Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 5,75 / Satış: 5,78
€ EURO → Alış: 6,34 / Satış: 6,36

Üç Silahşor Mevzuya Devam Ediyor

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 06.11.2019
  • 318 kez okundu

Günlük yaşamda farkında olmadığımız kadar çok olayla karşılaşırız. Bu olayların sonuçlarının üzerimizde olumsuz etkilere yol açtığını bazen anında bazen de sonrasında hissederiz.

Anında olumsuz hisse kapıldığımız zamanlar, büyük ölçüde konuşma esnasında birinin araya girip ‘’boşboğazlık’’ yapmasıdır. İnsan bu esnalarda büyük ölçüde rahatsızlık duyar.

Zamanın törpüleyici yüzü, çoğu kez bu gibi had aşan kişileri karşımıza çıkarır.

Yıllar, bu gibi kişilerin heybesine adap, erkan gibi terbiye eğitimi koymamış galiba. Veya hayatın eğitici olgunluğunun anlam ve önemini kavrama mefhumunun mayası bunlarda tutmamış.

Oysa insan öğrenen bir varlık. Teknik bilgilerin hayatın konforunu yükselttir, manevi bilgilerin de insanın değerini yücelttir.

Manevi bilgiler, terbiye disiplinini kapsar. Terbiye ise, kısa manada; hayatımızda karşılaştığımız her varlığa saygıyla hürmetle yaklaşmamızı önerir. Terbiye, hayatın akışkanlığında taşkınlığı önleyen hattın, duygularımızla ördüğümüz halidir.

Terbiyenin okulu yoktur. İnsan terbiyeyi kendisi alır. Ailesinden, çevresinden aldığı ve algıladığı ölçüde terbiyesini zenginleştirir. Zamanın verdiği yaşanmışlık tecrübelerinin olgunluğuyla pekiştirir.

O vakit nerede ne zaman konuşulur, neler konuşulur ve nasıl konuşulur, haddini öğrenmiş olur.
Olgunluk bir anlamda konuşma terbiyesinden daha ziyade dinleme becerisi gerektirir. Çünkü dinleme daha çok Ariflik gerektirir. Arifliğe giden yol konuşma öğretisine giden yoldan daha çetindir. Çok sabır gerektirir. Tahammül sınırlarını zorlar. Bu tahammülün sınırları ancak ve ancak ‘’pişerek’’ aşılır.

İşte o zaman, haddini hududunu bilen insan kemale yaklaşmış olur.

Efendim üç silahşor olarak temennimiz, boşboğazlık yapanların uzak durması yönündedir. Adap bilenle, erkan sahibi kişilerle muhatap olmaktır.

Geçen hafta Bayan Valeria ‘dan beklediğim gibi Alevilik üzerine bir soruyla karşılaşmış, kısaca Aleviliğe değinmiştim. Bugün, bildiğim ölçüde daha kapsamlı şekilde üzerinde durmaya çalışacağım.

Önce şunu tekrar belirtmekte fayda görüyorum: Doğrudan doğruya şu veya bu mezhebin birbirinden daha üstün olduğu savı yanlıştır. Mezheplerin tümü insan eliyle üretilmiştir. Geçen hafta belirttiğim gibi hükümranlık, saltanatlık, iktidar gibi dünyevi makamların ele geçirilmelerinde kullanılmıştır. Bugün eskisi kadar keskin olmasa da, maalesef hala böyledir.

Gelelim Aleviliğin inanç temelli çıkış kapısına: Efendim, malumunuz Hz.Ali, Peygamber efendimiz Hz.Muhammed’in amcasının oğludur. Kaynaklar bize İslam dini müjdelendiği zaman ilk Müslüman olan kişinin Hz.Ali olduğunu söyler. Hz.Ali’nin, amcasının oğlu Hz.Muhammed’in terbiyesini aldığını, çok emeğinin geçtiğini okuruz. Hz.Ali, gençliğe ulaşınca Peygamber efendimizin kızı Hz.Fatima ile evlenir ve damadı olur. Çocukları olur ve hepsi Ehlibeyt mensubiyetiyle anılır..

Bildiğiniz gibi Ehlibeyt ,Hazreti Muhammet’in kızını, damadını ve torunlarını içine alan ailesine verilen addır.
Daha önce de belirtmiştim: Peygamber efendimiz hayattayken sadece din vardı. Mezhepler Peygamberimiz vefat ettikten sonra türetildi. Hz. Muhammed 632 yılında vefatından kısa bir süre önce son hac ziyareti dönüşünde Gadir Hum’da veda hutbesinde Hz. Ali’yi halefi olarak ilan etti. Aynı zamanda Kuran-ı Kerimin son ayeti açıklandı ve İslam dininin tekâmül olduğu ilan edildi.

Orada Peygamberimizin vasiyeti üzerine Hz.Ali’nin velayeti kabul görülmesine rağmen, Halifelik bir başkasına, Hz.Ebu Bekir’e verildi. Bu nokta Peygamber efendimizin vasiyeti yerine gelmemesinin yarattığı hayal kırıklığı haksızlıkla birleşince Hz. Ali taraftarlarında üzüntü küskünlükle karıştı, hüzüne dönüştü.

Pek tabii tarafgirlik, müminleri karşı karşıya getirdi. Hz.Ali taraftarları hakir görülmeye, küçümsenmeye başlandı.

Bunların üzerine fitne, fesat, iftira gibi kötücül hamleleri eklenince artık tefrikler, kırılmalar, yarılmalar baş gösterdi.

Hülasa, İlk halife Hz. Ali’nin olması gerekirken, Hz.Ebu Bekir, Hz.Ömer ve Hz.Osman’nın ardından son halife olur.

Tefrikler, fitneler iftiralar bitmez. Arap kabilelerin iktidar olma savaşı devam eder.

Daha önceleri malumunuz Peygamber efendimiz hayattayken ‘’Uhud’’ ve ‘’Hendek’’ savaşı meydana gelmişti. Her İkisi de Emevi komutan, Suriye valisi Muaviye Ebu Sufyan’a karşı yapılmıştı.

Hz.Ali’nin hilafetini kabul etmeyen Muaviye Ebu Sufyan ile ‘’Sıffın’’tabir edilen bölgede savaşa tutuşacaklardı.

(Haftaya Çarşamba edecek)

[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ