Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: / Satış:
€ EURO → Alış: / Satış:

Üç Silahşor Deli Abit’in Ehliyetini Nasıl Kaptırdığın Anlatıyor

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 20.03.2019
  • Üç Silahşor Deli Abit’in Ehliyetini Nasıl Kaptırdığın Anlatıyor için yorumlar kapalı
  • 209 kez okundu

Tanıdıklarımızın, dostlarımızın iyi günlerine tanıklık etmek gurur veren hoşlanma yaratır. Her mutlu anın kendine has duyguları vardır. Bu duygular eşliğinde ruhumuzu okşayan güzellikleri gözlerimizde hisseder ve hissettiririz.

Geçen haftanın devamında deli Abit’in ehliyet kaptırma olayının defterinin bir yaprağını yazmıştım. Bugün nerede ve hangi ‘’delilik’’ sarmalında ehliyeti ‘emanete’ verdiğini anlatmaya çalışacağım.

Şehrimizde dostlarla, arkadaşlarla birlikte hoş vakitlerin yaşandığı, yaşatıldığını bilmeyen yoktur. Bu şehirde farklı meslek guruplarında, çalışma hayatına çekirdekten yetişen yetenekli insanlar çoğunluktadır.

Gündüz hünerlerini ekmek teknesinde sergileyen sıcakkanlı hemşerilerimiz, akşam vakitlerinde günün yorgunluğunu atmak, dertleşmek, deneyimler kazanmak, fikir teatisinde bulunmak gibi değişik saiklerle farklı mekanlarda buluşur.

Deli Abit’te böyle bir saikle bir akşam müdavimi olduğu ve şehrimizin merkezinde bulunan bir mekanda akşam vakti birkaç arkadaşıyla demlenmeyi programlamış.

Programlanın kendisinde mahzurlu hiçbir taraf yok. Ama mekâna gelene kadar deli Abit’in kendisinde mahzurluk var: Tipik çatlaklara özgü güdülerle hareket etmiş bizim deli. Eski Antakya sokaklarında yürüyerek buluşma noktasına gelene kadar selam attığı her tanıdığın kapısında birbirlerinden farklı içkileri boca etmiş. Sanırsın çöllerde yıllarca susuz kalmış muatter! Sanki arkasından kovalayan varmış gibi her adımda fon dip yapmış bizim akıllı.

Buluşma mekanına gelene kadar en az dört beş farklı mekanda yemek gurmesi misali, içki gurmeliğine soyunan deli Abit karıştırdığı içkilerin tepkileşmeleriyle halk dilinde ‘Mecnun’ olmasına rağmen ‘’Leyla’’ olmuştu.
Nihayetinde buluşma mekanına geldiği vakit zil gibi sarhoştu, bir tek zurnası kalmıştı. Bu tempoda zurnaya erişmekte zorlanmayacağı aşikârdı.

Yolda içki trafiğinin yoğunluğu yüzünden biraz gecikmelide olsa arkadaşlarıyla masada mesaiye başladı. Vaktin akışına nazire yapar gibi, bizim akıllı içkileri boğazından içine akıtıyordu.

Nihayet akşamın gece ile buluşma zamanı geldiğinde masada bulunan dostlar evlerine taksi ile gitmeğe hazırlanırken bizim deli Valeye arabasını getirmesini söyler. Vale arabayı getirir ve lisanı münasip bir şekilde arabaya binmemesini ve içkili araç kullanmanın tehlikelerini saymaya başlar. Hatta uyarır: “Abi sakın araç kullanma yukarıda uygulama var aşağıdan var mı bilmiyorum, taksi ile git veya ben seni götüreyim. ’ der.

Bizimkinin kahramanlık damarı kabarmıştır, tınlamaz. ’Sen işine bak ben bildiğim yoldan giderim kırk yıldır bir şey olmadı bugün de bir şey olmaz’ der.

Valenin uyarılarına rağmen bizim deli anahtarları kaptığı gibi arabaya biner ve yukarı yola doğru gaza basar.
Pek tabii kendini trafik uygulamasının kucağında buluyor. Görevliler arasında kadın memurlarda görev başındadır. Bizim artistin kabaran kahramanlık damarı burada sönecektir. Görevli kadın memur: ’Ehliyet ve ruhsat lütfen’ der. Deli’miz evrakları zar-zor verebilecek durumda olduğu görülüyordu. Memurların uygulama amaçlarının başında zaten alkol kontrolü vardı. Mekanlarda zil takan zurna üfleyen Kahramanımıza; evrak sorgulamasından sonra ‘lütfen üfleyiniz’ dedi bayan memur. Ve bizim çatlak itirazsız üfledi. Bayan memur bey efendi yüz on promil çıktı. Ehliyetinize el koyuyoruz, sizin bu durumda araç kullanmanız yasaktır lütfen araçtan ininiz’ dedi.

Bu noktada bizim Akıllı kendine özgü delilikle: Sizin üfleme aygıtınız arızalı, yüz on promil çıkmaması lazım itirazı duyuldu. Memurlar hep bir ağızdan ‘hayır bey efendi alkol metremiz sağlamdır. Her gün kalibre edilmektedir. Yanlış çıkması imkânsız’ dediler.

Bizimkinin inadı inat ya; ’hayır, hayır siz beni yanlış anladınız, benim bugün içtiklerimden yüz on değil en azından iki yüz yirmi promil çıkması lazım ondandır benim itirazım’ dedi. ‘Emin olmak için beni hastaneye götürün kan ölçümü üzerinden alkol oranımı öğrenmek istiyorum’ diye tutturur.

Memurlar, yeni düzenlemeye göre hastaneye alkol oranı ölçümü için gidilmeyeceğini anlatmaya çalışır. Ama nafile sarhoşu ikna edemediler. Tam bu diyalog esnasında polis telsizinden anons gelir ve uygulamanın sona erdiğini tüm ekiplere merkeze dönüş talimatı verilir. Başka bir anlatımla iki üç dakika daha geç arabaya binseydi bizim deli yırtacaktı.
Sonuçta ekipler dönüş hazırlığı yaparken iki polis bizim sarhoşun kahırlı itirazlarından kurtulmak amacıyla hastaneye kandaki alkolü , başka bir anlatımla, damarlarında dolaşan alkolün kan oranını öğrenmek için hastaneye giderler.

Ama Abit’in aleyhine gözüken bu olay, özünde hem kendine hem de başka insanların yararına tecelli edebilir.

Ehliyetini alkollü araç kullanmaktan dolayı elinden alınması hepimiz için, kuvvetle muhtemel bir musibetten koruyacak caydırıcı önlemdir.

Delilik nesneldir, alınmaz, satılmaz devredilmez. Bizim delinin tam bu özelliklerinin dolduran bir kimyası var. Olmamış olsaydı benim yıllarca içkili araç kullanmaması için döktüğüm dillerin işe yaraması gerekirdi. Beraber olduğumuz demlenme saatlerinden sonra, benim nasıl eve yaya gittiğimi havsalasında tutması icap ederdi. Kendisine arkadaşlarımla beraber tembihlerimizi aklından çıkarmazdı.

Sağlık olsun diyoruz. Bu caydırıcı önlem her kes için ders niteliğindedir. Çevrede bu hikayeyi duyanlar araç kullanmada kendilerine daha da çeki düzen vermeğe başladılar.

Bazen bir delinin başına gelenler, kendini büyük zanneden birçok insanın akıllı olmasına vesile oluyor.
(Haftaya Çarşamba devam edecek)
[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ