aldıkları ilham ve ibret tecrübeleriyle demokrasi denilen yönetim mekanizmasını kurmuş, bağımsız kurum ve kuruluşlarla kendini denetime tabi tutmuş. Hukukun üstünlüğü kökleşmiş.

Sanayisi dünya ölçeğinde akla gelebilecek tüm önemli markaları üretiyor. Ağır sanayisinden ileri teknoloji ürünlerine kadar patentleri ellerinde bulunduruyor.

Emek verenlerin ücretleri ile sosyal hakları korunaklı bir yapı oluşmuş. Dolaysıyla sanayici-emekçi uzunca yıldır sırt sırta üretip kazanıyor.

Yukarıda özetlediğim sadece dört alanda ‘’birikim’’lerle ülkeler kalkınmış. Zenginleşerek sermaye biriktirmiş.
Sermaye deyince sadece akla para gelmesin. Nitelikli bilim insanı sermayesi, nitelikli sanayici sermayesi, nitelikli siyasetçi sermayesi, nitelikli emekçi sermayesi olarak okuyun.

Peki bizlerde neden böyle sermayelerin oluşmadığını kendimize soruyor muyuz? Kusur, kabahatin kimlerde olduğunu sorguluyor muyuz?
Bodoslama tuttuğumuz siyasi partilerin hata ve günah işlemeyen karakterli yapılar olduğuna hala inanıyor muyuz?

Evet salgın sonrası hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Çünkü bu salgın bize bütün ülkelerin vasıflarını gözler önüne serdi. Ülkelerin güçlerini ve yönetenlerin becerilerini aşikar etti.

Maalesef Türkiye, ekonomik açıdan kötü bir durumda yakalandı krize. Her geçen gün birikimsizliğin acı resmi daha da büyüyor.

Tek tesellimiz Tıp alanında, sağlık ordumuzun nitelikli olarak yetişmiş olması. Onlar bu tehlikeli sınavın en büyük kahramanları. En muhteşem ‘’birikimimiz’’ bu beyaz önlüklü ordumuz.
Keşke diğer alanlarda da böyle ‘’birikimli’’ ordularımız olsaydı.

O vakit bu krizi daha az yaralarla atlatma ihtimalimiz çoğalırdı.
Ne diyelim ; umarım krizden sonra birikime önem veren bir anlayışa vasıl olacak zihin ve kalp açıklığına kavuşuruz.

[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ