Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 5,76 / Satış: 5,79
€ EURO → Alış: 6,35 / Satış: 6,38

Üç Silahşor: Sabri devam ediyor

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 23.10.2019
  • 463 kez okundu

İnsan sosyal bir varlıktır. Her kalıba uyan tuhaf huyları vardır. Bugün ak dediğine yarın kara diyebilen tutarsız örnekler şaşırtıcı gelse de, esas itibariyle ‘’tutarsızlık’’ insana ait bir gerçekliktir.

Aslında hepimiz tutarlı olmanın bilincindeyiz. Hayat yolculuğunda tutarlı olmaya çaba gösteririz. Davranışlarımızda, sözlerimizde çelişkiler olmamasına dikkat ederiz. Lakin çelişkilerden, tutarsızlıklardan kendini tam manasıyla uzak tutan insan profili yok denecek kadar çok azdır. Her birimizin defter sayfasında az çok tutarsızlıklar yazılıdır.

Bir doktorun kendisi sigara içtiği halde hastasına sigaranın zararlarını anlatıp bırakması tavsiyesi tutarsızlıktır mesela..

Gün boyu tembel tembel oturup etrafına sporun faydalarından dem vurmak tutarsızlıktır.

Tutarsızlık her alanda her evrede önümüze geliyor. Lakin biz insanların ruh halleri tutarsızlık denilen çelişkilerle kuşatılmış. Annenin evladına izin vermediği bir davranışa babanın; ‘’çocuktur bırak yapsın’’ şeklinde izin vermesi gibi tutumlar terbiye tutarsızlığıyla tarif edilir.

Dün sizi yere göğe sığdıramayıp sizi ölümüne sevdiğini ilan eden birisi bugün basit nedenlerle yerin dibine sokmaya çalışıp sizden nefret ettiğini haykırıyorsa, tutarsızlığın dik alasını yaşıyor ve yaşatıyor demektir.

Tam yol tutarlılık, güdülerimiz itibari ile biraz zordur. Çünkü her tutarsız söze ve davranışa kulp takmaya odaklanmış tabiatımız mevcuttur. Bu yolda bir açıdan duygusal tepkimiz diğer açıdan kılıfımız daima hazırdır. Duygusal şekli ile; ‘’nasıl olsa öleceğiz şöyle veya böyle ne yapsak kardır’’, deriz.

Hazır tuttuğumuz kılıfla ise; ‘’benim aslında böyle davranmak gibi bir niyetim yoktu fakat beni aldattılar’’
gibi mantığa bürünürüz.

En fazla tutarsızlıkların ve çelişkilerin olduğu saha, siyasi oyunların olduğu sahadır. Hoş görünüze sığınarak bu sahada oynanan oyunlara ve dönen toplara bu yazıda hiç girmeyeceğim.

Her kişi kendi yolunu tutar, ideal gördüğü tercihi uygular. Muhataplara katlanmak veya katlanmamak seçeneği düşer.

Efendim tutarlı bir dünya özlemiyle üç silahşorlar kaldığı yerden devam ediyor.

Sabri’nin dilinden dökülen bilgiler, ders kitabında okutulacak nitelikteydi. İnanç dünyasında ahlakı zirvede tutuyordu. Zaten ahlaktan yoksun bir din, din olamazdı. Ahlakı olmayanın dini olmayacağı gibi.

Sabri devamında; din, yaşamı dizayn eden iyi huylu ulvi bir inanç sistemidir. Ne yazık ki; kötü huylu insanlar bu sistemi tarumar ettiler etmeye de devam ediyorlar. din adına sömürü, din adına katliam, din adına sayısız kötülükler işlendi bu dünyada. Musevilikte, firavunun Hz. Musa’ya yaptıklarını düşünün. Roma İmparatorluğu’nun Hz. İsa’ya. Arap kabilelerinin Hz. Muhammed’e yaptıklarını okuyun. Peygamberler zulümlerle karşılaşmışlar.

Şimdi gelelim benimde tabi olduğum Sünni mezhebine: İstisnasız tüm mezhepler insan eli ile üretilmiştir. İlahi bir buyrukla hiç biri nüzul olmamıştır. Hal böyle iken, mensubiyet hırkasını giyerek üstün veya imtiyazlı hiç bir sıfat etiketi ile kendini ve başkalarını kandırmasınlar. Ama maalesef asırlardır bir çok konuda bilgi eksikliği olduğu gibi, bunu en çok din havzasında hissediyoruz.

Sünnilik ile ilgili tanımına gelince: İslam dünyasının bu tanımda da kafası karışık. biraz önce vurguladığım gibi din ile ilgili ortak bir tanım birliği bu güne kadar oluşmamış. Hele mezheplerle ilgili onlarca kollar ibadet biçimleri ,çeşit çeşit ritüeller var. Temelde İslam düşünce tarihinde mezhep dediğimizde iki farklılaşmayla karşılaşırız: Birincisi İtikadi-Kelami mezhepler: Harici, Şii, Mu’tezili, Eş’ari, Matüridi gibi. İkincisi ise Fıkhi-Ameli mezhepler: Hanefi, Maliki, Hanbeli ve Şafilik gibi.

Ben özetle şunu söyleyip sorunuzun cevabını vermiş olayım: Sunnilik, bir olarak Hanefilik, fıkıh mezhebinden doğan bir koludur. İmamı azam Ebu Hanife olarak tanınan din tefekkür ve hadis bilgini, aslında On iki imamdan bir olan Caferi Sadık’ın öğrencisi olduğu iddia edilir. Başka bir iddiada ise hocasının Hammad b. Ebu Süleyman olduğu yönündedir.

Ebu Hanife her gerçek alim gibi davranmayı kendine görev bildi. Abbasiler dönemimde yapılan haksızlıklara karşı açıkça aldığı tavırların bedelini zindanlarda zulme uğrayarak yaşadı ve zehirlenerek öldürüldü. Her ne kadar Hanefilik adı altında bir fıkıh mezhebi dense de ,Ebu Hanife’nin kendisi bir mezhep yaratma gibi girişimi olmadı. İki öğrencisi Henefi ekolunu yaşatarak zaman içinde mezhepler üretildi. İşte günümüzde Sünnilik olarak bilinen mezhep te bu şekilde türetildi.

Bayan Valaria üçümüze hitaben: Beyler, benim yaptığım araştırmalarda, tam da sizlerin dediği gibi din söz konusu olunca insanın zihin yapısı farklı bir boyuta yolculuk yapıyor. Çoğu kez zulümlere sahne olmuş bir tarih okuyoruz. Avrupa’da orta çağda, ki buna karanlık çağ diyoruz, engizisyon mahkemelerinin, vahşi ölümle biten hükümlerin sayısı belli değil. Canlı canlı yakılan masum kadınların, işkencelerden ölüme kadar süren acıların hem müellifi hem de sorumlusu, Din’in buyruklarını çarpıtan insan kılıklı canavarlardır.

Cemil söz aldı: Evet, insanın dünyası çok boyutludur. Ruhunda meleklerde dolaşır, şeytanlarda. Ruhu adaletin, merhametin faziletleriyle terbiye etmeliyiz. Adaletli bir insan, hangi din olursa olsun birinci buyruğunu yerine getirmiş olur.

Sabri; daha bitirmedim, isterseniz devam edebilirim, dedi.

Bunun üzerine Bayan Valeria, memnuniyetle dinlemek isterim Sabri bey, ama siz biraz soluklanın, benim İsmail beye merakla sormak istediğim sorular var. Ardından siz ve Cemil bey devam edebilirsiniz.

(Haftaya Çarşamba devam edecek)
[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ