Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 7,38 / Satış: 7,41
€ EURO → Alış: 8,95 / Satış: 8,98

Sağlık Bakanlığı ve Pandeminin Seyri

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 30.11.2020
  • 784 kez okundu

İnsan sağlığı, hem birey hem de toplum olarak en değerli, üstüne en çok titrenecek alandır.

Herhangi iktisadi veya siyasi çıkarlar yüzünden bu alanda yaşanan hasta ve vefat rakamlarının yanlış beyan edilmesi nerden bakarsanız bakın, etik değildir.

Bunun adına manipülasyon, eski değişle tağşiş denir.

Medeni toplumda tağşişin yeri yoktur.

Eşiğinde bulunduğumuz loans-cash.net insanı doğrudan olumsuz etkileyen bu evreleri aşmanın birinci adımı şeffaf olmalıydı.

Ancak şeffaf bilgilerin rehberliğinde etkin tedbirler alınabilir.

Sağlık bakanımız halktan maske mesafe ve hijyen kurallarına uymamızı sık sık tembih etti, eyvallah. Belirli günlerde sokağa çıkma yasağı koyuldu, ona da eyvallah.

Daha sonrası malum yaz mevsimiyle beraber vaka ve vefat sayılarının pik noktasından aşağıya doğru düştüğü açıklanmıştı.

Korona ile mücadelede dünyaya örnek olacak başarı hikâyeleri yazılarak balonlar şişirildi.

Açıklanan rakamların doğru olmadığını dile getirenler neredeyse vatan hainliğiyle suçlandı.

Galiba dünyada doğruyu söyleyenlerin vatan haini ilan edildiği nadir ülkelerden biriyiz. Lakin doğruyu kamuoyuna açıklayan; insan hayatını ve sağlığını kurtaracağına, koruyacağına Hipokrat yemini etmiş Türk Tabipler Birliğine olmadık hakaretler edenlerin vicdanlarının sızlamadığını görüyoruz.

Keza açıklanan rakamların şüpheli olduğunu söyleyen, kendi şehrinde somut vefat rakamlarını açıklayan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanını densizlikle suçlamak akıl alır gibi değil.

Salgın döneminden beri sağlık politikaları şeffaf yürütülmediğinden vahim sonuçlar ortaya çıkıyor.

Gerçeği örtmenin sonucu hem acı can kaybına mal oluyor hem de onarılması zor travmalar yaşatıyor.

Çökmüş ekonomik yapı da cabası. Halk kaygı içinde hayat mücadelesini iki ana cephede vermek zorunda kaderine terk edilmiş.

Birinci cephede salgına yakalanmamak için mücadele veriyor. Fabrikalarda, atölyelerde veya başka ekmek teknelerinde çalışmak zorunda kalanların hastalık riskini azaltmaları pek de kolay değil.

İkinci cephede salgının neden olduğu ekonomik çöküş. İş yeri kapanan, iş hacmi daralan veya sair sebeplerle işsiz kalanların eve ekmek götürememelerinin yarattığı tahribatın boyutunu tarif etmekte zorlanıyorum.

Bazılarının tuzu kuru sırtı kalındır. Onları salgından koruyacak izole edilmiş mekânlara, her ihtiyacı karşılayacak imkânlara sahipler. Buna rağmen bu illet virüs bunlara bulaşabiliyor. Örneğin koca ABD başkanı Trump, İngiltere başbakanı Johnson. Bizde ise bazı bakanlarımız, milletvekillerimiz belediye başkanlarımız bu hastalığa yakalanmaktan kurtulamadı.

İşine gücüne gitmek zorunda kalan vatandaş kendini tam olarak nasıl korusun?

İşte can alıcı soru bu. Kendini izole edecek maddi imkânı olmayanlar, kendilerini nasıl koruyacaklar?

Çocuklarını nasıl besleyecekler? Kiralarını hangi parayla ödeyecekler? Hayatlarını nasıl idame edecekler?

Zincirleme reaksiyonlarla meydana gelen anafor önüne kattığı her şeyi yutuyor.

Bir insanın sağlıklı beslenme imkânı ne kadar azsa hastalığa karşı mukavemeti de o kadar azdır. Maddi darboğazın ürettiği ruhsal bozukluklar bağışıklık sistemini zayıflatır.

Eğer bugünlerde de sırtımızı dayadığımız devletin en önemli kurumu olan sağlık bakanlığı da hastalığın seyri ve rakamlarıyla ilgili tağşiş yoluna sapmışsa..

Sırtımız yere değmiş demektir.

Vay bizim halimize.

[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ