Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: / Satış:
€ EURO → Alış: / Satış:

Özlediğim, Dertlendiğim Antakya

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 24.12.2018
  • 458 kez okundu

Bir insanın doğduğu yerde biriktirdiği hatıraları varsa orası çok anlamlıdır. Hatıralar, insanın duygusal haliyle cennet bahçesi deminde akmışsa, işte o zaman şehrine, mahallesine, sokağına olan bağı çok daha güçlü olur.

Her caddede, her kapıda, her eşikte diriliğini koruyan acı-tatlı mazinin renkleri gözler önünden geçit töreni yapar.
Antakya’mızın kadim insanlarının çok uzun yıllar boyunca tecrübelerle harmanlayarak yarattıkları muhteşem kültür, bizim bu topraklara sevgiyle ve saygıyla sarılmamıza vesile olmakta..

Bir sevdalıyı sarar gibi şehrimizi kucaklama istencinin gururu sanırım tüm Antakyalıların sinesinde vardır.

Bugünün Antakya’sında (Defne’ yi kadim Antakya kapsamında konumlandırıyorum) özlemini duyduğum birçok etmen var.
İzninizle hem özlediğim hem de dertlendiğim Antakya’nın resmini çizmeye çalışacağım.

Her insanın düşünce biçimi, hayata bakış açıları, yaşam şekli farklı olabilir. Bu tür yaşam kültürü, ehil insanın felsefi ölçüsünü oluşturur. Farklı açılardan meselelere yaklaşım, ehil olanlara makul olan çözüme yaklaştırır.

Antakya’mızın gelinen nokta itibarıyla, her türlü ideolojiden arınmış ve günlük siyasi çekişmelerden uzak bir ruh yakalama hasreti, eminim hepimizin ortak arzusu.

Özlediğim Antakya, siyasal olmaktan ziyade, siyaseti de aşan ve belirleyen biçimde toplumsal, kültürel ve estetik bir nitelik taşıyor.

Örneğin, demokratik seçimlerle beraber bireysel tercihlerin iradesine dayanan, dürüst ve namuslu bir çalışma ile çiçeklenen bir siyasal bütünlük.. Kavgasız, gürültüsüz, yaratıcı kabiliyetli, üretken bir belediye meclisi.

Aynı tarihi ve coğrafyayı, aynı kültürü ve aynı yazgıyı paylaşan esasların üzerinde yaratılan bir toplumsal dayanışma.

Özlediğim Antakya, sahip olduğu bütün farklı etnik kökenli vatandaşların, kendi özgün kültürleriyle içtenlikle kabullenilmesi, bu kültürlerini koruyarak ve geliştirerek kazanımların zenginleştirilmesi.

Her türlü musibetlerden uzak, kendi zekâlarına, emeklerine güvenerek, dürüstçe birlikte çalıştıkları ve ürettikleri bir şehir.

Özlediğim Antakya, bireysel iradeye dayalı toplumsal dayanışma havası içinde üretilen sinerjiyi üretim seferberliğinde kullanması, demokratik, şeffaf, dürüst ve çalışkan olmasıdır.

Bir taraftan özlemini duyduğum Antakya duruyor, öte tarafta bağrımı ezen, dertleriyle kaderine bırakılmış bir Antakya çare arıyor.

Birçok medeniyetlere ev sahipliği yaptığıyla övündüğümüz Antakya’mızda bugün fiziki olarak uygarlık dünyasının neresindeyiz sorusu, bana acı veriyor.

Özlemlerimizi, hasretlerimizi gerçeğe dönüştürecek üretkenliği sağlayamamanın bedelini hepimiz ödüyoruz.

Şehircilik anlamında başarıya ulaşabilecek birçok sorunu ve çözümü kavrama gücüne erişebilmemize rağmen nedense sonuç alınacak adımlar atılamıyor.

Yeşil Antakya kavramı yok olmuş. Doğa dostluğu kaybedilmiş. Yeşil alanlar tarumar edilmiş. Antakya’nın uygar dokusu beton yığınları arasında köreltilmiş.

Yağan her yağmur damlacıklarının ardından sökülen kalitesiz asfalt parçaların oluşturdukları derin çukurlar içerisine düşmemeye çalışan insanların yaşadığı Antakya’nın uygarlığa yaslandığını söyleyemeyiz.

Nitelikli ölçütlerden çok uzak gelişi güzel yapılmış kaldırım üstünden insanların azami dikkat ve gayretle geçtiği Antakya, çağı yakalayacağını düşünmek beyhudeliktir.

Çoğu yol güzergâhların standart dışı yapılmış olmasından doğan hatalar, trafik akışını boğan rahatsızlıklar saç baş yolduruyor. Sürücüleri, araçlarını koyabilecek yer bulamamalarının çaresizliğine mahkûm etmek, modern şehircilik yeteneğinin, yerlerde süründüğünün resmidir.

Aylardır Türkçe dilinde tüm sorumluların duyacağı, okuyacağı şekilde sularımızın akmadığını yazıyor, haykırıyoruz. En temel hakkımız olan suyun dahi, meziyetsizliğe kurban edilmesini görmek ve bedel ödemek ağrı veriyor, isyan ettiriyor.

Mars gezegeninde dahi su arama çalışmaları yapabilme kabiliyetine ulaşan uygar dünya varken, evlerimize, işyerlerimize suyumuzu kesenlerin yüzü gözü utansın.

Velhasıl, özlem ile dert bir birine bağlıdır. Yan yana yürürler. Özlemleri yaratan dertlerdir. Dertler bitmeden özlemler bitmez. Dertleri bitirecek olanlar ise, seçimle makam emanet edilen belediyelerdir. Sah (mühür) onların elindedir.

Bu şehrin bu hale gelmesindeki veballer onlarındır.

Bu şehrin nimetini yaşayabilmek varken, külfetini çekmeye zorlayanların günahlarından kendileri ne zaman arınacaklar?

Bu anlayışla özlemlerin, dertlerin bitmesini beklemek, daha bir ömür alacağa benziyor.

[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ