Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: / Satış:
€ EURO → Alış: / Satış:

Ne Kaymakam, Ne Belediye!

Ne Kaymakam, Ne Belediye!
  • 15.08.2019
  • 2.394 kez okundu

Artık Sıra, Hukuk’ta!

2018’in 9. ayındaki haberimize, “Tarihler 17.12.2014 tarihini gösterirken, Favar Deresi’ne karışan kanalizasyon için Büyükşehir Belediyesi’ne bir dilekçe yazılmış ve ‘önlem alınsın’ istenmiş” diye başladık. Ardından da bekledik! Bölge halkı da bekledi! İnsan sağlığını tehdit eden bekleyişin finali mi? Artık, hukuk yolu!

‘Çevre’ ve ‘Yeşil’ kelimeleri, her dönem popüler ana başlıklar olmayı başarsa da, barındırdıkları sorunlara çözümlerin bulunması adına ne yazık ki aynı samimiyeti kent idarecileri noktasında yakalayamadılar. Antakya’da, binlerce insanın yaşadığı geniş bir bölge içinden geçen ve içine karışan kanalizasyon nedeniyle de şikâyet konusu olmaya devam eden Favar Deresi, buna dair!
-SORU NET!-
Bölge insanı; farklı yollarla gündeme taşıdığı, dilekçelerle durumu kurum yöneticilerinin bilgisine sunduğu, hatta eylemlerle herkese işaret ettiği soruna bugüne kadar neden çözüm bulunamadığını sorgularken, Aşağıokçular Mahallesi’nin içinden, ama tüm kokusu, kiri ve sineğiyle akan, akmaya devam eden Favar Deresi’ni işaret ediyor. Bunu yaparken de, Antakya Kaymakamlığı ile Hatay Büyükşehir Belediyesi idarecilerine bir kez daha sesleniyor. Hatta bu listeye Hatay Valiliği’ni de ekliyor. Eklediği yerde de, ‘Artık yeter’ diyor!
Tam da burada devreye giren isim, mahalle sakinlerinden, daha önce de konuyu gündeme taşıyan isimlerden biri olan, Mahir Mansuroğlu.
Sorularımız, çok uzun bir zamandır süren sorunların çözümsüzlüğünde sessiz kalıp bir şey yapmama tercihine sıkı sıkıya sarılan kent idarecileri bağlamında gelsin…

Konuyu, 2018 yılının 9. ayında gündeme taşımıştık, “Favar’dan ölüm akıyor! Valilik çözüm olur mu?” diye sormuştuk. Peki, o günden bugüne; Valilik, Kaymakamlık ya da Belediye, bir çözüm yolu ortaya koyabildi mi?

Gördüğünüz gibi, şu ana dek kalıcı bir çözüm olmadı. Sadece, 24.09.2018 tarihli haberin hemen ardından, sabah uyandık ki, bir kepçe gelmiş ve nehir yanında dolaşıyor. Tabi bizler bunu görünce, mahalle olarak sevindik açıkçası. Haberin karşılığı olarak, çözüm için geldiler, soruna artık bir nokta konacak şeklinde düşündük. Dediğim gibi, geldiler, kepçe ile derede bir kısım temizlik gerçekleştirdiler. Biz dedik ki, ‘bu ön temizliğin ardından, şimdi de kanalizasyon için çalışma yapacaklar’, ama öyle olmadı!

Anlaşılan o ki, sorunun temeline inmek yerine, bir makyaj tazeleme olmuş bu! Öyle mi?

Aynen… Yaşananlara bir makyaj oldu bu! Aslında makyaj da sayılmaz… Derede biten o yeşil otları kepçe yordamıyla kaldırmış oldular. Akan kirli suya müdahaleyi ise es geçtiler. Her şeyi olduğu gibi bıraktılar ve gittiler!

Favar Deresi’nden bahsediyoruz ama, bilmeyenler için de, burasının kalabalık bir yerleşim bölgesi olduğunun altını çizelim mi?

Şöyle söyleyeyim ben size… Dursunlu Mahallesi’nin hepsi, Özlem Sitesi, Mansuroğlu BP ve etrafındaki yerleşim yerleri ve aşağıya doğru inin… Bütün bu yerleşim yerlerinin atık suyu, kanalizasyonu buraya karışıyor.

Eskiden nasıldı?

Eskiden burası adeta cennet gibi bir yerdi. Ama şimdilerde, o cennet denen yer kabusu yaşıyor.

Bu sorun kaç senedir devam ediyor?

10 yılı geçti!

Burayı bilmeyenler için şunun da resmini çizelim mi? Burada aynı zamanda meyve bahçeleri ve yetiştirilen sebzeler de var. Bu durumdan onlar da etkileniyor mu?

Benim çocukluğum burada geçti. Hayatımda tatmadığım güzellikte meyveler vardı burada. Şimdi mi? Tamam, belki dereden akan su ‘tarımsal sulama’ adına bir kullanıma sahip değil, ama… Eskiden böyle miydi? Bahçeler, bu meyve alanları, dereden akan su ile beslenirdi. Hatta şunu söyleyeyim size… Bu derede, çocukken yüzüyorduk bile. Klasiktir, hani söylenir ya… ‘Eskiden bu derede balık tutardık, yüzerdik’ diye! Burası için durum da aynen buydu. Ben burada yüzdüm, burada balık tuttum. Hatta dedemlerin zamanında, bu su o kadar temiz akarmış ki, banyo yaparlarmış derede. Peki, şimdi öyle mi? Öncelikle, koku inanılmaz. Ardından o koku ve kirle bağlantılı olarak, sinek sorunu var. Bu da yetişen meyveyi etkiliyor, hatta o meyveyi yenmez hale getiriyor. Yaşananlar verimi de etkiledi mesela! Artık ceviz de olmuyor!

17.12.2014 tarihli bir dilekçeniz var. Buna dair! İkinci dilekçeniz ise 03.09.2018 tarihli. O dilekçeleri biraz açalım mı? Ne oldu sonunda?

Evet… Hatay Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü’ne (HATSU) yönelik ilk dilekçenin içeriği şöyle: “Aşağıokçular Mahallesi’nde bulunan Favar Deresi’nde kanalizasyonun olmayışından dolayı, çevre mahalleler başta olmak üzere, herkes lağım suyunu açık bir şekilde dereye akıtmaktadır. Çevreye verdiği rahatsızlıktan dolayı, kanalizasyon çalışmalarının başlatılması için gereğini bilgilerinize arz ederim.”
İkinci dilekçe ise şu: “Defne ilçesine bağlı Aşağıokçular Mahallesi’nin içinden geçmekte olan Favar Deresi, akan lağım suları ve bunun çıkarttığı koku nedeniyle mahalleliye büyük rahatsızlık vermektedir. Mahalleli, kokulardan dayanamaz hale gelmiştir. Bu derenin ıslahı için acilen müdahale edilmesini, içine bırakılan tuvalet kanallarının bir an önce kanalizasyona bağlanmasını, derenin istinat duvarlarının yükselmesini, mahallelinin bu rezaletten kurtarılmasını ve bir an önce müdahale edilmesini arz ederim.”
Ne oldu, diye soruyorsunuz! Hiçbir şey olmadı! “Bir daha dilekçe gelir mi” diye de sordunuz, ama… Ben artık mahalle halkını bu konuda hareket ettirmekte zorlanıyorum.

Onlar da, her hangi bir çözüm olacağına, kurumların ya da kent idarecilerinin kendileriyle ilgileneceğine artık inanmıyorlar galiba. Durum bu mu?

Hayır, inanmıyorlar. Aslında şöyle bir umut vardı onlarda… “Lütfü Savaş gelecek ve sorunları çözecek”! Daha önce, biliyorsunuz, küçük küçük belediyeler vardı ve “onların bu anlamda gücü yok” deniyordu. Şimdi Büyükşehir onlara yakın bir noktada ama… Ne yazık ki beklentiler yine rafa kalkmış, kaldırılmış durumda. Zira Lütfü Savaş da bir çözüm göstermiyor. Bizlere en azından şöyle bir cevap vermiyor: “Burası için, belediyenin programına göre, bir iki yıl içinde bir çalışma başlatacağız ya da projesini çıkarttık…”

Yani sizlere bir yol haritası da şu ana kadar sunulmadı!

Hayır…

Bu da sizi, ‘yine olmayacak’ noktasına taşıyor, doğru mu?

Ne yazık ki…

Son haberimizin ardından, ki 2018 senesiydi, Antakya Kaymakamlığı da devreye girmişti ve bu konuda yapılması gereken çalışmanın takipçisi olacakları ifade edilmişti. Kaymakamlık başlığında şu ana dek bir adım atılmadı mı?

Atılmadı…

Peki, pislik içinde akan, sinekli ve kokulu bir derenin yanı başında oturuyorsunuz. Hiç taşınmayı düşünmediniz mi?

Taşınma durumu şu ana dek olmadı. Niye olmadı? Çünkü burada oturan insanların öyle maddi bir gücü, imkanı yok. Var olan toprağını ve evini bırakıp gitmeyi düşünen ve bunu da bir çözüm yolu olarak kullanan çıkmadı, biraz da bu yüzden. Baktığınız zaman, tüm bu gördüğünüz yerler, bahçeler, dedelerinden onlara kalanlar. Onlardan kalanların üzerine zar zor bir ev kondurmuş durumdalar. Çekip gitme şansları yok! Bu sorunla iç içe yaşamak zorundalar, ne yazık ki.

Bir tarafta Kaz Dağları… Açılacak bir maden ocağı için kesilen binlerce ağaç, kullanılacak siyanürün yaratacağı uzun vadeli sorunlar… Diğer tarafta burası, yıllardır kronikleşen bir kirlilik! Türkiye’de çevre sorunlarının geldiği hal, korkutucu mu?

Bu, bütünlüklü bir soru. Kaz Dağları’nda yaşanan ne ise burada da onu yaşıyoruz. Bugün HES’lerde yaşanan ne ise burada da onu yaşıyoruz. Kime eliniz değse, benzer sıkıntıları dile getiriyor. Geçtiğimiz gün Fatsa’lı biri ile karşılaştık. O da heyecanla, “bir zamanlar şöyle derelerimiz vardı, ama… Ardından o derelerin önüne HES kurdular ve hiçbir şey kalmadı” diye anlatıp durdu. Baktığınız zaman, Devlet’in çevre üzerine kurduğu mantık, tamamen ‘rant’ üzerine’! Mesela şu an şu derenin onun için hiçbir önemi yok.

Peki, tablo bu kadar kötüyken, çözüme dair “vazgeçme” olasılığı nedir?

Bizler asla vazgeçmeyeceğiz. Bunu açıkça ifade etmek istiyorum. Zira çözümsüz değiliz. Demokratik yoldan haklarımızı arama gibi bir durumumuz var. Hatta şu an Avukatlarla da görüşüyoruz. Dava sürecimiz başlayacak. Başta Lütfü Savaş olmak üzere, bu durumdan sorumlu herkesi, tüm mülki amirleri, ki Vali ve Kaymakam da dahil… Şimdi Avukatlarla onun araştırmasını yapıyoruz. Kim sorumlu ise, bu sürece dahil olacak.

Yani özetle… “Mevcut tüm yolları kullandık. Dilekçelerimizi yazdık. Taleplerimizi ilettik. Haberler kamuoyuna yansıdı. Ama olmadı. Şimdi tek yol, hukuk yolu”, diyorsunuz…

Evet… Şimdi artık hukuki yollar başlayacak. Avukatlarımızla bu görüşmelerimizi yapıyoruz. O sonuca göre de hareket edeceğiz, harekete geçeceğiz.

Teşekkürler…

Tamer Yazar

Etiketler: / / / / / / / / / / / / / / / /

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ