Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: / Satış:
€ EURO → Alış: / Satış:

Üç Silahşor Kardeşliği Anlatacak

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 04.09.2019
  • 360 kez okundu

Bağımsızlık tarihimizin en önemli günlerinden olan 30 Ağustos zafer bayramımızı kutladık.

Benim kuşak, Kurtuluş Savaşı’nı okul öncesi, dedelerinden canlı şekilde heyecan ve iftiharla dinleyerek öğrendi ve büyüdü. Okulda o kutlu mücadelenin meşalesiyle aydınlandı.

Öğretmenlerimiz onur ve iftihar gergefinde şanlı Kurtuluş ve Kuruluş tarihimizi taptaze hücrelerimize ilmik ilmik dokudular.

Hem dedelerimiz hem de öğretmenlerimiz, yurtseverliği ile inançlarını bir gurur ihtişamında bütünlüyordu. Her anlatımda, her okumada herkesin göğsü kabarıyor, gözleri yaşarıyordu.

Atatürk ve silah arkadaşları denince, vatanperverliğin manevi varlığı bir minnet ve onur terkibiyle doruklaşırdı.

Onların vatan sevgisi, bayrak sevgisi ve millet sevgisi hiçbir faninin ölçemeyeceği yücelikteydi.

Milli mücadelenin özündeki hedef özgür, laik, çağdaş ve demokratik değerlerle donatılmış cumhuriyetçi yönetim ahlâkını hâkim kılmaktı.

Milli irade ve koşulsuz millet egemenliği kavramında insani değerleri yücelten mücadelenin azmiydi. Hürriyet idealinde ve adalet ahlakında eşitlik arayan kararlılığın değeriydi.

30 Ağustos zafer günü hepimizin, millet olarak gurur, onur ve iftihar günümüzdür. Kahramanlık vesikamızdır.

Fakat diyanet işleri başkanlığının dilinde bağımsızlığımızın Başkahramanı Büyük Atatürk ve silah arkadaşlarını yok sayan bir ahlak eksikliği ve laubaliliği gördük.

Bu ayıplı tutumda doğrudan doğruya ciddiyetsizliğin gerisinde bir “zihniyet meselesinin” yattığını fark ettim. Zafer bayramını Atatürk ’süz, kutlama kurnazlığına şaşırdım.

Vatan uğruna ölmenin emredildiği ve bu emre gönüllü itaat edildiği muzafferlerin gününde, büyük dehanın hakkının teslim edilmeme gayretini ibretle okudum.
Onları inkâr etme hinliğiyle unutturmaya çalışan ahlak ve vicdan yoksunu zatları esefle kınıyorum.

Tüm varlığımızı borçlu olduğumuz Eşsiz Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk ve Silah arkadaşlarının manevi huzurlarında; dedelerimizin ve öğretmenlerimizin bizlere aktardığı, öğrettiği şekilde saygı, minnet ve özlemle anıyorum.

Üç Silahşor olarak, dün olduğu gibi, ebediyete kadar Atamızın emanet ettiği kutsal değerlere bağlılığımızı şerefli vazife olarak addederiz.

Geçen hafta okuyucular hatırlayacaktır. İngiliz misafirlerimizle kurulan samimi bağlar, bir birlerimize isimlerimizle hitap edecek kadar ilerlemişti. Valeria’nın çekinerek yönettiği soruyu cevaplamak, saatin geç olması nedeniyle ertesi güne tehir edilmişti.

Vakit sular gibi akmış, karşılıklı samimiyet zaman ölçüsünü yenmişti. Altımız ayrılmak üzere ayağa kalktık. Cemil kulağıma eğilerek, İsmail hesabı ödemeyi unuttuk, hesap ödenmeden hiç ayağa kalkılır mı?
-Haklısın konuşmaya daldık dünyamızı unuttuk, ne hesap geldi aklımıza, ne de zamanın bu kadar ilerlediği.
Hızlıca garsonların beklediği köşeye atıldım. Hesabı rica ettim. Garsonlardan hesap ödenmiştir efendim, cevabını aldım.

Nasıl yani, kim ödedi, hepimiz masadaydık ve hiç birimiz yerinden kalkmadı. Kaldı ki İngilizler bizim misafirlerimiz, ev sahibi olarak, hesabı ödemek bizim adabımız.

-Efendim hesabı her zaman İngilizler diplomat misyonları öder. Diplomat bayan buraya ara sıra gelir ve adisyonu bağlı olduğu kurum, bize, ertesi gün hesabımıza gönderir. Bizlere ilk geldiği günden itibaren, her kimle geliyorsak gelelim, hesabı kimseden almayacaksınız, bizim kurumlar ödeyecektir diyerek, bizimle böyle anlaşma yaptı.

Garsonlarla kısa diyaloğumu takip eden Sabri ve Cemil’in hesabın ödenmesiyle ilgili bilgileri yoktu. Ama diplomat Bayan Hilga doğal olarak biliyordu.
Daha fazla vakit kaybetmeden arkadaşlara döndüm, Bayan Hilga’ya hesabı ödemesinden dolayı teşekkür ettim. Fakat bizim geleneklerimizde misafirlere bir kuruş dahi harcatmanın utandırdığını söyledim.

Bunun üzerine Bayan Hilga; beyler Türk misafirperverliğinin inceliğini çok iyi biliyorum. Fakat biz buraya misafir olarak değil görevli statüsünde geldik. Dolayısıyla bizim yaptığımız son derece makul bir davranış, lütfen alınganlık göstermeyin. Önümüzdeki günlerde sizlerin de hesap ödeyeceğiniz fırsatlar olacaktır.
Ertesi gün görüşmelerimizi benim büromda yapacaktık. Öğleden sonra saat üçte kararlaştırdık.
Teşekkür ve iyi geceler temennileri dileyerek ayrıldık.

Sabri, Cemil ve ben, röportajın ana konusunun ne olacağını kestirmiştik. Alevilik, Sünnilik ve Hristiyanlık temalı yaşam ve inanç kültürü üzerinden yürüyecekti.
Antakya’mızın gönül haritasını işleyecek, cevherini dünyaya yeniden tanıtacaktık.

Medeniyetin burçlarına dostluk, komşuluk, kardeşlik bayrağının nasıl dikileceğini gösterecektik.
(Haftaya Çarşamba devam edecek)
İİ[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ