Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 5,76 / Satış: 5,79
€ EURO → Alış: 6,35 / Satış: 6,38

Üç Silahşör: Bugün Mevzumuz Alevilik

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 30.10.2019
  • 386 kez okundu

Anadolu’da işgalden, kurtuluşa; kurtuluştan kuruluşa, kuruluşu taçlandıran Cumhuriyete uzanan evreler, dünyanın gördüğü alelade sıradanlıklar değildir. Kanla, irfanla yazılan emsalsiz gerçek kahramanlık öyküleridir. Bu topraklar üzerinde yaşayan bizlere bağımsızlığımızı sağlayan bu kadroların önderi kuşkusuz Büyük Atatürk’tür.

Yurdumuzu düşman işgalinden kurtaran Cumhuriyetimizin banisi Atatürk’e minnet ve şükran duygularını her daim paylaşmak en azından bir vefa borcudur. Kadir kıymet bilmek, hak teslim etmek ise bir gönül borcudur.

Gel gör ki; kendileri varlık sebebini bilmezden gelenler, Cumhuriyetin ve onu kuran kahramanların kıymetini bilmezden gelirler. Özellikle son yıllarda milli bayramlarımızda; Diyanet İşleri Başkanlığının hutbelerinde, mesajlarında Cumhuriyetimizle özdeşleşen bayramları görmezden gelme tutumu devam ediyor.

Bu teşkilatı bizzat Atatürk kendi kurdurmuş, din ile ilgili ihtiyacın kurumsal bir yapıyla giderilmesini amaçlamıştı.

Diyanet teşkilatının kurucuları arasında, yurdu düşmanlardan temizlemede maddi manevi Kuvva-i Milliye’nin yanında yer alan Ankara müftüsü Rıfat Börekçi de vardır. Anadolu insanı sadece düşman çizmeleri altında ezilmekle kalmıyordu. Yokluklarla da kıvranıyordu. İaşe yok, ışık yok, ilaç yok. Yokluklar; TBMM.’nin teşekkül edilmesi esnasında bile kendini hissettirmişti. Rıfat Börekçi ,Ankara’yı kapı kapı dolaşarak TBMM.’nin çalışabilmesi için gaz lambası, sandalye, yorgan, battaniye temin etti. Un, bulgur, kuru fasulye gibi zor bulunan bakliyat gibi iaşe buldu.
Zar zor eş dosttan buluşturduğu para-pul değer taşıyan her türlü eşyayı, Mustafa Kemal’e mücadelede kullanılmak üzere verdi.

Ve bizzat kendisi cephede düşmana karşı savaştı. Kahramanlıklarından dolayı İstiklal Madalyası verildi.

Pek tabi İstiklal harbimizde ulusal kurtuluş mücadelesini yöneten başka din adamları da Mustafa Kemal’in yanında saf tuttu.

Örneğin; Mustafa Kemal’in emriyle Isparta’da üç günde 100 süvari ve 200 piyadeden oluşan müfreze kurup, Tepeköy’ü Yunan işgalinden kurtaran Hafız İbrahim. Adapazarı’nda milis teşkilatı kuran Akçaovalı Molla Rıfat. Ve daha nice başkaları..

Sözü tekrar Diyanet İşleri Başkanlığına getirelim: Bugün kurumda görevli 145 bin civarında personel görevlendirilmiş. Devasa bütçesi 11,5 Milyar Tl.ile anılıyor. Prof, Doç, Dr. gibi titri olan binlerce yönetici varlık içinde yaşıyor. Başkanlarının altında son model 045 numaralı kırmızı plakalı zırhlı araç tahsisli.

Diyanetin uhdesine verilen tüm bu geniş imkânlar Atatürk’ümüz ve Cumhuriyetimizin lütfudur. Bu lütuf sayesinde var olup ta, Cumhuriyet’in kuruluş yıldönümünde bilmezden, görmezden gelenler; vefa borcu, gönül borcu bilmeyen vicdan fukarası zavallılardır.

Türk milleti dün Cumhuriyetimizin 96.Yıl dönümünü kutladı. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, silah ve sivil arkadaşlarını minnet, rahmet ve şükranla andı. Üç Silahşor yegâne başkomutanımız Mustafa Kemal Atatürk ile vatan için şehit düşen kahramanlarımıza yüce Allahtan rahmet diler.

Efendim, giriş kısmından diyanet işleri teşkilatı ile ilgili yazı biraz uzun olduğundan, Üç Silahşorların bugün işleyeceğim konusu kısa olacak, affınıza sığınıyorum.

Evet değerli dostlar, geçen hafta Sabri’ye mola verilmiş, Bayan Valeria bana yeni bir soru yöneltmek istediğini belirtmişti.

İsmail bey, siz Alevisiniz, rica etsem, Sabri bey, Cemil bey gibi inanç dünyanızla ilgili bildiklerinizi bize kendi ağzınızdan anlatır mısınız?

Doğrusu, beklediğim bir soruydu bu, Bayan Valeria’nın aklından geçenleri tahmin etmeye, onun niyetini daha iyi sezinlemeye başladım. Onun yönelttiği soruyu tabii ki kapsamlı cevaplayacağım. Cevaplarken benim de büyük ihtimalle niyeti ile ilgili satır aralarında değişik konularda sondajlama bilgilere yolculuk yapacağım, yorumlar yapacağım. Bu vesileyle İngiliz misafirlerimizin ana niyetlerini çözümlemiş olacağım. Zira hayatın doğal akışına aykırı olmasa da, bu kadar tesadüfler zinciri bana biraz ihtiyatlı olmamı gerektiği hissettirdi.

Efendim, elbette Alevilik ile ilgili bildiklerimi, gördüklerimi anlatacağım ama biraz zorlanacağım hususlar olacağını belirtmeden geçemeyeceğim. Zira benim anlatmam gereken konuların içeriği inanç felsefesi, inanç edebiyatı, ilahi aşkı kapsayacak. Bu anlatım dilinin temel taşları günlük kullandığımız Türkçeden farklı. Söz gelimi; Yunus Emre’nin divan edebiyatından seçme birkaç cümlesini dile getirip, anlamadan Alevilik öğrenilemez. Ahmet Yesevi’ nin,Hacı Bektaş’ın, Ahi Evran’ın olmadığı bir anlatım, dalsız ağaca benzer.

Pek tabi kök ve gövde olmadan Alevilik zaten vücut bulmazdı. Kök, Peygamber Efendimiz Hz.Muhammed, gövde ise Hz. Ali’dir.

Başladım Aleviliği anlatmaya: Efendim, malumunuz her dinin yayılışının ardından, hükümranlık, iktidar, mevki, güç gibi dünyevi ihtiraslar, her türlü suiistimallere yataklık eder. Kabilesine, aşiretine, devletine vs. Tarih, hâkimiyet kurmak amacıyla insanların inanç duygularını suiistimal edenlerle doludur. Dünyanın bir çok yerinde bugün de maalesef hala böyledir.
Şimdi Aleviliğinin ne olduğuna gelirsek: Tanım itibariyle Aleviliğin Hz. Ali taraftarları ve ona sevgi besleyen müminler olarak söylenir.

Filhakika bu oldukça hafif ve çok eksik bir tanımdır. Bunun bir çok zengin derinliği vardır. Aleviler elbette Hz. Ali’yi sever, ona taraftılar, fakat bu görüş oldukça yetersizdir. Çünkü Aleviliğin özgünlüğünde nakli bilgiler yoktur, akli bilgiler vardır. Yani her söylenene körü körüne biat değil, akıl yoluyla yorumlamaya açık bir özelliği taşır.

(Haftaya Çarşamba devam edecek)
[email protected]ıne.com

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ