Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 7,28 / Satış: 7,31
€ EURO → Alış: 8,56 / Satış: 8,59

“Teşekkürler Lütfü Savaş…”

Fatih Ertürk
Fatih Ertürk
  • 08.05.2020
  • 2.088 kez okundu

Türkiye’de yereli yönetmek geneli yönetmekten daha zor daha sıkıntılıdır. Hatırlarsanız 26 Mart 1989 yılında yapılan yerel seçimlerde; İl Genel Meclisi seçimleri baz alındığında % 28.71 oy alan SHP birinci parti olmuştur. SHP, başta İstanbul, Ankara ve İzmir olmak üzere 39 ilin belediye başkanlıklarını kazanmıştı. Ve o zamanın sloganı “Yerelden genele iktidar”oldu.

Peki başarılabildi mi…?

Hayır…?

Nedenleri çok fazla ve çok karışık buraya taşımak istemiyorum ancak dönemin yerel bürokratı Ergun Göknel ve İSKİ ile başlayan beceriksizlikler zinciri halkın nezdinde SHP’ye güven kaybettirdi ve alınan bu darbeden sonra bir daha bu parti toparlanamadı.

Yerel yöneticinin iki tür sorumluluğu vardır…

Bunlardan ilki halka, ikincisi kendine ve onu var eden siyasi yapıya karşı sorumluluğudur…

Halka karşı sorumluluğu bellidir;

“Dürüst ve temiz yönetim, kalkınan ve refaha kavuşan bir il, sosyal ve çağdaş anlamda gelişen ve kültür üreten bir kent”.

Bunu tümüyle başarabilen bir il var mıdır derseniz akla Yılmaz Büyükerşen ve Eskişehir örneği geliyor. “Bozkırda bir vaha” sözcüğü genelde Ankara için kullanılır ama bence asıl tarif edilen Eskişehir’dir…

Çağdaşlık, modernlik, kentsel ve kırsal kalkınma, kenti tepeden tırnağa donatan o eşsiz kültürel çalışmalar, kentin ortasından geçen bir ırmağın nasıl o kentte yaşayanlara yarar sağlayacağı, heykeller, balo ve konser salonları, her sokağının ayrı bir öyküsü olan Eskişehir kentinin caddeleri sizi şaşırtır (Çok değerli hocam Nazan Savaş’ın da her ne kadar artık bir hemşerimiz olsa da bir Eskişehirli olarak bunları yakından takip ettiğini biliyorum).

Düşünün; kendine has ve kendine ait kocaman bir öyküsü olan bir kent…

Peki bir zamanlar “Doğunun Kraliçesi” olarak bilinen; 500’lü yıllarda İskenderiye ve Roma’dan sonra nüfus olarak dünyada üçüncü büyük kent durumunda olan Antakya ve Hatay’da durum ne?

Uygarlıkların, inançların, kültürlerin kucak kucağa yaşadığı, bir zamanlar Amik ovası için söylenen “Bir yılda toprağından 6 ayrı ürün alınabilen” bu muazzam coğrafyayı bir şölen ortamına dönüştürebildik mi?

Anlatabildik mi? Yeterince tanıtabildik mi? Hatay sadece barındırdığı “Suriyeli Nüfus” ile haberlere konu edilecek bir kent mi Allah aşkına?

Ankara’ya öğrenci olarak geldiğim yıllarda yanımda getirdiğim defne sabununu gören başkentliler hayretle benim bu sabunla nasıl yıkandığıma bakarlardı. Ama bir süre sonra o sabunun kokusu, yumuşaklığı, ferahlığı çevremdeki bütün insanları esir almıştı. Nar ekşisinin adını bile duymamışlardı. “Künefe” deyince yabancı bir dil konuşuyormuşum gibi yüzüme bakıyorlardı.

Bugün “Hatay Künefesi Salonları” bütün Türkiye’de var. Meşhur “Ökten”’lerin defne sabunu da çeşitli adlarla hafızalardaki ve vitrinlerdeki yerini aldı. Büyük kentlerdeki her dükkanda artık defne sabunu var. Nar ekşimizi bir tadan vaz geçemiyor. Zeytinimizi, zeytin yağımızı tadanlar (Batıdaki kardeşlerim kusura bakmasın) “Bırak ya Ege’yi biz böyle lezzetli zeytin yememiştik” diyorlar.

Bunları niye anlatıyorum biliyor musunuz; benim çok yakından tanıdığım, hısmı olduğum, yoksul ama onurlu bir aileden gelen Lütfü Savaş’ın aslında Hatay’ı “Türkiye’nin Cenneti” yapabilme şansının bulunduğu için.

Üzerinde oturduğu bu büyük hazineyi; “Uygar, çağdaş, modern, akıllı, eğitimli ancak kültürüne ve geleneklerine bağlı insanlarla” parlatıp tüm dünyaya pazarlama şansı var sayın Savaş’ın. Hatay için bir zamanlar  “Ortadoğu’nun yeni Beyrut’u” derlerdi; o iç savaş sırasında harap olan Lübnan’ın o eşsiz güzellikleriyle meşhur çağdaş, modern, ışıl ışıl başkentinin yerine.
Bence hala o fırsatı kaçırmadık…

Anlamsız, çağdışı, akıl ve bilimden uzak, hurafelerin ve bağnazlığın gölgesindeki tartışmalara ne zamanı ne tahammülü var Hatay’ın.

Hatay’ın bin yılı aşan o “Medeniyetlerin Buluştuğu Nokta” olma konumunu; iyi niyetten uzak, aptalca, saçma sapan kavgalara karışan yerel bürokratlar bozamaz.

Ufkunuz kadar hedefleriniz de büyük olmalı…

İşte sayın Savaş’ın kendine ve kendisini var eden siyaset kurumlarına görevi burada başlıyor…

Kırmadan, dökmeden, incitmeden, kendisini var eden her türlü emeğe saygı göstererek Hatay’ı zirveye taşımak…

Bu zirve yolunda; emeğe, vefaya ve liyakata sadakatten ayrılmamak…

Bu anlamda;

Boşu boşuna memleketimin canını sıkan biri genel müdür, biri daire başkanı iki yerel bürokratın çağdışı tartışması hakkında bir soruşturma açılması doğru bir karardır. Hiç kimsenin ne böyle bir tartışmaya sebep olma ne de bu tartışma üzerinden Hatay halkıyla hesaplaşmaya girmeye hakkı yoktur.

Şimdi atılması gereken ikinci adım; bu soruşturma sorasında hata her kimden kaynaklanırsa kaynaklansın o kişi hakkında tereddütsüz gereğini yapmaktır.

Sayın Savaş’a çok zor bir görev düşüyor. Soruşturma daha ilk adımdır…Hatay bir an önce bu ayıptan öyle ya da böyle kurtulmalıdır…Hatay bürokratlardan çok daha değerlidir. Bu konu bir daha konuşmamak üzere kapanmalıdır…

Açılan bu soruşturma için;

“Teşekkürler Lütfü Savaş…”

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ