Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: / Satış:
€ EURO → Alış: / Satış:

Sayın Vali’ye soralım… Bekir Coşkun’u unutmadan…

Tamer Yazar
Tamer Yazar
  • 21.10.2020
  • 307 kez okundu

Hatay Valiliği web sitesine girdiğinizde, Antakya Medeniyetler Korosu için size şunlar anlatılır…


Müziğin dolaysız anlatım olanakları yardımıyla, insana insan sevgisi aşılamayı ve ötekileştirmenin karşısında gösterilecek duruşa katkı sağlamayı prensip edinen KORO, toplumsal barış ve kardeşlik mesajını birbirinden güzel ezgilerle dünyanın tüm coğrafyalarına taşıma isteğinin heyecanını duymaktadır.

Kökü bizim topraklarımızda olan değerleri, birbirinden güzel ezgileri tüm yalınlığıyla sunan KORO, okuduğu farklı kültürlere ait ilahiler, halk şarkıları ve türkülerle, Türkiye medeniyetini yansıtan bir ayna görevi görüyor. Etnik önyargıların aşılmasında büyük gücü ve rolü olan müziği en iyi şekilde kullanarak, insanların önce kalbine dokunan, hissettiren KORO, kurulduğu günden bugüne büyük bir tutkuyla yoluna devam etti.

Üç semavi dinin kültürüne ait hisleri, duygusal hayatın güçlü bir aracı olan müzikle ifade etmede etkili olan MEDENİYETLER KOROSU, insanlar arasında “BEN” DEĞİL “BİZ” duygusunun hâkim olmasına da etkili oluyor.

Durum madem bu… Geçtiğimiz günlerde, Büyükşehir Belediyesi Yönetimi’nin katıldığı bir programda, Halk TV ekranlarında, Dağlık Karabağ’da yaşanan Azeri-Ermeni çatışmasının adeta bir tarafı gibi Azerbaycan Türküsü seslendiren, bunu da; sıkılan mermiler, atılan füzeler, topçu ateşi görüntüleri eşliğinde veren KORO, bundan sonra alacağı sahnelerde NASIL bir kimlikle karşılanacak ? Her dinden, her dilden, her kültürden beslenen bir kentin kadim notaları adına DÜNYA BARIŞI dediğinde, ne kadar inandırıcı olacak ?

Koro adına, böylesi bir sunumun vereceği zarar adına, Sayın Vali’ye soralım…

Koro’nun kurulma sebepleri, içeriği, sunumu, vizyonu ve evrensel mesajı bu kadar netken, son yaşanan neydi ?

Sizi bilmem ama… Koro’yu dahi politize etmeyi başaran bizler, birbirimizi birbirimize anlatmanın en iyi yolunu da kaybettik… Kimliksiz bir dünyada İNSAN olmayı öğütleyen notaları da… ÖFKE kazandı, ÖTEKİ kazandı, DİĞERİ diye tasnif edenler kazandı…

BEN ÖNCE İNSANIM demiş biri, ki aramızdan ayrılan Bekir Coşkun’un bir yazısı, kendi hayatına dair fısıldadıkları gelsin, tam da bu noktada…


Benim, bir milyon Ermeni’nin ne olduğu konusunda bilgim yok… Benim, bir tek Ermenim vardı… Annemiz öldükten sonra, devlet memuru olan babam, atının arkasına beni ve kız kardeşimi alıp anneannemize götürdü… Urfa’ya yakın Tülmen’in bağları içindeki o büyük evde anneannemiz bizi karşıladı… Çocukluk anıları silinmiş olsa bile, onun bize çok özen gösterdiğini hatırlıyorum… Anneannemiz, o büyük evdeki teyzelerime, öbür kadınlara benzemezdi… Uzun boyu, incecik bedeni, sarı saçları, çakır gözleri vardı. Adı Ümmühan’dı… Bütün aile ona saygı duyar, bütün aile onu severdi. Ona danışılır, görüşü alınırdı… Özellikle sert yapılı ve çok okumuş babamın ona duyduğu güven ve saygı dikkatimi çekerdi…

Biz büyüdük… Büyüdükçe onun asıl anneannemiz olmadığını, anneannemizin öldüğünü, onun sonradan oraya geldiğini öğrendik…

O, bir Ermeni kızıydı…

Dedem, onu Fırat Havzası içinden, Suriye’ye sevk edilen (tehcir), yer yer yok olan Ermeni kafileleri içinden alıp evlenmişti… Dedem, teyzelerim, yengelerim, kısaca herkes onu sevmiş, ailenin en büyüğü saymışlardı… Biraz büyüdükten ve gerçeği öğrendikten sonra, anneannemizin gözlerindeki o hüznü daha iyi anlamıştım… Dimdik duran o güzel kadının zaman zaman niye boynunu büktüğünü, beni ve küçük kız kardeşimi severken kimi zaman niçin gözlerinin buğulandığını, yüzünde asla gizleyemediği o kırgınlığı artık görmüştüm…

İşte benim Ermeni meselem…

Ermenilere neler yapıldığını, bu tartışmaların artık ne anlama geldiğini, gerçeğin ne olduğunu bilemem… Ama anneannemizi, genç bir kızken kimin yurdundan-yuvasından ayırdığını bilmek isterdim… Gizlemek zorunda kaldığı acıları, belli etmek istemediği hasreti ve belki de her gece hepimizden sakladığı gözyaşları ile onu kimlerin bir sonsuz sürgüne mahkum ettiğinin hesabını sormak isterdim… Bir milyonu bilemem, benim bir Ermenim vardı… Çok sevdiğim o hüzünlü kadın… Benim Ermenim…

Evet…

Biriken acılarımız var…
Öfkelerimiz de…

Ama öfkemizle pansuman edemeyiz hiçbir acımızı… Birbirimize ihtiyacımız var… Sevgiyle dokunmaya, sevgi dili kullanmaya ihtiyacımız var… POLİTİKA’yı bırakalım politikacılar yapsın ÖZGÜRCE, ama… KORO’yu bu alandan uzak tutalım…

Zaten çok kaybettik…
Bir de kendimizi kaybetmeyelim…

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ