Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: / Satış:
€ EURO → Alış: / Satış:

Üç Silahşor İngiliz Gazeteci ile Nihayet Tanışıyor

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 10.07.2019
  • 465 kez okundu

Siz hiç kendi özvarlığınızı sorguladınız mı?

Bir tarafımızda kişiliğimiz, bir tarafımızda ise benliğimiz var. Kişiliğimizle benliğimiz özümüzün kimliğidir. Hem kişilik hem de benlik duygularıyla özümüz ortaya çıkıyor.

Yemeden içmeden başlayarak, haz veren dürtülerin, iyi ile kötü alışkanlıkların tümü öz benliğimizde toplanır. Hırslarımızla yükselme istidadına sahip olabiliyor, aynı hırsın tekelinde tepe taklak düşebiliyoruz.

Bazen kendimizi bir cevher gibi işliyor, güzelleşip zarafete büründürebiliyor, bazen ise akis yönde, iri bir kara taş gibi tembelce duruyor, kabalıktan medet umuyoruz.

Hayatın her haliyle içinde ömür tüketiyoruz. Günlük telaşlı koşuşturmanın içerisinde içimizdeki cevherlerin anlamını unutarak yaşıyoruz.

Sevgi, huzur ve sağlık..

Nefes aldığımızda bedene yayılan oksijenin huzurunu, sağlığımızın keyfini, sevgimizin enerjisinin değerlerini unutuyoruz. Oysa bu üç hazine olmadan özvarlığımızın hiçbir kertede kıymeti olamaz.

Dünyadaki tüm insanlara Sağlık, sevgi ve huzur dileklerimi sunarak, üç silahşorun maceralarına devam edelim.

İngiliz gazeteci Bayan Smith’in Antakya ile ilgili bilgisi beni düşündürmüştü. Tanışmak için bana restorandın adı ve adresini ayrıntısıyla vermesi garibime gitmişti. Genel geçer kurallara göre ev sahibi buluşma mekânının adı ve adresini verir. Misafir verilen adrese sora sora gelir. Günümüzde teknoloji maharetiyle navigasyon denilen uygulamayla sorma ihtiyacı ortadan kalktı, lakin bu esası değiştirmiyor.

Esas Bayan Valeria Smith’in burayı derinlemesine araştırmış olması ve Antakya’yı belki de bizden daha iyi bilmesiydi.

Cemil ve Sabri’yi aradım, saat sekizde şehir merkezinde Mecal restoranda saat sekizde tanışmak için sözleştiğimizi ilettim.

İlk aradığım Cemil: Mecal restoran nerede yahu, ben bilmiyorum, hiç de duymadım derken haklıydı.

İkinci aradığım Sabit yine benzer tepki verdi: Allah Allah memleketimizde böyle bir yer mi var, biz niye bugüne kadar bu restoranın ismini cismini duymadık yahu.

Her ikisine de ben, arkadaşlar tuhaf olaylar virdine şahit olacağız. Karşımızda bizi bizden daha iyi bilen özel biri var. Hele saat sekiz ola hayrola. Saat sekize on kala sizleri evlerinizden ben alır hep beraber Mecal denen yere geçeriz.

Nihayet zaman geliyor, saatte akrep ile yelkovan birebirleriyle yarışıyordu. Tam sözleştiğimiz saatte Önce Sabri’yi ardından Cemil’i evlerinin önünden arabamla aldım. Arabaya biner binmez Cemil; beyler ben hayatımda bir buluşma öncesi heyecanlı olmamıştım. Nice nice insanlarla karşılaştım, hayatın akışına gayet uygun bir tempoda gittim geldim, bir dirhem bile heyecan duymadım.

Sabit sohbete katıldı: Valla Cemil haklısın beni de bir heyecan sardı. Benim aslında çok soğukkanlı olduğumu cümle alem bilir. Düğünümde bile heyecanlanmadım, çok sakindim, bu sefer ne oldu, anlayamadım.

Evet beyler, bugün ilk defa heyecanınız ile tanışmanızdan son derece memnun oldum. Size tavsiyem, heyecanınızı kontrol etmeniz, çünkü heyecan kontrolden çıkınca hata yapma riskimiz çoğalır. Bizim bugün hata yapma lüksümüz yoktur. Üçümüz de sükûnetimizi koruyacağız. Bakın ben heyecanlı değilim, her zamanki gibi önemli mevzularda sakinliğimi muhafaza ediyorum.

Antakya’mız bir uçtan diğer ucuna kadar çok uzun değil. Buluşma adresine beş dakika içinde varmış, arabama park yeri bulmaya çalışıyordum. Bilindiği üzere araç parkı bulmada sorunlar yaşıyoruz. Neyse ki önümde bir araç çıktı. Hemen o boşluğa yöneldim ve park ettim.

Cemil ve Sabri’nin heyecanı sona ermiş, rutine dönmüşlerdi.

Restoranın bulunduğu sokağı bulmada zorlanmadık. Adresi bulmaya çalıştık, nihayet restoranın önene geldik. Restoran enteresan bir yerdeydi önünde göğe doğru uzanan sarmaşıklar tabeladaki yazılı isminin büyük bölümünü kapatmış, giriş kapısının camında altın renginde Mecal restoran yazısı göze çarpıyordu.

Cemil, ben ve Sabri aynı düşüncede olduğumuz anlarda bir birbirimizin gözlerinin içine bakar gülümseriz. Cemil; ben daha önce bu sokağın varlığından haberdar değildim derken aslında Sabri ve benim de aynı cümleyi kuracağımızı biliyordu. Ben de, Sabri de sokağı yeni keşfetmiştik.

İçeriye girdik. İçerisi ortalama bir restorandan farklı değildi. Yaklaşık on iki masa kadar dikdörtgen şekilde imar edilmiş somon rengi ile boyanmış, temiz ve nezih bir yere benziyordu. İçeri girdiğiniz anda sağ ve sol taraflarda duvar kenarında ikişer üçer metre arayla büyük saksılar içinde envai çeşit canlı çiçekler dizilmiş, müşterileri selamlar gibi duruyorlardı. Dört masada beşer altışarlı guruplar yemeklerini yerken içkilerini yudumluyor ve sohbet ediyorlardı.

Bir masada ise üç kişi oturmuş, birilerini bekler gibi gözlerini kapıya dikmişlerdi. Oldukça genç görünen, iki bayan bir erkek olan üç şahıs saç ve ten renklerine bakılırsa yabancı olmalılardı.

Bizleri görünce üçü de ayağa kalktılar. Aralarında bir bayan öne atıldı; baylar, ben Valaria Smith. Sizinle tanışmak için can atan gazeteci benim. Şu anda ne kadar mutlu olduğumu tarif etmekte zorlanıyorum. İnanın çok heyecanlı ve çok mutluyum. Bu anın sizleri sosyal medyada canlı yayında gördüğüm andan itibaren büyük bir heyecanla hayalini kuruyordum.
Ben sizleri gıyabınızda sosyal medya aracılığıyla tanıyordum. Şimdi ise yüz yüze tanışıyorum. Siz Cemil Bey, siz Sabri bey ve siz telefonla konuştuğum İsmail bey olmalısınız. Yanılmadığıma eminim.

Evet, tam isabetle kimin kim olduğunu aklında iyi tutmuştu. Mükemmel Türkçesinin yanında, altın renkli saçları, deniz mavisi gözleri, inci gibi dişleri ve pürüzsüz teni ile gazeteciden çok Hollywood yıldızına benziyordu.

(Haftaya Çarşamba devam edecek)
[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ