Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: / Satış:
€ EURO → Alış: / Satış:

Siyasetin Kaybettirdiği Değerlerimiz

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 20.05.2019
  • 262 kez okundu

Günlük hayatımızda düzenleyici ve sürdürülebilen insani temel yapı taşlarımız vardır.
Nezaket, sağduyu, yüce gönüllülük gibi hayatımıza değer katan incelikli münasebetler orta doğuya özgü siyasetin vahşi doğasında parçalanıyor.

Siyaset, ağızlardan çıkan, dillerden dökülen tahrip ve tehditkâr cümlelerle önüne kattığı her şeyi, havsalanın alamayacağı yoğunlukta, kardeşçe yaşam kültürünü dahi yakıcı etkileriyle beraber sürüklüyor.

Bu etkiler bizim makul ve makbulün ne olduğu konusundaki duyarlılığımızı da yok ediyor. Aklın ortak paydasını, adaleti, vicdanı, sağduyuyu yitiren toplumlarda, siyasetin anlamı kalır mı acaba?
Siyaset makulü üretemeden, halk indinde makbul bir duruşu ne kadar sürdürebilir.

Başka zaviyeden bakarsak, siyaset makulü sunamadan, vatandaş indinde ne kadar süreyle makbul kalabilir.

Kibrin, tehdidin, tefrikin sık sık çapaladığı siyaset toprağının ne tür mahsul vereceğini orta öğrenim çağında bir çocuğa sorsanız, size doğru cevabı verir. Çünkü aldığı terbiye ve bilgi ile bu soruların ayıplı ve tehlike doğurduğunu söyler.

Bu gün Türkiye’de sonu gelmeyen hamasetle, nutuklarla, toplumun gerçek derdinden anlamaz bir havayla havanda su dövülüyor. Gece gündüz dillerinde dolanan seçim kazanma hırsı gözlerini bürümüş. Ekonomik olarak yanan ülkenin acılarını görmek yerine, mitilini İstanbul’a atmayı tercih eden siyaset kurtlarının fırsatçılık tertipleri ağır basıyor.

Bununla beraber; memlekette kendi düşünce kalıbının, kendi isteğinin, kendi davasının dışında kalanları hainlikle suçlayan bir iktidar var. Kendi mahallesinde yıllarca mesaisini paylaştığı eski yol arkadaşlarının eleştirel görüşlerine bile tahammül etmeyen AKP’nin, ahde vefayı, demokrasiyi, çalışma hukukunu umursamaz hayrete düşüren gaddar tavrı var.

Bu dil, bu üslup, bu yol bizi insanlığımızdan, insani münasebetten mahrum etti. Çünkü hukuk, adalet gibi yüksek ideallerin ihlallerinin telafisi yoktur. Yerine hiçbir şey ikame edilemez.

Ne kısa ne de uzun vadede hak yerine üstünlerin gücünü koyamazsınız. Kibir denilen melun duyguyla yol gidemezsiniz. Tefrik diye telaffuz edilen iblis tuzağıyla birlikteliği sağlayamazsınız. Hakaret diliyle gönül fethedemezsiniz.

Kısaca medeni olmayan, insan ihsanına aykırı olan yöntemlerle ülkeyi kalkındırmaz, tam tersi iktisadi ve sosyal felaketlere gebe bırakırsınız.

Gelişmiş dünyanın siyasetinin evrildiği yüksek seviye, çokbilmiş taslayanlarla olmadı. Kibir abideleriyle bir yere varmadı. Her şeyi ben bilirim havasıyla yükselmedi. Liyakatsiz, kifayetsiz yandaşlarla yücelmedi. Hukuku çiğneyerek hedefine ulaşmadı. Vatandaşlarını ayrıştırarak güçlenmedi. Yalan, yanlış, yanlı haberlerle gerçekler öğrenilmedi.

Ağzından ateş püskürterek belki birilerini korkutmak, sindirmek mümkün olabilir. ‘’Helal olsun kabadayıya’’ diyenler çıkabilir. Fakat şu gerçeği aklımızdan çıkartmamak lazım ki; kabadayılıkla uzun erimli bir düzen yürümez. Çünkü kabadayılık bazı marjinal insanların dünyasında gelir geçer fevri yöntemdir.
Toplumun insani duygularına, manevi reflekslerine hitap etmez. Daha doğrusu insan varlığı bu tür kabadayılığı uzun süre taşımaz.

Lakin insanları bir arada yaşatanlar temel duygular ve hukuk maddeleridir. Temel duygular eşliğinde ahlak sofrası kurulur. Acıkanlar arasında ayrım yapmaz. Aç olan herkesi doyurur. Kimseyi de açlığa mahkûm bırakmaz. O sofrada manevi huzurun verdiği rahmet kalplerde mühürlenir.

Bir diğer madde hukuktur. Anayasal bir haktır. Kimsenin kimseden üstünlüğünün olmadığını yazar. Kimsenin kimseyi tahkir, tezyif ve tahrik edemeyeceğini buyurur. Her bireyin mutlu ve huzurlu bir ortamda yaşama hakkına sahip olduğunu ve bu ortamı seçilen iktidar üyelerinin sağlama sorumluluğuyla vazifelendirdiğini açıklar.

Atalarımız ‘’ne ekersen onu biçersin’’ demişler.
Kin ekerek barış biçilmez. Nefret ekerek sevgi üremez. Hakaret ederek saygı boy vermez.
Yalan ekerek ekonomi sürülmez.

İçin için ağlıyor ülkem ile insanlarımız. İktidarın gözü görmüyor, kulağı duymuyor.

Demokrasimiz artık şakayla ciddî, imkânsızla mümkün arasındaki sınırın ortadan kalktığı bir mertebeye erişti.

Sahi; ciddi ciddi söylenen yalanların şaka pazarında kaç alıcısı kaldı?

Tahminim Haziranın yirmi üçünden sonra belli olacak gibi.

[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ