Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: / Satış:
€ EURO → Alış: / Satış:

Türkiye’nin Yeni Partilere İhtiyacı Var mı?

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 16.09.2019
  • 455 kez okundu

Siyasi parti kanatlarına iki yeni tüy eklenmek üzere.
Biri Sayın Davutoğlu tarafından, bir diğeri de Sayın Babacan tarafından kurulup eklemlenecek.

Bu iki partinin sinesinden çıkıp, koskoca dağ kadar sorunlarımıza çare olacak bir babayiğit görebilecek miyiz?

Özellikle Davutoğlu tarafından ümitli olduğumu söyleyemem. Çünkü sorunların dağ kadar birikmesinin baş mimarlarından biri bizatihi Davutoğlu’nun kendisiydi. Gerek Başdanışmanlık sıfatıyla, gerek Dış işleri Bakanlığı döneminde gerekse Başbakanlığı esnasında tebrik edilmeye müzahir bir şey görmek mümkün değil. Bil akis Cumhuriyet tarihi boyunca çok nitelikli Dış İşleri Bakanlığının diplomatik maharetle problem çözümleyen bürokrat ve elçilerini hallaç pamuğu gibi dağıttı. O vakte kadar Türk Dışişleri Büyükelçilerinin barışı esas alan ‘’mermere diş geçirecek’’ kadar kabiliyetli olduğu kabul görürdü.

Ne yazık ki Davutoğlu’nun üst ve alt akılları, Dışişlerinde, hırçınlıktan medet uman yaklaşımla; muhallebi yerken dahi dişleri dökülen vaziyete getirdi.

Başbakanlığı döneminde Cumhuriyet döneminin en kanlı toplu terör eylemleri yaşandı. Yüzlerce vatandaşlarımız canlarını kaybetti.

Bugün istifa aşamasında ve sonrasında AKP’yi topa tutarak itirazlarını ile getirmesinin çok fazla kıymeti harbiyesi yok. Eğer samimiyet deryasında bir damla olma niyeti olsaydı, itirazlarını hükümette görev ifa ederken yapmalıydı.
Demokrasinin, bürokrasinin, basının ve bir çok kurumun koyu yandaşlık çizgisi, kendisinin görev yaptığı dönemde de bugün olduğu gibi vardı. Dolaysıyla hür iradeden dem vurmanın, fikir özgürlüğüne atıfta bulunmanın, kişisel özgürlük alanlarıyla ilgili ahkam kesmenin hiçte inandırıcılığı yoktur.

Babacanın kuracağı partiye gelince; temelde aynı gemide kaptanlık köşkünde bulunmalarına rağmen görev alanlarının farklı, mizaçlarının farklı olduğunu ifade edebiliriz. Lakin Babacan’ın, kendisine tevdi edilen görevler açısından bakıldığında sakin, mutedil, ihtiyatlı çizgide yürüdüğünü pekâlâ gözlemleyebiliriz.

Dış işleri bakanlığında, Ekonomi Bakanlığı, AB. Baş müzakereci görevlerinde bulunduğu zaman dilimlerinde, kurmayların dilinden anlayan sağduyulu yaklaşımla dikkat çekmişti.

Bu özellikleriyle, gerek içeride gerek dışarıda bu saygın duruşu karşılık buldu.

Aylardır kamuoyunda Babacan’ın yeni bir parti kuracağı yönünde tevatürler havalarda dolaştı.Ne kendi ağzından nede yakın çalışma arkadaşlarından somut bir bilgi servis edilmemişti. Sadece çalışmaların devam ettiği yönünde duyumlar kulaklarımıza geliyordu.

Geçen hafta, Babacan’ın ilk defa Karar gazetesi yazarlarıyla röportajı gündeme düştü.Bu röportajın içeriğinden yola çıkarsak yeni partinin doğum sürecinde olduğunu, yıl sonuna kalmaz dünyaya geleceğini söylüyordu.
Röportajı baştan sona kadar okudum. Kendime çapımda bazı yorumlar, çıkarımlardan yola çıkarak tespitler elde ettim.

Babacan ihtiyatlı çizgisini sürdürme niyetini muhafaza ediyor. Ne etliye dokunuyor ne de sütlüye.
Kendi dönemlerinde ekonominin doğru reçetelerle sağlığının sağlamlığından bahsediyor. Bugün yatalak bir hastalıkla boğuştuğunu ama kendilerinin ellerinde sağaltıcı formüller bulunduğunu iddia ediyor.

Hukukun üstünlüğünden, AB’den, dış politikadan bahsediyor. Çoğulcu demokrasiden, her inançtan, mezhepten, etnisiteden bireyin eşit temsil ve yönetim hakkını savunuyor.

Amenna, sizleri bilmem ama tüm bunlar bende bir Dejavu hissi uyandırıyor. Aynı nakaratları AKP’nin 2001 yılında kuruluş bildirgesinde okumuş, dinlemiş; doğrusu heyecanla inanmıştık.
Acaba, AKP’nin kaptanlık salahiyetini halktan aldıktan sonra, halka açıkladığı seyir defterinde yazılanlarla, uygulamaları arasındaki devasa ayaklı yön ve yönetim derece farklılıkları olacak mı?

Elbette henüz parti kurulmamış, ekibi –takımı-teşkilatı oluşmamış bir siyasi hareket başlangıcı esnasında yorum ve tahlilde bulunmak için erken diyebilirsiniz. Hatta daha ileri bir haklı serzenişte bulunup, Babacan’ın iktidar falan olamayacağını ileri sürebilirsiniz.
Hiçbir siyasi oluşumu hafife almamak lazım. Çünkü bugün siyasetin ana gövdesini oluşturan partiler, yeni sistemde küçük partilerin dahi himmetlerine muhtaç durumdalar. Öyle an gelir çatar ki; küçük tabir edilen bir parti, büyük partinin iktidarını besleyen ana aktör haline gelebilir. En somut örneği olarak bugün, MHP’yi verebiliriz. İktidar bloğunda MHP’nin dediği dedik, öttüğü düdüktür.

Yarın, Babacan’ın kuracağı parti ne oranda başarılı olur, söylemek çok zor. Fakat pencerelerden sızan haber hüzmelerine bakılırsa, AKP cenahını epey rahatsız ettiği aşikar. Lakin ümmeti bölme kaygısı bu şekilde üst perdeden dışarıya yayılmazdı.

Peki, Türkiye’nin yeni partilere ihtiyacı var mı? Veya aynı gelenekten gelen partilere ihtiyaç var mı?

Kanımca var. Çünkü yukarıda zikrettim, Halk tarafından kaptanlık salahiyeti verilen siyasiler, halkın refahını yok ettiler. Ezikliğe, fakirliğe mahkum ettiler. Eğitim sistemini berbat hale getirdiler. Huzurlu yaşam hakkını adeta gömdüler.
İktidardakiler kendi kibir saltanatlarını sürerken, gariban halkın lokmalarını azalttılar.
Bu zaviyeden bakınca her iki partiye eleştiri hakkımız saklı kalmak koşuluyla, İktidarı silkeleyip, kendine bir nebze olsun getirecek yeni partilerin yararı olur, zararı olmaz.

Ama siyasi ‘’babayiğit’’ çıkar mı? Bugünlerde ufukta, ufuk ötesinde dahi çıkması muhtemel gözükmüyor.
[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ