Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 6,64 / Satış: 6,66
€ EURO → Alış: 7,27 / Satış: 7,30

Quo Vadis Türkiye?

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 05.09.2018
  • 815 kez okundu

Quo Vadis Latince kökenli bir kelime “Nerereye gidiyorsun” anlamını taşır. İncil ayetlerinde de geçer.1951 yılında çevrilen destansı bir filmin de adıdır. Birçok yazar ve çizer tarafından gidişin sorgulanması maksadıyla yazı konusu veya başlık olarak kullanılıyor.

Türkiye nereye doğru gidiyor?

Kanımca bu sorunun cevabını geçmiş bin yılda nereden geldik, nasıl geldik sorusunun cevaplarına bakarak verebiliriz.

Geçmiş bin yılda Osta Asya’dan geldik, Batı’ya doğru boy boy yol aldık. Geçmiş bin yıla Şaman olarak başladık. Moğollarla ve Çinlilerle karışık Oğuz boyları olarak Orta Asya’dan yola çıktık. İslam dini ile tanıştık .Müslüman olduk.

Bizans’ın yerine geçerek, başta Rumlar olmak üzere, tüm Arap, Acem, Kafkas, Anadolu ve Balkan halkları ile karıştık.

Osmanlı İmparatorluğunu kurduk, üç semavi dinin, Museviliğin, Hırıstiyanlığın, İslamın, tüm mezhepleri ve tarikatları ile ilişkiye girdik, kimini benimsedik geliştirdik, kimine üvey evlat kimine düşman muamelesi yaptık.

Toprak fetih ederek Avrupa’nın ortalarına kadar ulaştık.
15.yüzyıldan itibaren Avrupa kendi tarihini keşiflerle, ticaretle ardından devrimlerle yenilerken, bizler16.yüzyılın ortalarından sonra maalesef oluşturduğumuz gelişmelerin kurbanı olduk. Toprak ağalığına bağlı dinsel bir tarım imparatorluğunu endüstriyel bir ulus devlete dönüştüremedik zayıfladık, peşi sıra yenildik, işgal edildik, siyasal haritadan silindik.

Sonraki süreçlerde, 1912-1922 arasındaki on yıllık “çok kısa” bir dönemde, İmparatorluğun baki kalanları Kafkaslardan, Balkanlardan, kopup geldik, Anadolu’da toplandık.
Mustafa Kemal Atatürk, insanlığın gidişine doğru teşhis koyan uzak görüşlü devlet adamı ve deha komutan olarak, bu Anadolu insanlarına güvendi, Kurtuluş Savaşına girişti ve bu savaşı kazandı. Onlarla birlikte laik ve demokratik, sosyal bir hukuk devletinin temellerini attı.
Sıra tam bağımsızlık savaşına gelmişti.

Anadolu halkı, Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde, tarihin tanık olmadığı, ünlü siyasal bilimcilerin günümüzde hâlâ kabul etmekte zorlandığı bir büyük kültür ve sanayi dönüşümünü başlattı.
Türk Tarih Kurumu, Türk Dili Kurumu, Türk Havacılık Kurumu gibi temel kurumların açılmalarını sağladı.
Burjuvası, işçi sınıfı olmayan ve toplu iğne dahi yapamayan bir coğrafyada onlarca fabrika kurdu, ticaretin gelişmesi ve teşvik edilmesi için kooperatifler kurdurdu. Parasal kaynak ihtiyacını karşılamak üzere İş bankasını kurdurdu.
Kısaca Cumhuriyetin ilk 15 yılı yatırımlar, atılımlar, devrimler ve ilerlemelerle büyük mesafeler alındı. Muasır medeniyetin üstüne çıkma hedefi koyuldu. Atatürk hayattayken hedefi yakalayacak ilmi, içtimai, sanayi dalları göz kamaştıracak düzeye gelmişti.10 Kasım 1938’den sonra hedefler sürekli gel-gitlerle inkıtaa uğradı.
Çok partili sisteme geçtiğimiz 1950 yılından bu yana demokrasinin olgunlaşmasına çaba harcıyoruz. Siyasi mevki ve çıkar bir çok siyasi figürün gözlerini karartıyor. Ülke çıkarları göz ardı ediliyor veya basiretsiz fikirlerin karanlık kuyularında boğuluyor.

Son yıllarda yaşadığımız çalkantılar, savrulmaların temelinde iktidarın rasyonalite politik metotların aksi her yönünde yaptığı her atılım ülkemizin hayatını zorlaştırıyor.
Demokrasinin ana damarlarından olan Sivil toplum örgütlerin esamisi okunmayacak hale getirildi.
Basın hükümetin borazanlığını üstlenmiş duruma geldi.
Demokratik değerleri öğreten üniversitelerden ses çıkmaz halde. Hukukun üstünlüğünü ders olarak okutan hocalar hukukun altında hukuksuzluğu izliyor.
İş dünyası sinmiş, odalar-borsalar pusmuş vaziyette.
Muhalefet partileri görünüşe göre halinden memnun alternatif üretmek için parmaklarını dahi oynatmıyor.

Tek ses, tek fikir, tek söylem demokrasiyi yerlerde sürükleyen bir düzendir.
Atalarımız henüz demokrasi yokken bile; “Müsademe-i efkârdan Barika-hakikat doğar”. Günümüz Türkçesinde Fikirlerin müzakeresinden en hakikat güneşi doğar demişlerdir.

Tek bir kişinin fikri, tek bir kişinin kararı, tek bir kişinin görüşü, tek bir kişinin söylemi, tek bir kişinin isteği ülkeye refah getiren, kalkındıran muasır medeniyete taşıyan yöntem olmamıştır.
Öyle olsaydı dış politikada yaşanan türbülans, içeride yaşanan ekonomik kriz bizi bu denli çatlatacak durumda olmazdı.
Bizler bugünlerde kaotik ortamda var olma mücadelesi verirken, bazı aklı evvellerin ‘’Batı bizi kıskanıyor’’ sözü gerçekten yürek çatlatacak kadar cahilane bir retorik. Batı ayak üstüne ayağını atarak bu sözlere gülmekten çatlıyor.
Bizler ise ayakta dahi duramayacak şaşkınlıkla krizlerden kurtulmanın dertleriyle boğuşuyoruz.
Sahi Quo Vadis Türkiye?

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ