Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 5,76 / Satış: 5,79
€ EURO → Alış: 6,35 / Satış: 6,38

Üç Silahşor Antakya’mızı Anlatıyor.

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 23.09.2019
  • 532 kez okundu

‘Üslubu beyan, aynıyla insandır’ demiş eskiler. Bir bilge kişi de, ‘Konuş da kim olduğunu anlayayım’ demiş.

İş kaba lafa gelince, mangalda kül bırakmayan tavırları ezelden beri kahramanlık şeklinde algılarız.
Sesin gürlüğünden, tavrın hırçınlığından, üslubun kabalığından fayda bekleyen gaflete düşürürüz kendimizi..
Nezaketin, inceliğin, zarafetin zafiyet sayıldığı coğrafyada ömür tüketiyoruz.

Evde, yolda, kırda-bayırda söylediğimiz sözcükleri tartmadan gözümüzü yumarak ağzımızı açıyoruz. Kelimeleri beynimiz ve kalbimizde terbiye eleğinden süzmeden fırlatıyoruz.
Oysa insanın terbiye dünyasının birinci sınıf davranış kalıbı nezakettir.
Nezaket bir unvan değildir. Herhangi bir ülke kültürünün yarattığı makam da değildir.
Bütün ülkelerin kültürlerinde, nitelikleri ve davranışlarıyla başkalarına örnek olacak etkinlik ve değer kazanmışların erdem hükmüdür.
Yücelik ahlakında insan değerlerinin zarafet ölçüsüdür.
İncelik, hür ve adil bir iradeye sahip olanların gösterdiği takdir ifadesidir. İnsanı insan yapan, uygar bir varlık haline getiren kişilerin, birbirleriyle gönül rızasıyla kullandıkları hitabet kuralıdır.
Nezaket, incelik, zarafet; her bir kavram kendi içinde liyakati takdir eden insan terbiyesinin, hakşinaslığının ve saygınlığın ortak tanımıdır.

Kısaca bu kavramlar, insanın ruhunu yansıtan karakter kimliğidir. Bilgisinin, görgüsünün ve irfanının aynasıdır.

İnsanın parlak zekâsıyla aydınlanan, ahlakının yüceliğiyle parlayan, terbiyenin doruklarıyla yansıyan bu güzel niteliklerin bütün insanlığın aklına, diline ve yüreğine yerleşmesini temenni ediyorum.

Efendim, geçen haftadan süregelen üç silahşorların mecralarına geçiş yapmanın vakti geldi.

İngiliz gazeteci, Valiara’nın Röportajı resmen başladı. İlk rutin soru bana yöneltildi. Önce kendimi tanıtmam istendi.
Efendim ben Elli dört yıl önce Antakya’da doğdum. On dört yaşına kadar memleketimde yaşadım. Aynı yaşta Almanya ‘ya gittim. Orada, on beş yıl boyunca hem okudum, hem de çalıştım. Dolayısıyla Avrupa kültürünün içinde uzun bir süre kaldım. Almanya’da; Alman veya diğer Avrupa kültür yaşam tarzlarının yanında, dünyanın değişik ülkelerinden gelen onlarca etnik yapıyla, inanç kültürüyle karşılaştım. Değişik kökenden gelen insanlarla beraber okudum, beraber dolaştım, beraber çalıştım. Dost oldum, arkadaş oldum. Komşu oldum. Bu arada küçük bir parantez içinde belirteyim, sizin ülkenizden de arkadaşlarım oldu.

On beş yıl süren Almanya yaşantımın ardından yirmi dokuz yaşındayken doğduğum yere kalıcı şekilde geri döndüm. Efendim yaklaşık otuz yıllık evliyim. Bir kız, bir erkek; iki evladım var.

Bir iki saniyelik sessizliğin ardından Valeria, gülümsedi. Belli ki ikinci soruyu sormak için kendini hazırlamıştı.
-Kendinizi tanıttığınız için teşekkürlerimi sunuyorum. Ancak beni biraz meraklandıran, Almanya’da karşılaştığınız insanlarla ilgili fikirlerinizi de soracağım. Yalnız insicamın bozulmaması, konunun dağılmaması için önce Antakya üzerinden söyleşimize devam etmeği yeğliyorum.

Antakya, medeni ve kadim bir şehir. Büyülü bir atmosferi var. Sizin fikir dünyanızda Antakyalı olmayı nasıl tanımlarsınız?

Ah, Bayan Valeria. Aslında hem çok zor, hem de çok kolay bir soru bu. Zor demekteki kastım bir cümle ile Antakyalı olmanın ruhunu anlatamazsınız. Kolaycılığına kaçarsanız, dillere pelesenk olan, üç semavi dinlerin merkezi olma özelliğiyle müstesna bir yer der, geçersiniz. Hakikatte bunların çok ötesi var. Antakya’nın tarih kokan yapısı ile insan dokusu var. Tabiatı ise ayrıca anlatılması gereken bir konu.

Kanımca en önemlisi insanların sevgileriyle, görgüleriyle ve gönülleriyle ilmek ilmek asırlardır dokuduğu ve yarattığı sihirli saygı kültürüdür.

Eğitim kültürünü, genel kültürü, yaşam kültürünü Antakyalı olmanın özelliklerine eklemleyebilirsiniz. Ama bunlar bu şekilde…
[17:27, 20.09.2019] +90 530 561 82 05: Şövalye Ruhu ve Trol Sürüsü

‘’Tüfek icat oldu mertlik bozuldu’’ sözü duyduklarımız arasındadır. Her orantısız mücadele karşısında bu deyim ağızlardan dökülür. Mertlik, başa baş, bileğe bilek ile yapılan mücadelenin hiç bir hileye başvurmayan onurlu duruşun adıdır.

Yiğitlik; korkmadan ve cesurca mücadelenin azminin tanımıdır.

Her iki tanım hayatımızın her alanında itibar yücelten kavramlar olarak kabul görür. Türk insanı yiğitlerin ve mertlerin duruşlarına saygı gösterir.

Batı kültürlerinde, yiğitlik ve mertlik kavramlarına birebir bir tanımına rastlanılamaz. Fakat eşiti gibi bir şövalyelik anlayışı ve uygulanışı var. Şövalyeler, yüksek surlarla çevrelenmiş kalelerin içinde hapsedilmiş güzel prensesi kurtarmaya gelen baştan ayağa demir zırhlara bürünmüş, adına “Knight” denilen İngiliz şövalyeleri adamın yüreğini ağzına getiren maceraların kahramanlarıdırlar.

Kara Şövalye filmini hatırlamayan pek yoktur sanırım.

Öte yandan Japon uygarlığını simgeleştiren ‘Samuray’ları gözünüzün önüne getirin; şövalyelik ruhunun derinliklerindeki insan sevgisinin ve görev sorumluluğunun müstesna bir simgesini hatırlayacaksınız. ‘Toranaga’ları ve ‘Anjinsan’ları hemen anımsayacak ve içinizdeki üstün niteliklerin yeniden heyecan ve gurur kazandığını fark edeceksiniz.

Shogun romanını ve bu romandan esinlenerek çevrilen filmini unutmak mümkün değil.

Fransız derebeyliğinin simgesel atlıları “Chavelier” de, Malta şövalyeleri de yüceltilmiş örneklerini sergilemekteler.
Osmanlıda şövalyelik kavramının bir başka niteliği ve kabulü dikkat çekiyor. Bu nitelikte olanlara Şehsüvar denilirdi. Günümüz Türkçesinde “Beyatlı” diyoruz.

Dünyanın değişik ülkelerinin kültürlerinde Şövalyeler, Chavelierler ve Samuraylar her meydanda üstünlüklerini yiğit ve mertçe göstermişlerdir.

Bizim ülkede, ‘’sosyal medya peyda oldu, yiğitlik toprak oldu’’ diyebiliriz.

Yakın geçmişe kadar siyasi mücadele, tek-tük marjinal hadiseler haricinde bir şövalye ruhu, bir samuray cesareti, bir chavalier adabıyla yapılırdı.

Yüz yüze, göz göze bakarak, itibar cellatlığına, haysiyet suikastına tevessül etmeden, izzeti nefis korunarak sadece fikirler çarpışırdı.

Ne yazık ki, yiğitliğin yerini korkaklar, mertlerin yerini kalleşler kaptılar. Bunlar, herkesin gözü önünde fikrini beyan edebilecek terbiye ve ahlaktan çok ırak, sinsice abandıkça abandılar.

Bunların en meşhurları, AKP içinde çöreklendiği söylenen ‘Pelikan’’ denilen trol ordusu. Rantlarla taltif edilen bu tür ordular; tehdit, şantaj, iftira gibi gayriahlaki her yolu mubah görürler.

Üç yıl önce dönemin Başbakanı’nı hedef aldılar, direnç gösteremedi istifa etmek zorunda bırakıldı.
Son yerel seçimlerde İstanbul özelinde işgüzarlık yapan otuz sandık görevlileri tutuklandı dediler, yalan çıktı.
CHP’liler Gaziosmanpaşa semtinde polise saldırdı dediler, fos çıktı. Bu tür örnekleri çoğaltabilirim.

Akılları kurcalayan hususların başında, bunların kimler tarafından beslendiği ve korunduğu sorusu geliyor.
Öyle ya, bunlar yüksek mertebelerce korunup kollanmasa bu kadar pervasızca uzun erimli varlık gösterebilirler miydi?

Kimi ne zaman ve nasıl hedef alacakları belli olmayan bu trol sürüsü, kıta gibi her an harekete hazır bekletiliyor. Birkaç gün önce Feto ile mücadelede, hukuk temelinde gayret gösteren Adalet bakanını hedef aldı. Bakan çetin ceviz çıktı, sinmedi ve direnerek cesaret örneğini gösterdi. Ne kadar veya nereye kadar direnç gösterir, bilemem. Çünkü sinsi yapının kalleşçe hamleler yapma potansiyeli taşıdığı malum.

Bu azgın yapının, siyaset ve bürokrasi kurumuna bütüncül zarar verdiğini göremeyenler yoktur. Bir virüs gibi, kendini saklayarak bünyeyi çürütüyor. Ne var ki kimse bunları durdurma cesareti göstermiyor.
Sinesinde oturduğu AKP’yi dahi ateşe atıyorlar. AKP veya başka parti, bunların umurları olmuyor. Rantın kokusu bunlara tüm insani değerleri unutturmuş.

Bu namussuzluğa karşı göğüs göğüse çarpışacak yiğit ve mert kahramanları ne vakit görebileceğiz?

Eğer bu troller kendilerini saklamadan, gizlemeden hilesiz-hurdasız meydana çıkarsa; şövalye gibi onurlu, samuray gibi şerefli, chavelier gibi erdemli insanlar karşısında, eşit mücadele anında tası toprağı toplar, toz olurlar.

Dün bunlara müsamahayla yaklaşan, hatta sırtlarını sıvazlayan her kimse, bugün veya yarın, bizatihi kendilerinin bu yamyamlara yem olmayacağının garantisi yoktur.

[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ