Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 8,38 / Satış: 8,41
€ EURO → Alış: 9,96 / Satış: 10,00

Oligarşinin Tunç Kanunu Var Olduğu Sürece..

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 12.07.2021
  • 426 kez okundu

Doğanın kendine özgü yasaları var; mevsim değişiklikleri, med-cezirler, yaprak dökümleri-yeniden yeşermeler gibi..

İnsanların da tabiatlarından ruhlarına nüfuz eden yasaları var; hırs, hırçınlık, haset gibi..
İnsanoğlunun ruhuna yerleşmiş hırs, hırçınlık, haset gibi yasaları terbiye edip yumuşatmak belki de kısmen olabilir.

Fakat insanoğlu egemenlik yasasını eline geçirirse, kimse o yasayı yumuşatmayı terbiye etmeyi düşünmez.

Batı ülkeleri, insanların doğasında var olan egemenlik yasasını, ülkelerine bela getirmesinin önüne geçmesi amacıyla demokrasiyi inşa etmişler. Kuvvetler ayrılığı prensiplerinin esaslarını yerleştirmişler.

Batı, asırlar süren demokrasiyi geliştirme süreçlerinde hem pratikte, hem de teoride hukukun üstünlüğü, geniş özgürlükler, ekonomik güç, teknolojik üstünlük gibi değerlerin önderi oldu.

Batı tam manasıyla demokrasi pratiğiyle tanışmadan önce, Alman Robert Michels ‘in 1911 yılında yazdığı ‘’Oligarşinin Tunç Kanunu’’ kitabı bir baş eserdir. Bu kitap, insanoğlunun gücü eline geçirdikten sonraki evrelerini örneklerle anlatır.

Michels’in ‘’Oligarşinin Tunç Kanunu’’ kitabından esinlenerek fazla detaya boğulmadan Türkiye’de 19 yıldır iktidarda bulunan AKP’nin başa gelmeden önce eleştirdiği ne varsa, neden sonradan kendisinin yaptığını özetlemeye çalışacağım.

Sadece AKP değil, tüm partiler, örgütler, sendikalar vs. oligarşik yapının dışına çıkmak istemezler.

Michels önsözde, “Seçilmişlerin seçmenler, vekillerin vekâlet verenler, delegelerin delege edenler üzerinde egemenlik kurmasına yol açan örgütün kendisidir. Örgütten bahseden gerçekte oligarşiden bahsediyor demektir.” diyerek kitabına giriş yapar.

Burada eğer yasal herhangi bir örgüt varsa ve insanlar bu örgüte başkan, yönetici vs. seçiyorlarsa baştan oligarşik yapıyı kabul etmiş sayılırlar.

Bu oligarşik yapı sadece siyasi partileri değil tüm sivil toplum örgütlerini sendikaları kamu kuruluşlarını vs. kapsar.

Demokrasi kültürünün eksik olduğu ülkelerde büyük çaplı örgütler yöneticilerine güç konusunda neredeyse bir tekel konumu sağlarlar.

Siyasi partiler, sendikalar ve diğer tüm büyük örgütler bürokratik bir yapı gibi muktedirin arzusuna göre şekillenir.
Muhtemel bir yönetim sorunu ortaya çıktığında, bürokrasiyi kullanır ve bertaraf eder.

Bürokrasi, oligarşik düzende örgüt ilkesinin kaçınılmaz aparatıdır.

Yazara göre oligarşik yapının aktörleri sahip oldukları vasıf ve becerilerle güçlerini pekiştirebilirler. Fakat ‘‘kütlelerin ehliyetsizliği’ denilen bir olgu da aktörlerin güçlerini ayrıca kuvvetlendirir.

Kütle içinde, partilerinin örgütlü kütlesi içinde yönlendirme ve rehberlik faaliyetlerine büyük bir gereksinim oluşur.

Lider her fırsatta kendi örgütünü yüceltirken, muhalif örgütleri yerer. Kendini kahraman, rakiplerini düşman hattında konumlar. Kafalar karışır. Sürekli karmaşık hale gelen mekanizmalarını tümüyle tek bir bakışta kavramak daha da olanaksız hale gelir. Çünkü bugün kahraman dediğini yarın düşman, bugün düşman dediğini yarın kahraman ilan edilebilir.

Bu gerçeğin üzerinde sürekli korku bulutları dolaşır. Bu korku lidere duyulan ihtiyacı sürekli olarak artırır.

Michels temsili liderlik varsayımını reddeder. Onun iddiasına göre, sivil toplum örgütlerinin ve siyasi partilerin yöneticileri durumuna gelenler ya da parlamentoda temsilci olarak görev yapanlar,” kendileri sosyal pozisyon olarak yönetilenlerin olduğu sınıfa mensup olsalar da, giderek yönetici oligarşinin bir parçası haline gelirler.”

Diğer bir deyişle, kütlelere liderlik edenlerin kendileri de “iktidar (güç) elitleri”nin parçasıdırlar; onlar daha imtiyazlı unsurlar arasında elde ettikleri özel durumlarından yararlanarak kendilerine özgü bakış açıları ve çıkarlar geliştirirler.

İnsan doğası gereği kendi menfaat yasasının esiridir. Hele bu menfaat yönetim mekanizmalarının çarkını çevirip daha büyük güç imkânı sunarsa, insan kendi geçmişini de unutabilir, ülkenin geleceğini de umursamayabilir.

Çünkü’’ Oligarşinin Tunç Kanunu’’ bilindik yazılı kanunları tehdit eden hırpalayan hırçın ve hırs dolu bir kanundur.

O ancak kuvvetler ayrılığı prensiplerine dayanan demokrasi ilkeleriyle zayıflatılıp yumuşatılır.

Toplum olarak oligarşiyi zayıflatamazsak demokratik hedeflerimizden daha da uzaklaşacağız. Liderlerin toplum ve örgütler üzerinde egemen olmaları sebebiyle, sosyal ve ekonomik gerileme derinleşecek.

Eğitim öğretim kalitesi yerlerde sürünmeye devam edecek.

Hayat enerjimiz emilecek, emeklerimiz heba olacak.

Ve bizler toplum olarak demokrasi yoluyla ‘’Oligarşinin Tunç Kanunu’’nun gücünü kontrol altına alamazsak, memlekette her gün yaşanan başka başka trajedik hikâyeleri okumaya devam edeceğiz.

[email protected]

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ