Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 6,69 / Satış: 6,71
€ EURO → Alış: 7,22 / Satış: 7,25

Ne Kadar Şeffafız?

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 27.01.2020
  • 299 kez okundu

Demokrasilerde kapalılık ne yana düşer usta, şeffaflık ne yana?

Vatandaşın hakkı ne yana düşer usta, yönetenin imtiyazı ne yana düşer?

Wilston Churchill’e yöneltilen bir soruya cevaben ‘’Demokrasi insanların şimdiye kadar bulduğu en iyi ikinci yönetim biçimidir, birincisi daha keşfedilene kadar bununla yetinmek zorundayız.’’ dediği kayıtlarda yazar.

Demokrasinin ilk tohumları aslında iki bin yıl kadar önce Atina şehir devletinde görülmüştü. Halkın idaresi anlamına geliyordu. Temel prensibi eşitlik ve özgürlüktü.
Ancak demokratik prensiplerin insanı gerçek manada özgür ve eşit kılma süreci yüz yıllar geçtikten ve çok kanlı olaylardan sonra anlaşılmıştır.

Halkın bireysel hakları ve dokunulmazlıkları kapsayan ilk belge;1215 yılında İngiliz Kralı John tarafından yazılmış. Kral bizzat kendi yetkilerini kısıtlayarak, halkına bazı haklar tanımış. Adı Magna Carta olarak bilinen siyasal belgenin literatürdeki ismi Büyük Sözleşmedir.

1789 Fransız devriminin yarattığı akımlar kıta Avrupa’sında dalga dalga ilerleyerek eşitlik, kardeşlik, özgürlük, adalet gibi akımları oluşturdu. Demokrasi bu akımlar sayesinde, büyük sancılar çekerek doğdu.

Demokrasi, temel prensiplerini korumakla beraber, zamanın ruhunda evrimler geçirdi. Yüzyıllara yayılan süreçlerde, deneyimlerinden kaynaklanan, çok daha berrak kavramlara, kesin uygulama esaslarına dayandı. Önce halkın görüşüne müracaat edildi. Ardından halkın taleplerinin dinlenmesi takip etti. Katılımcılık eklemlendi. Sivil toplumlarla güçlendirildi. Siyasi rekabetin önü açıldı. Çoğulculuk tahkim edildi. Hukuk sistemi ile yüceltildi.

Günümüze gelindiğinde; şeffaflığın işlevi, değeri ve önemi vurgulanmaya başlandı.

Şeffaflık, zamanımızda demokrasinin öznesi, yönetim şeklinin akıl terazisi olmuştur. İşlevler bu akıl terazisinin kefesinde tartılıp dengeleniyor. Hükümetlerin atacağı her adım öncesi ve sonrasında şeffaflık ilkesiyle kamuoyuyla paylaşılır, tüm yönleri ve boyutlarıyla tartışmaya açılır. Akıl terazisinin doğru tartımlarıyla süreç bu şekilde tamamlanır.

Bizim ülkede her siyasi partinin manifestosunda, tüzüğünde, parti programlarında vs. şeffaflığa vurgu yapılır. Ama kağıt üzerinde öyle kala kalır. Şeffaflık bir nevi gözdür. Gözümüz olmaksızın etrafımızı, çevremizi, yolumuzu göremediğimizden dolayı takılıp yere düşeriz. Yönetimde şeffaflık, çıktığımız yolda bizi takılıp düşmekten korur.

Demokratik yönetim şekillerinde ana prensiplerden biri olan şeffaflık aynı zamanda siyasi rejimin karakterini yansıtır. Halkıyla mutabık bir siyasi rejimin esasında, şeffaflıkla gelen güven duygusu yer alır.

Şeffaflık, açık toplumun güç veren kaynağıdır. Demokrasinin katılımcılık, çoğulculuk, adalet vs. gibi diğer prensipleriyle olan karşılıklı etkileşim ve ilişkileri, kavramsal bir bütünün birbirinden ayrılamaz parçaları olduklarından, evrenseldir.

Olası şüphelerin ortadan kaldırılmasının ana omurgasında şeffaf yönetim anlayışı yatar.

Lafla sunulan sanallıkla, yaşanan gerçeklik arasındaki farklar birbirinden ayrıdır. Siyasi sistemin hesap verilebilirlik, hukukun üstünlüğü gibi toplumun mutlak talebini, sosyal yapının eşitlik ve hakkaniyet kavramlarını içselleştirmiş, siyasi hoşgörüyü ve uzlaşıyı benimsemiş olması gerekir.

Bu kavramların hayat bulması ancak şeffaflıkla mümkündür. Kapalı kapılar ardından, kamuoyundan gizleyerek yapılan işlerin dayatılması günümüz dünyasında düşünen bir toplumun tercihi olamaz.

Çünkü şeffaflık modern toplumlarda, yöneticilerin paylaştıkları bilgileri ve düşünceleri etraflıca süzgeçten geçirirler. Her kesin faydasına olabilecek unsurları olgunlaşana kadar tartışarak makul çözümler üretirler. Dolayısıyla şeffaflık, fikir olgunlaştırma ve üretmenin de esasıdır.

Kamu otoritesinin kendisi şeffaflık üzerinde daha fazla durmalıdır. Düzenleyici ve denetleyici kuruluşların düzenledikleri ve denetledikleri alanlarla ilgili gerçek durumları kamuoyuyla paylaşmaktan kaçınmaları durumunda halk, kendinin kandırılmış anlamı çıkarır.
Güncel örneklerle soru sorarak devam edeyim:

Enflasyon oranlarını açıklayan kamu kurumunun rakamlarına inanıyor musunuz?

İşsizlik rakamları üzerinden kamu kurumlarının söylemlerine ne kadar güven duyuyorsunuz?

Ülkenin ekonomik büyüme ile ilgili pompalanan rakamlara itibar edebilir misiniz?

Verilen büyük ihalelerde, kayırmalar yapılarak belli kişiler tercih edilmesinin arkasında nelerin yattığını biliyor musununuz?

Bunlara benzer birçok sorular yöneltmek ve doğru cevaplar almak aslında vatandaş olarak hakkımız. Ama şeffaflığın köreltildiği bir yerde, sağlıklı ve doğru cevaplar verilmesini beklemek beyhude.

Şeffaflık olmayan yerde; yönetenlere, tuzun kuruluğu düşüyor usta. Bize de, yalanlara kanmanın beklentisi düşüyor usta.

[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ