Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 5,79 / Satış: 5,82
€ EURO → Alış: 6,42 / Satış: 6,45

Üç Silahşor: Sıra Anadolu ve Arap Aleviliğinde

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 20.11.2019
  • 377 kez okundu

Aklını bilgi ile donatan bir insanı yönlendirebilir misiniz?

O insanın siyasi tercihlerini, fikirlerini değiştirebilme gücünü kendinizde bulabilir misiniz?

Kısa yoldan cevap vereyim: Ancak daha iyi bir fikriniz varsa veya sizin tercihleriniz daha üstünse ikna yoluyla başarabilirsiniz.

Donanımlı bir insanın beynine mesnetsiz veya mantıksız hiçbir bilgi yerleştiremezsiniz. Çünkü bilgili beyin doğruyu yanlıştan ayıran bir kıvama gelmiştir. Mesneti olmayanı, mantığa aykırı olanı kabul etmez. Onun için kimseye boyun eğmez.

İnsan aklını iyi bir eğitim ile parlatır, çok okuyarak, araştırarak keskinleştirir. Bilgi alanını sürekli genişleterek hem kendine hem de insanlığa katkı sağlar.

Tartışarak mesafe almak bilimin şanındandır. Dünyaya katkı sunan insanları inceleyiniz. Hepsinin ortak özellikleri arasında tartışmaya açık bir alana davetiye çıkardıklarını görürsünüz.

Örneğin 18.Yüzyılın ünlü Alman Filozofu Friedrich Hegel, hukuk felsefesinde “iktidarın irade iyiliğini” tartışır. “İrade iyiliği, her talebi karşılama uysallığı değil, talebin mantığını haklı çıkarma maharetidir” der.

21’inci Yüzyıl siyaset sosyolojisi bilim adamı Francis Fukuyama, kültürün gücünü incelerken, “tarafı kültür davranışlarının korkutucu etkisinin, ulusal mutluluğu bozan taleplerle başladığını” açıklar. En kötü sonucun bu taleplere boyun eğmek olduğunu belirtir.

Her dönem büyük düşünce adamlarının tartışma içeriği daima zengindir. Bu zenginliğin temelinde almış oldukları eğitimin rolü fevkalade büyüktür.

Eğitim, bireyi, bir toplumu ve bir ulusu yücelten en belirleyici daldır. Şah damarımız kadar önemlidir. Uygarlık kapısının kilit taşıdır. Kilit taşı olmadan kapı inşa edilemez.

Ülkemizde eğitim sürekli sıcak tartışma konusu olmaktan çıkamamıştır. Siyasetin elinde yap boz tahtasına dönüşmüş, performans düzeyi düşmüştür.

Eğitimin kalite standartlarının artırılması üzerinde acilen durulması gerekirken, dindar nesil üzerinde yoğunlaştırılmaya çalışılan siyasi iradenin talebinin ısrarına şahit oluyoruz.

Dünya mantık üzerinde, kültür üzerinde, bilim üzerinde mutluluğun sürekliliği üzerinde tartışıyor.

Dindar neslin bugüne kadar kime, ne ve nasıl bir katkısı olmuş? Hangi devlet, hangi toplum, hangi ulus dindar bir nesille müreffeh bir mevkie erişmiş.

Böyle bir yücelik yoktur. Dindar nesil ile ilgili talepleri hiçbir donanımlı akıl kabul etmez.

Efendim üç silahşor on beş günlük aradan sonra kaldığı yerden mevzuya devam ediyor.

En son Aleviliğin ortaya çıkış sürecini yazmış, Muaviye Ebu Sufyan ile ‘’Sıffın’’tabir edilen bölgede savaşa tutuşacaklarını belirtmiştim.

Hz. Ali’nin halifeliğini kabul etmeyen Muaviye, isyan etmekte ısrarlıydı. Hz. Ali’nin gönderdiği elçilerin hiç birinin taleplerine olumlu cevap vermedi.

İki tarafın orduları savaşın yapıldığı bölgeye ulaştı. Daha önce gelen Muâviye kuvvetleri, ordugâh olarak geniş bir düzlüğü seçip Fırat’a ulaşan tek yolu tutmuştu.

Hz. Ali ordusunun su almasına izin verilmemesi üzerine başlayan çatışmalar Hz. Ali taraftarlarının üstünlüğüyle sona erdi. Suriye ordusunun sudan faydalanmasına izin verilmesini emreden Hz. Ali ardından savaş yerine geldi, elçileri vasıtasıyla Muâviye’yi kendisine biata çağırdı. Yine netice alınamadı. Velhasıl Sıffîn ovasında iki taraf arasında çatışmalar başladı. Toplu savaştan çekinildiği için iki taraftan meşhur kumandanlar emirlerindeki piyade ve süvari birliklerinin başında birbirleriyle savaşıyorlardı. Bu kısmî çatışmalar zilhicce ayının sonuna kadar devam etti.
Ara sıra iki taraf arasında ateş kes yapıldığını barış arzusuyla elçilerin teatisinin başlatıldığını da söyleyebiliriz.

Neticede Hz. Ali’nin orduları Muaviye’nin ordularını bozguna uğrattı. Eşter isimli yetenekli komutanını birliklerin başına son darbeyi indirmek üzere görevlendirdi. Savaşı tam anlamıyla kazanmaya çok yaklaşmışken, Muaviye ihtilafın Kur’an’ın hakemliği ışığında çözülmesi teklifini elçiler sayesinde Hz. Ali’ye sundu.

Münafık Muâviye, askerlerine Kur’an sayfalarını mızraklarının ucuna takıp karşı tarafı Kur’an’ın hükmüne uymalarına çağırdı. Rivayet odur ki, Kuran ve Mushaf sayfaları mızrak ucunda, Hz. Ali’nin ordularına karşı tutan Muaviye’nin ordularına saldırmadıkları ve ellerini Kuran tutanlara karşı kaldırmadıkları yönündedir.

Günün sonunda Muaviye bu savaşta dinin en yüce Kitabı olan Kuran sayfalarını mızrakların ucuna koymak süretiyle din üzerinden büyük kazanım eder, fakat Müslümanlarda ciddi bölünmeler başlar.

Sabri, benim anlatımlarımın İngiliz misafirlere fazla geldiğini düşünerek; ’’ İsmail istersen bu savaş hadiselerine bir nokta koy, Anadolu ve Antakya’da yaşayan aleviler üzerine yoğunlaş’’ diye tavsiyede bulundu.

Ben de bunun üzerine Bayan Valeria’nın tercihine sunmamın daha uygun olduğunu belirttim.
Valeria; Sabri beyin fikri bence isabetli, arzu ederseniz anlatınız, dedi.

Ben, hay hay memnuniyetle Anadolu ve Antakya bölgesinde yaşayan Aleviler üzerine anlatmaya başladım.
(Haftaya Çarşamba devam edecek)
[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ