Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: / Satış:
€ EURO → Alış: / Satış:

Siyasi İslam ve Cemaat Tehlikeleri

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 19.08.2019
  • 518 kez okundu

Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi düşünce iklimi bir türlü bahar yüzü görmüyor. Gökyüzünde her gün yeni soğuk bulutlar üzerimizde dolaşıyor. Düşünememenin soğuk ve kara katmanlardaki sığlığı, dünyayla beraber ilerlememizi bloklayarak sürekli geri bırakıyor.

Bu iklim bağnaz cemaatlere rahatça boy attırıyor, ülke için tehlikeleri büyütüyor.

Fetö terör örgütünün sinsi darbe girişiminin ardından, diğer cemaatler, tarikatlar ve kolları gündemden düşmeyen eylemleri ile geliyor. Görüldüğü kadarıyla her cemaat yapılanması ülkeyi tehlike riski ile karşı karşıya bırakıyor.
Hemen hemen her cemaat siyasetle dirsek teması içinde yol alıyor. Siyaset de cemaatin oy potansiyelinden medet umuyor.

Her iki tarafın buluşma noktası, her halukar ve şartlarda birbirlerinden çıkar sağlamak.
Yakın geçmişe kadar cemaat-tarikat yapılanmasına ve onunla iltisaklı siyasi partilere irticacı veya mürteci tanımı kullanılırdı. Son yıllarda yumuşatılarak bir ambalaj içinde ‘’Siyasi İslam’’ tanımıyla kavşağımıza yerleştirildi.

Siyasi İslam kavramı, masumiyet ve zengin entelektüel modeli tuzakçılığının özetinden başka bir şey değildir. Dinin saf duygularını istismara yönelen yapılar ve çabalar her dönemde vardı. Yukarıda yazdığım gibi değişik tanımlar altında meşrutiyette ve cumhuriyette çok kullanıldı.

Hangi dönemde olursa olsun, gözü kara sinsiliği simgelemiş. Ahlaki çöküntüler içinde filizlenip, değerleri çökertmek için boy vermiş. Her şeyi kendi çıkarında yorumlayan bağnaz ve kurnaz çevreyi yaratmış.
Aydın ve çağdaş düşüncenin yaratacağı dinamizmin önüne; beyinleri dini motifler giydirilmiş aldatıcı tümenler dikmiş.

İslam’ı tüm süfliliğiyle ‘’din’’ olarak idrak edilmek yerine, siyasi iktidar mücadelesinin meşruiyet kaynağı haline getirilerek kullanılıyor.

Cumhuriyeti kuran aydınların devrimci girişimlerinin içeriğinde çağın laik değerleri vardı.

Aynı zamanda geleneksel İslam’ın idrak mefhumunu kişiler şahsiliklerinde tatbik ederlerdi.
İdeolojik İslam’a geçiş tohumları 1946 yılından itibaren filizlenmeye başladı. Süreç içerisinde ideolojik İslam’a dönüş hareketleri yeşermeye başladı.

İslam Koruma Partisi, Milli Kalkınma Partisi, Köylü ve Çiftçi Partisi, Arıtma Koruma Partisi, İslam Demokrat Partisi, Türk Muhafazakârlar Partisi, geleneksel İslam’ı siyasete hakim kılmak isteyen ve her türlü politikayı “İslam ittihadında” arayan partilerdi. Laiklik ile uyuşma niyetleri yoktu. Bunlara yakın tarihimizde Refah Partisi, Fazilet Partisi ve son olarak Ak Parti’yi de ekleyebiliriz.
Ak Parti kuruluş aşamasında kendini muhafazakâr demokrat şeklinde tanımlıyordu. Laiklikle sorunu olmadığını beyan ediyor, ona saygılı olduğu iddiasını her fırsatta ispat etmeye çalışıyordu.

Başlarda öyle bir görüntü çizdiğini söylemek mümkün. Kadrosuna laik kanatlarda siyaset yapmış şahsiyetleri kattı. Fakat sonraki aşamalarda; kuruluş aşamasının aksine, deyim yerindeyse İdeolojik Siyasi düşüncenin hâkimiyeti altında ayrıştırıcı politikaları başat model olarak uygulamaya koydu.

‘’Sizden’’, ‘’bizden’’ ayrımcılığı pompalanarak kapsayıcı demokratik ruh zedelendi.

Millet-zillet kutuplaştırma ayıbını teşhir etmekten çekinmeyen bir Ak parti propagandasıyla karşılaştık.
Laik Cumhuriyetin tüm kazanımlarından istifade edipte, Cumhuriyete dil uzatan cemaat tekkelerinin birini ziyaret eden Başbakanlık ve meclis Başkanlığı görevini ifa etmiş bir belediye başkanı adayını hayretler içinde izledik.

Cemaatlerin Cumhuriyete dil uzatmaları yeni bir şey değil. Yıllar yılı her fırsat bulduklarında laikliğe ve Cumhuriyet’e karşıt oldukları sır değil. Çünkü laik Cumhuriyet; fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür niteliğinde nesiller yetiştirmeye kodlanmıştır. Yaratıcı düşünce üretip, çağdaş dünyanın hür bireyi olarak barış içinde yaşamaya odaklanır.

Cemaatler ve İdeolojik İslam; itaatkâr, biatkâr insanlar ister. müritlerinin inançlarını suiistimal ederler. Hep cahil ve bağnaz kalmalarını isterler. Bu cemaat üyelerini istedikleri forma ve formata sokarak kendi hüviyetlerini zirveye oturtmaktan ve sinsi tuzaklarla devletin nimetlerini semirmekten başka iş tuttuklarına rastlanmaz.

Siyasi İslamcılar, cemaatler gibi hinlik konusunda benzeri görüş ve elbirliği içinde yol alırlar. Yapılan suiistimalleri masumlaştırma gibi tehlikeleri görmezden gelmede ellerine kimse su dökemez. Bir dini vakıfta tecavüze uğrayan bir çocuğun haykırışından kıyamet koparması gereken sorumlu Bakan’ın, ‘’bir defadan bir şey olmaz’’ ifadesini en ayıplı örnekler arasında sayabiliriz.

Adı sanı ne olursa olsun takiyye yapmakta ustalaşmış cemaatler, AK Parti iktidarıyla adeta bahar havası yaşıyorlar. Siyasi İslam kimliğinden beslenmenin avantajlarını sonuna kadar kullanıyorlar. Cemaat-tarikat kültüründen beslenme yüzünden AK Parti iktidarı, ülkeyi geriye götürmekle kalmamış, geleceğimizle ilgili kaygılarımızı derinleştirmiştir.

Bugün eğitimde, kültürde, ekonomide, sosyal barışta sorunlar, ciddiyet ve ivedilikle çözüm bekliyor.
Dış politikada geleneksel tarafsızlık ilkelerimiz yok edilerek, Suriye bataklığına saplanmışız.

Tüm bu sorunlar dinsel, tinsel modellerle çözülemez.

Siyasi İslam dünyada herhangi sorunu değil çözme kabiliyetine sahip, en küçük çözüm ortağı dahi olamamıştır, olamaz da.

[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ