Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 5,74 / Satış: 5,77
€ EURO → Alış: 6,33 / Satış: 6,36

Türkiye İstediğini Koparabildi mi?

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 21.10.2019
  • 415 kez okundu

Suriye’de yuvalanan terör tehdidine karşı başlattığı Barış Pınarı harekatından sonra baş döndürücü hıza yetişmek mümkün değil. Kahraman Mehmetçiklerin sahada gösterdikleri üstün kabiliyetle başardıkları temizleme operasyonunun hızı muazzam derecede.

Mehmetçiğin üstün yeteneklerinin ardından bizim yıllarca dost bellediklerimizin bizlere karşı hasmane tutumlarında birleşme ve kınamaya kadar varan hızları radarların limitlerini dahi aştı. Bunların başında Arap birliğini saymamız yanlış olmaz.

Avrupa ülkelerinin bizlere karşı silah satışını durdurma konusunda ağızbirliğindeki hızlarını sayabiliriz. Bizleri dünyada yalnızlaştırma politikalarının kendi açılarından işe yaradığını söylemek zorundayız.

Ne yaparsın; dünya böyle ikircikli bir çekirdek gibi dönüyor. Kendi iç hukuklarında insan kutsal bir varlık sayılırken, özellikle Müslüman coğrafyasının insanları neredeyse yok sayılıyor. Ülkemizi tehdit eden teröristlerin hamiliğini yapmakta herhangi bir beis görmüyorlar; bizim kendimizi koruma hakkımızın olduğunu deyim yerindeyse ret ediyorlar.

İnsan aklının yetişmediği hızla yola koyulan başka bir Ülke de ,ABD. ABD. başkanı Trump’un tutumunun dönüş hızını yakalayabilene aşk olsun. Birbiriyle tutarsız günde beş-altı beyanatı baş döndürmekle sınırlı kalmıyor, bayıltıyor da. Beynin içindeki sinir sisteminin devreleri yanınca bayılmak zorunda kalınıyor.

Başkan Trump’un 9 Ekim tarihinde yazmış olduğu aşağılayıcı mektup başlı başına hezeyanın ürünü. Mutlaka mütekabiliyet esasında cevap verilmeli.

Buraya kadar yazdıklarım hemen hemen herkesçe bilinen son on gün içinde yaşanan heyecanlı evrelerdi.

17 Ekimde Ankara’da ABD. Heyetiyle yapılan müzakerelerde esas heyecan o evrelerde yaşandı.

Yapılan karşılıklı müzakerelerden neler çıkacağı muammaydı. Neticede Türkiye masadan istediğini aldığını duyurdu.

Gerçekten Türkiye istediğini ABD.’den koparabilmiş miydi? ABD ve türevi devletlerin menfaattarına aykırı hiçbir anlaşmayı kabul etme gibi meseleleri olmaz. Mutlaka kendi çıkarlarını önceleyen pozisyonları kimseye kaptırmazlar. Ne oldu da bu masadan bu kadar gerilimli süreçlerden sonra istediğimiz kazanç elde ettik?

Fikir yozlaşmasından uzak, ideolojik bağnazlıktan bağımsız değerlendirmek gerekir. Soğukkanlı ve hak temelli sonuçların neler getirip, götürdüğüne bakmamız lazım.

Evvela bana göre Türkiye mevcut şartlarda iyi bir sonuç elde etti. Bu sonuç bize yeni bir deneyim daha kazandırdı. O da şu oldu: Terör koridoruna karşı yürütülen askeri harekât kararlılığı ve bu harekâtın başarılı bir şekilde icra edilişi; bugüne kadar üstten bakan ülkelerin tutum değişikliklerini sağladı.

Mehmetçiğin sahada gösterdiği yetenek, masa başında alınan neticelerde tesirli oldu.
Öte yandan Türkiye’nin Rusya ile ilişkisi ve bu ilişkinin Suriye coğrafyasında şu ana kadar göreceli olarak yolunda gitmesi, ABD’nin yön değiştirmesinde etkili olduğu kanaatindeyim.

Bizi şu an alığımızı ve olumlu gördüğümüz kazanımlar sakın yanıltmasın. Çünkü her an yeni oyunlar yeni tezgâhlar kurulabilir. Bugün elde edilen kazanımlar yarın yeni bir oyunun kör kuyusunda kaybedilebilir.

En taze örnek; kendi eliyle yarattığı, kucağında büyüttüğü ve cebine harçlık koyduğu Pyd/Ypg örgütlerini iki dakikada sattı.

Daha önceki örneğini Saddam zamanından verebiliriz. İran’a karşı savaşmasını teşvik etti, silahlandırdı. Daha sonra Kuveyt’e saldırması için tezgâh kurdu. Saddam Kuveyt’e saldırınca dünyayı ayağa kaldırdı, tüm dünyayı Saddam’a karşı pozisyon almalarını sağladı. Kendisi Irak’a girdi, Saddam’ı devirdi, Irak’ı parçaladı.

Rahmetli İsmet İnönü’nün sözü son derece isabetlidir: ‘’Büyük devletlerle münasebetler, ayı ile aynı yatağa girmeye benzer’’. Her zaman uyanık ve dinç olmalısınız aksi takdirde sizi mahvedebilir.

Peki, şimdi ne olacak? Fiiliyatta terör unsurları sınırımızdan ağır silahları bırakıp 30-32 km. uzaklaştığında kendimizi yeniden güvende hissedebilecek miyiz? Her düdüğü çalan devlete teşne olan terör örgütü farklı bir konsept ile yeniden tehdit unsuru olabilir mi?

Olayların çok hızlı boyut değiştirmesi, yeniden hem iç politikada hem de dış politikada ciddi düşünmemizi zorunlu kılıyor.

Diplomatik geleneklerin ve teamüllerin zayıflatılmasıyla devletler düzeyinde karşılaştığı zorlukların uluslararası sistem içinden destek bulamamasının nedenleri üzerinde başta iktidar olmak kaydıyla herkesin düşünmesi gerekir.

Diplomasiyi arka plana atan sert dış politika üslubu hiçbir zaman fayda getirmez. Diplomasi kuyumcu maharetiyle sabırla sessizce işlenir. Vitrin aşamasına geldiğinde değeri ortaya çıkar ve göz kamaştırır. Gayri diplomatik uslub ise demircinin nal işlemesine benzer. Çekici tüm gücüyle gelişigüzel vurur, gırla gürültü çıkar. Nalın ağrılıkta baskın geldiği doğrudur ama pahada altın daha, çok ama çok daha değerlidir ve dünyanın her yerinde alıcısı vardır.

Türkiye 17 Ekimde koparılan istemler diplomasinin önemini bir kez daha ortaya koydu. Türkiye’nin uluslararası sistemde tezgâhlanan oyunları bozmasının en etkili gücü, ince diplomasi geleneğidir.

Barış Pınarı milat olsun. O harekâtın hızında tüm dünyaya barış getirsin.

[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ