Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 5,70 / Satış: 5,72
€ EURO → Alış: 6,40 / Satış: 6,43

Nerede O Eski Mizahlarımız

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 04.03.2019
  • 294 kez okundu

Kişisel zekânın gelişmesinde mizahın etkisinin olduğu bilim insanları tarafından tespit edilmiş.

Batı toplumunda parodilerle, hicivlerle toplumu güldürerek düşündürür, olayları mizah yoluyla işleyerek mesaj verirler.

Komedi, tarihte antik Yunana kadar gider. Oralarda sosyal yaşamın en önemli değerleriydiler.

Tiyatrolar, agoralar tıklım tıklım dolardı. Bir olayın eleştirisini mizah yoluyla yaparak insanları coştururlardı.

Elbette tiyatro ustaları aynı zamanda trajedilerle de olayları eleştirir, bir facianın ıstıraplı sonucunu anlatırken izleyenleri gözyaşlarına boğarlardı.

Ama ana damar komedi üzerinde yerleşmişti.

Hemen hemen aynı yıllarda antik Roma, özellikle komedilerin peşine düşmüştü. Halk bütün kurumların insanların gerçek uğruna gırgıra alındığı ince zekâlı oyunları mutlu bir hayranlıkla izlerdi.

Roma’da komedi yazarları Plautus ve Terence, Sezarlar kadar ünlü, varlıklı ve itibarlıydılar. Toplum ile ilgili duyarlı konuları komedilerinde işliyorlardı.

Antik uygarlıklarda dahi ince mizahın, komedinin insanları ne kadar etkilediğini görüyor musunuz?

Gelelim bizim ülkemize. Bazılarımız bugün yaşananları göz önüne alarak, trajikomik olayların tiyatro oyunlarına taş çıkartabilecek şeklinde olduğunu söyler. Yurdumdan manzaraların, yurdum insanının yaratıcı kabiliyetinin kolay kolay erişilmeyecek düzeyde olduğunu iddia ederler.

Danayı otomobilin arka koltuğuna yerleştiren yurdum insanından tutun, serinlemek maksadıyla meşrubat dolabına kendini yerleştirene kadar varın. Elbet tüm bunları yurdum insanının doğaçlama komedisi olarak niteleyebiliriz.

Fakat komedi ve mizah sanatını ustalarımız üzerinden yazmak daha yerinde olacaktır.

Güzel yurdumuz aslında çok zengin bir mizahi sanata sahipti. Sahipti diyorum çünkü bugün bu alanda maalesef üretilecek mizah imkânı daraldı. İnsanları şenlendirecek, neşelendirecek, yarına daha enerjik, daha dinamik hale getirebilecek güldürü sanatının neredeyse fişi çekildi.

Yıllar yılı yeni sayısının çıkmasını sabırsızlıkla beklediğimiz, Gırgır gibi, Fırt gibi, Penguen gibi özgür mizah ya kapatıldı, ya da mizah özgürlükleri kısıldı. Bir avanak Apti karakteri yok mesela.

Televizyonda seyretmeye doyamadığımız Kandemir Konduk ’un zekâ ile örülmüş parodileri artık sahnelenmiyor.

Rahmetli Nejat Uygur’un cesur hicivlerinin benzerlerini hiçbir yerde göremiyoruz.

Devekuşu kabarenin kurucularından Metin Akpınar ve rahmetli Zeki Alasya ikilisin müthiş performanslarının imitasyonu dahi yapılamıyor.

Rahmetli Levent Kırca’nın olacak O kadar da ki skeçlerinin canlandırmasını kimse beceremiyor.

Ve daha nice ustalarımızın yerleri doldurulamıyor. Bu ustalarımız sahne aldıklarında izleyiciler arasında devletin en üst makamında bulunan Cumhurbaşkanlarımız, Başbakanlarımız yerlerini alırlardı. Ustalar mizah yoluyla iğneleyici replikler hazırlarlardı. Rahmetli Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel ve rahmetli Cumhurbaşkanımız Turgut Özal, hem başbakanlıkları hem de Cumhurbaşkanlıkları dönemlerinin komedi ustalarını sahnede izlerken, kendilerinin tiye alınmasına bizatihi eğlenir, çok gülerlerdi.

Rahmetli Özal, Demirel, Erdal İnönü, Erbakan, Ecevit mizah-tiyatro zevkine sahiplerdi.

Sanatçılarımız siyasilerin veciz sözlerinden yola çıkarak mizah konusu yapar, taşlama üslubuyla yüzlerine karşı perde oynarlardı. Devlet büyüklerimiz hiç gocunmadıkları gibi kendileri de seyirciler gibi gülerdi. Oyun bittikten sonra devlet büyükleri sanatçıları tebrik eder, teşekkür ederlerdi.

Mizah tarafı en güçlü olan devlet büyüğümüz rahmetli Demirel’di. Aforizmatik sözlerinin yanı sıra fıkra anlatımlarıyla memleketin yüzünü güldürürdü. Konuşurken inciler dökerdi: ’’Dün dündür, bu gün bugündür-Türkeş Türk çocuğu, Ecevit halk çocuğu, Erbakan Müslüman çocuğu, biz o… çocuğu muyuz?- Aslana hüviyet sorulmaz demişler. Kimlik taşımam.- Memlekette petrol vardı da şerbet yapıp biz mi içtik?’’ Ve daha neler, neler..

Güldürü filmlerinin apayrı yerleri vardı hayatımızda.

Merhum Kemal Sunal’ın filmleri hala şimdiye kadar bıkılmadan izleniyor. Rıfat Ilgaz’ın yazdığı Hababam Sınıfı dünyada en sık seyredilen film rekorunu elinde barındırıyor. Kimler yok ki Hababam Sınıfında, Münir Özkul, Adile Naşit, Şener Şen, Ayşen Guruda, Tarık Akan, Halit Akçatepe, Kemal Sunal ve daha nice sanatçılarımız.
Yeni nesil mizah sanatçıları elbette yetenekleri açısından haklarını teslim etmek gerekir. Fakat toplumun sosyal ve siyasal duyarlılığı üzerinden özgürce parodiler yapamıyorlar.

Hal böyle olunca mizah güdük kalıyor, düşünebilme potansiyelimiz pekte gelişemiyor.

Dün olduğu gibi, bugünlerde de hepimiz için mizah, bütünsel sağlığımıza gelecek en etkili reçetedir. Zira her gün abus suratla, bozuk moralle, dağınık sinirle yaşamanın tadı, tuzu olmuyor.

Antik Yunan ve Roma binlerce yıl önce Mizahın, Komedinin tadına, tuzuna varmışlar. Komedyenlerine muteber mevki vermişler.

Bizler ise son zamanlarda maalesef sanatçılarımızın burunlarını sürtmekle meşgulüz.

[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ