Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: / Satış:
€ EURO → Alış: / Satış:

Üç Silahşor, Sorulara Resmen Cevap Veriyor

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 11.09.2019
  • 272 kez okundu

Ne tuhaf bir hal almışız. Zarfa verdiğimiz değerin çok altında mazrufa verir olmuşuz. Dışsal görüntü, makam, mevki ve unvan sarhoşluğuna vurulmuşuz.

Giyim ve kuşamımızın bize yakışıp yakışmadığına değil, marka isimlerine tutuluyoruz.

Makamın hakkını verebileceğimize değil, o makam sayesinde neler alabileceğimizi hesaplıyoruz.

Alçak gönüllülüğün suyunu çıkaralı uzun zaman geçmedi! Mütevazılığın ruhuna okuduğumuz fatihalar dün gibi aklımda! Ağırbaşlılığı toprağa vereli birkaç yıl oldu!

Beceri, maharet azamet gibi topluma katma değer yaratan değerlerin ezilmesi sanki vacipmiş gibi; görüldüğü anda başlarına sopa indiriliyor. Açıkgözlük, çapsızlık, aymazlık ise kıymete bindiriliyor.

Bir, iki kuşak öncesinde yaşayanlar; “herhangi bir yerin haysiyeti, orada oturandan kaynaklanır.” derken çok haklıydılar. Lakin kişisel değerlere atfedilen önem ve hassasiyet çok yüksekti.
O dönemlerde makamların, mevkilerin ve unvanların hak etmeyenler için taşınamayacak bir yük olduğu bilinci hâkimdi.

Liyakat sahibi olmayanların, aşağılık duyguların açığa çıkmasının an meselesi olduğunu zikrederek, liyakat ve ehliyet yoksa suiistimallerin kaçınılmazlığını savunurlardı.

Bugün, birbirimizi kandırmanın marifet zannedildiği bir ortamı kendimiz yarattık. Biz, kendi kendimizi kandıran aymazlığın korunda, erdemlerimizi santim santim erittiğimizin farkına varamıyoruz.

Maalesef, bir birimizi marka, makam, unvan üzerinden bakan okumaya kilitleniyor, toplum içinde daha insanca yaşamayı mümkün kılan, Ağırbaşlılık mütevazılık, maharet ve liyakat gibi hasletlerin anlamlarını yitirilmesine seyirci kalıyoruz.

Efendim, üç silahşorun bugün heyecan dolu hikâyesi devam ediyor.

Ertesi gün öğleden sonra saat üçte buluşma gerçekleşecek ve röportaj resmen start alacaktı.
Sabaha doğru gün ağarmaya başlarken, kuşların cıvıltıları eşliğinde uyandım. Hayatın doğal akışı içerisinde günlük işlerimi takip ederken, öğleye doğru telefonum çaldı. Arayan ortak arkadaşımız namı diğer deli Abit’ti. Okuyucular deli Abit’i ehliyeti alkolden kaptırdığı maceradan hatırlayacaklarıdır.

Deli Abit, bizimle görüşmek için gelen İngiliz misafirlerden haberi olduğunu ve röportaj maksadıyla geldiklerinin bilindiğini anlattı. Zaten deli Abit’ in bilmesi tüm Antakya’nın bilmesi demekti. Zira deli Abit, bir dakika dahi yerinde duramaz, sabahtan akşama, akşamdan sabaha kadar Antakya’nın tüm sokak ve caddelerini arşınlar, memleket ile ilgili havadis alma, verme meraklısıydı. Bir yanı muhabir, bir yanı ayaklı gazete gibiydi.

Saat ikiye doğru gelince Sabri ve Cemil’i arayıp, biraz erken gelmelerini talep ettim.

Niyetim, üçümüzün de kapsamlı ve kusursuz cevap vermemiz. Her ne kadar donanımlı olsak ta, kendimize güvensek te; neme lazım, bazen küçücük bir hata, Antakyalı hemşerilerimizi üzebilirdi.

Kısa süre içinde Sabri ve Cemil beraber büroma geldiler. Ben, arkadaşlar; İngiliz kardeşlerimizin sorularının hangi minval üzerinde kurulacağını hepimiz az çok tahmin ediyoruz. Sorulacak sorular ve yapılacak yorumlar son derece hassas. Bu yüzden sükûnet ve ciddiyetle en doğru cevapları vermeliyiz. İki taraf için geçerli olacak yanlış anlamalar ve anlaşılmalara karşı sağduyuyla yaklaşmalıyız.

Cemil; elbette, ben de aynı düşüncedeyim.

Sabri; görüşlerinize katılıyorum arkadaşlar, yalnız bir şıkkı unutmadan dile getireyim: Tut ki bana sorduğu bir sorunun cevabını tam olarak bilemedim, o vakit ben, bu konuya daha vakıf ikinizden birine yönlendireceğim.
Kim konuyla ilgili daha bilgiliyse, o yorum ve cevap versin diyorum.
Cemil her zamanki atikliğiyle,’’ Sabri ‘çiğim çok haklısın, zaten böyle pratik zekâlı olduğun için küçüklükten beri arkadaşımsın. Bana yöneltecekleri hayatla ilgili her sorunun cevabı var. Ama din konusunda ben çok bilgi sahibi değilim. Burada devreye kim girecek?

Sabri yüzüme bakarak, İsmail ne güne duruyor. O zaten Aleviliği anlatacak, ihtiyaç anında senin yerine Hristiyanlığı, benim yerime de Sünniliği anlatır.
Saat tam üçü gösterdiği an, büromun önüne beyaz bir cip yanaştı. Gelenlerin, beklediğimiz misafirler olduğu kesindi. Zira aracın mavi renkli diplomat plakası hemen göze çarpmıştı.

Üçümüz kapıda karşıladık misafirlerimizi. Nezaketen hal-hatır sorularından sonra yerlerimize oturduk.
Hızlı ikramın ardından; lütfen başlayalım dedim. Zira Antakya’ya gönül borcumun olduğu hissi omuzlarıma binmiş gibiydi. Bu borcu bir an önce ödeyip, omzumdaki yükü hafifletmem gerekiyordu. Ayrıca, dün akşam bizlerle görüşen misafirlerimizden tüm Antakya bu sabah haberdar oldular röportajın yayınlanmasını merakla bekliyorlar.

Antropolog ve gazeteci Valaria’ya ben, hazırsanız başlayabiliriz, dedim.
Valeria: Hay hay efendim, Keeven kayıt cihazı ve kamera hazır mı? Sorusunun cevabı evet oldu.
Ve Kamera ile ses cihazlarının kayıt düğmesine basılmasıyla ilk resmi soru geldi:
Bay İsmail, Bay Cemil ve Bay Sabri lütfen kendinizi sırayla detaylıca tanıtır mısınız?

Ben, kendim ile ilgili istenen cevapları vermeye başladım.
(Haftaya Çarşamba devam edecek.)
İ[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ