Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: / Satış:
€ EURO → Alış: / Satış:

S-400 artık sadece S-400 değil…

Naim Babüroğlu
Naim Babüroğlu
  • 27.10.2020
  • 342 kez okundu

S-400 HAVA SAVUNMA SİSTEMİ ALIM HİKAYESİ

Türkiye, 2013 yılında uzun menzilli füze savunma sistemi satın almak için bir ihale açtı. Ancak, ihale aşamasında beklediği ilgiyi ABD, Avrupa Birliği (AB) ve NATO’daki müttefiklerinden göremedi. Türkiye’ye teknoloji transferini de kabul ettiğinden, Çin’den alım kararlaştırıldı. Fakat, ABD/NATO’nun tepkileri nedeniyle Çin’den alımdan vazgeçildi. Bu kez, Kasım 2016’da Rusya ile S-400 hava savunma sistemi için görüşmelere başlandı. Bu arada, 24 Kasım 1915’te hava sahasını ihlal gerekçesiyle bir Rus uçağı düşürülmüştü. Gelinen aşamada, Türkiye 2.5 milyar dolar karşılığında Rusya’dan S-400’ü satın aldı. 16-17 Ekim 2020 tarihlerinde, Sinop’ta silah sisteminin test atışı yapıldı.

ABD/NATO, 2018’den itibaren S-400’ü Rusya’dan alan Türkiye’ye karşı sert tepkiler gösterdiler. Test atışı sonrası, ABD’den şiddeti gittikçe artan tepkiler gelmeye devam ediyor. ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), tehdit niteliğinde tepki gösterdi. Pentagon sözcüsü, “Türkiye’nin bu sistemi test etmesine karşı çıkıyoruz; bu durum aramızdaki güvenlik ilişkisini ciddi şekilde tehdit ediyor” dedi.(1) Açıklamaların ortak noktası, “Türkiye, S-400’ü aktif duruma getirirse ağır sonuçları olur” şeklinde.

ORTAK TEHDİT

Rusya, İran ve Kuzey Kore, son olarak Çin, NATO için tehdit ülkeler sıralamasında yer alır. Bu ülkeler ve diğer kriz bölgeleri dikkate alınarak NATO Kuvvet Havuzu oluşturulur. Savunma bütçesi ve NATO kuvvet yapısı bu tehdide göre şekillendirilir. Türkiye de, NATO kuvvet havuzuna katkıda bulunur. Yani olası bir durumda, Rusya’ya karşı savaşacak kuvvetlerin bir bölümünü Türkiye tahsis eder. S-400 Hava Savunma Sistemi, NATO için tehdit olarak değerlendirilen bir ülkeden, yani Rusya’dan alınıyor.

İşte bu noktada, ABD şiddeti gittikçe artan tepkiler vermeyi sürdürüyor. ABD/NATO, Türkiye’nin Rusya’dan stratejik düzeyde bir silah sistemini almasına olumlu bakmaz. Bu nedenle, ABD gerginliği adım adım tırmandıracaktır.

YUNANİSTAN S-300 SİSTEMİNE SAHİP Mİ?

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), 1998’de Rusya’dan S-300 hava savunma sistemi satın almaya karar verdi. Türkiye, NATO toplantılarında, “Bu, Türkiye ile Yunanistan ya da GKRY arasında bir sorun değil. Bu, NATO’nun Rus yapımı füzelerle ilgili sorunudur. Bu füzeler, NATO ittifakı açısından güvenlik riski yaratır ve tehlikelidir”(2) görüşünü dile getirdi. ABD ve NATO, Türkiye’nin bu haklı itirazlarını dikkate aldı ve S-300, GKRY’ye gönderilmedi. ABD’nin arabuluculuğunda, Yunanistan’ın Girit adasına bir hangarda depoya kaldırıldı. Yani, GKRY S-300’ü aldı, parasını ödedi ama sistem konuşlandırılmadı. Yunanistan’da bir depoda kaldı. NATO, Rus yapımı bu sistemleri hiçbir zaman kendi ağına entegre etmedi. 2013’ten itibaren ABD/NATO, Rusya’nın değişik ülkelerde konuşlu S-300 sistemleriyle başa çıkmanın yolarını aradı. S-300’ün, en gelişmiş ABD savaş uçaklarıyla ne kadar yenilgiye uğratılacağını denedi. Bu nedenle, Yunanistan’daki S-300’leri deneme amaçlı tatbikatlarda kullandılar. İsrail de, aynı şekilde S-300’leri denedi. Yani, Yunanistan’ın kendi hava savunma sistemini geliştirmek ya da ülke savunma sistemine entegre etmek veya tehdide karşı sistemi kullanma amacı olmadı.

DİĞER NATO ÜLKELERİNDEKİ S-300’LER

NATO üyesi Bulgaristan ve Slovakya’nın da Rus yapımı S-300’leri var. Neden ABD/NATO’nun tepkisi olmadı? Bulgaristan ve Slovakya, 2004 yılında NATO’ya üye oldular. S-300’leri NATO’ya katılmadan önce almışlardı. Rusya’dan aldıkları S-300’lerin ABD teknolojisi açısından bir tehdit oluşturmayacağı anlaşıldı. Çünkü, S-300 ve S-400 arasında yetenek açısından büyük farklılıklar var. ABD ve NATO’nun bu ülkelerdeki S-300’leri eğitim/tatbikat amaçlı kullanarak, bu sisteme karşı önlem almaları daha önemliydi. Bu nedenle, Bulgaristan ve Slovakya’daki S-300’ler tatbikatlar ve testler dışında aktif olarak kullanılmıyor. NATO sistemlerine de entegre değil. Oysa, Türkiye’nin S-400 alması çok farklı. S-400, üstün bir teknolojiye ve F-35’leri etkileme yeteneğine sahip, stratejik düzeyde bir silah sistemi.

BAĞIMSIZ BİR TÜRKİYE

Bağımsız bir ülke olarak Türkiye’nin, elbette S-400 sistemini alma ve kullanma hakkı var. Rusya’dan S-400 için 2.5 milyar dolar ödeyen Türkiye, bu silah sistemini kullanmalı. Atatürk döneminde uygulanan politikalar izlenseydi, Türkiye bugün kendi milli savunma sistemini kurmuş ve savunmada kendi kendine yeterli bir ülke konumuna gelmiş olurdu. Tam bağımsızlık budur. Tam bağımsızlık, ABD’nin, Rusya’nın, Çin’in ya da diğer herhangi bir ülkenin stratejik düzeyde bir savunma sistemine ihtiyaç duyulması değildir. ABD’den Patriot almakla bağımsız olunamayacağı gibi, Rusya’dan S-400 almakla da bağımsız olunmaz. Atatürk’ün tam bağımsızlık politikasından uzaklaşan Türkiye’nin, yüz yüze kaldığı sıkıntıları her gün gözlemliyoruz…

ABD NE YAPACAK?

ABD, S-400’ün Türkiye’ye getirilmesiyle 1.25 milyar dolar ödenen F-35 savaş uçaklarını vermekten vazgeçti. Ayrıca, F-35 uçağının üretici aktörlerinden biri olan Türkiye’nin ürettiği 1008 parçadan 866 parçası başka ülkelere kaydırıldı; kalan 139 parçanın üretimi de 2022’de diğer ülkelere verilecek. S-400’ün aktif duruma getirildiğinin açıklanması ve tehdit bölgelerine konuşlandırılmasıyla birlikte, ABD Türkiye’ye ¨Amerika Düşmanlarına Yaptırımla Karşı Koyma Yasası¨ (CAATSA) kapsamında yaptırım uygulanacak. Ekonomik ve askeri yaptırımları içeren…

Söz konusu yaptırımlar, ABD Başkanı’nın kimliği ile ilgili değil. ABD Başkanı kim olursa olsun, yaptırımın askıya alınma olasılığı neredeyse sıfır.

PEKİ, TÜRKİYE NE YAPACAK?

Yıl 1975, 25 Temmuz… Koalisyon Milliyetçi Cephe Hükümeti, 1974’te uyguladığı silah ambargosunu kaldırmadığı için ABD’nin Türkiye’deki 21 üs ve tesisini kapatmıştı. Üs/tesislerde ABD’nin beş bin sivil/asker personeli vardı.

Peki bu mümkün mü?

Tutuklu bulunan Rahip Brunson’ın serbest bırakılması için ABD Başkanı Trump ve yardımcısı Pence’in, 26 Temmuz 2018’de yaptıkları tehdit dolu açıklamaları anımsayalım. Ardından, 12 Ekim 2018’de Brunson’ın serbest bırakılışını…

9 Ekim 2019’de Suriye Fırat’ın doğusuna Türkiye’nin başlattığı Barış Pınar Harekatı’nı anımsayalım. Harekatın askeri hedefi, 480 kilometre genişliğinde bir bölgeydi. Türkiye’nin coğrafi bütünlüğüne kasteden PYD/PKK bölücü terör örgütünü korumak için, ABD Başkan Yardımcısı Pence’in 17 Ekim 2019’da Ankara ziyareti ve ardından, harekatın 480 yerine sadece 140 kilometre genişliğinde bir bölgeyle sınırlandırılması… Harekat, bu nedenle belirlenen politik hedefleri karşılayamadı…
ABD’nin etkisini ortaya koyan iki örnek…

Peki, S-400’ün geleceğine ilişkin ABD’nin ağırlığının sonucu ne olur sorusunun cevabı belli mi?

Türkiye, Rusya’yla işbirliğini Suriye ve Libya’da artırma yoluna gitmeli. Suriye için, Adana Mutabakatı’nı aktif duruma getirmek, Türkiye’nin BEKA’sı yönünde önemli bir kilometre taşı olacak…
Suriye, Libya, Doğu Akdeniz ve Azerbaycan-Ermenistan cephesinde, ¨Stratejik Yalnızlık¨la yüz yüze kalan Türkiye’nin en öncelikli seçeneği, etkili diplomasiyle yalnızlığı gidermek…

Hedef stratejinin anahtarıdır. Mantıklı ve tutarlı olmayan hedeflere, hiçbir strateji ile ulaşılamaz hükmü her zaman geçerli… Dün de, bugün de, yarın da…

(1) https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-54664164 (Erişim, 25 Ekim 2020).

(2) 25 Ekim 2013, Deniz Zeyrek’in köşe yazısı. http://www.radikal.com.tr/turkiye/turkiyenin-tezini-s-300-tutanaklari-curutuyor-1157212/

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ