Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 6,84 / Satış: 6,86
€ EURO → Alış: 7,68 / Satış: 7,71

Suçlamalar ve Yalanlarla Yaşamak

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 02.03.2020
  • 378 kez okundu

İnsanın nefes aldığı yerde karşılıklı suçlamaların, ithamların sonu gelmiyorsa orada işler iyi gitmiyor demektir.

İçinde bulunduğumuz ortamın suçlayıcı hafiyelerine gözünüzün ucuyla baktığınızda dahi görebiliyorsunuz.

Görüntünün mahiyetini anlamak için üstün zekaya da ihtiyaç yok. Orta düzeyli bir akıl işleyişiyle nereden nereye savrulduğumuzu anlayabiliriz.

Yaşam standardınız zaten memleketin halini anlatmaya kafi. Bu standarttın içinde ekonomik şartlardan, adalet sistemine, fikir özgürlüğünden demokratik haklara kadar listeyi uzatabiliriz.

Memlekette işlerin düzenin bozukluğunu kanıtlarıyla beraber anlatsanız dahi suçlayıcı kıtaların cephelerinden yaylım ateşine tutulmaktan kendinizi kurtaramıyorsunuz.

Nankörlük gömleğini dakikasında giydiriyorlar.
İhanet marşını anında kulağınıza çalıyorlar.
Vatana ihanetten derhal müebbet giydiriyorlar.

Dünyada belki de en rahat suçlamaların ve ithamların olduğu yerdeyiz.

Sosyologlar-Psikologlar özetle, yalanın, riyanın mevcut olduğu yerde suçlamaların ithamların, hatta iftiraların kaçınılmaz olduğunu zikrederler. Sıklıkla söylenen yalanların, atılan bühtanların zaman içerisinde toplumsal yozlaşmanın taşıyıcı sütunları haline geleceğinin uyarısını yaparlar.

Peki bunca yalan, dalavere; palavranın tedavülde olduğu yerde, kendini ülkeye karşı duyarlı, sorumlu hissedenlerin korkup sinmeleri mi gerekiyor?

Elbette hayır. Bir avuç insan, bu kepazeliğe karşı direnç gösterip, foyalarını ortaya çıkarıyor.
Bu yeterli mi? Hayır, yeterli değil.

Çünkü bir avuç insanların seslerini kitlelere ulaştıracak ve onları doğrulara yöneltecek özgür basın yok.

Çünkü acı gerçekleri hükümet nezdinde dertlerini açık yüreklilikle aktaracak sivil toplum örgütlerinin dünyaları farklı.

Çünkü bağımsız olmaları gereken kurumlar, göbekten siyasetin tercihlerine bağlı, katma değer yaratacak iradelerini teslim etmişler.

Bütün sorunların suçlayıcı kaba seslerle kapatılması neredeyse kanıksatıldı. Bu kaba sesler gerçeği gören insanları rahatsız etmenin ötesinde kaygılandırıyor.

Çünkü gerçek, hem rakamlarla hem de sayılarla bizlerin hangi vahim durumda olduğumuzu ruhumuzda hissettiriyor.

Hayat pahalılığı, yapılan zamlar gelir adaletsizliği boynumuza dolanmış, durmadan sıkıyor.

Hukuktan bahsedildiğinde, güven duygularımız yelkenlerini indiriyor.
Derdimizi iletmekle mesuliyeti olan medya, yandaşlık virüsüne aklını ve etiğini kaptırmış.

Evet, bizlerin hiçbir izi net görmememiz bekleniyor.

Sinsi talan ve iri yalanlarla hayatımızı zorlaştıran çapsızları net görmememiz isteniyor.

Emriniz olur.. Makam koltuklarında oturan hal bilmez, huy bilmezlerin de fiyaskolarına kepazeliklerine kulaklarımızı kapatalım. Gariban vatandaşa ,semt pazarlarında akşam vakti daha uygun fiyata sebze alınacağı aklını verenlerin, nasıl ihtişamlı yaşam sürdürdüklerine gözlerimizi yumalım. En köklü yardım kuruluşlarının ne hallere düşürüldüklerini öğrenmeyelim.

Ne güzel bir dünya değil mi?

Hiç kimseyi suçlamadan birkaç iddialı açıklamaların gerçeklerle nasıl bağdaştığını merak ediyorum.

Mesela; “adam başına düşen ulusal gelir birimi” açısından, Avrupa Birliği’ndeki ortalamanın neresindeyiz?

Ekonomimizin uçuşa geçtiği söylenmişti. Uçan ekonomiyi, yüksek havalarda gören biri varsa lütfen bildirsin!

Dış politikada sıfır sorunlu komşular denmişti fi zamanlarda.. Komşularımızla vaziyetimiz nasıl acep?

Yaşam kalitemiz ne alemde? Gelişmiş Avrupa ülkelerine mi benziyor? Yoksa geri kalmış Arap ülkelerine mi?

Kim bilir, belki de bazı aklı evveller yine meydanlarda çıkar dünya bizi kıskanıyor diye ahkam keser. Ev kirasını denkleştiremeyen, ayın sonunu getiremeyen gırtlağına kadar borçlu vatandaş ta buna alkış tutar!

Kollektif olarak doğruları her şart altında kamuoyunun bilincine yerleştirmeye uğraşmak; sorunları hafifletir.

Türkiye’nin iptidai suçlama, itham ve yalan ekseninden kopup, zihinsel ve ahlaksal çağdaşlığa ulaşmadıkça, korkarım gözlerimizin feri sönecek, ruhumuzdaki sızılar daha da büyüyecek.

[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ