Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: / Satış:
€ EURO → Alış: / Satış:

Üç Silahşora İngilizler Türkçe Öğrenimlerini Anlatıyorlar

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 07.08.2019
  • 399 kez okundu

Evrende sıkıntılar ve zorluklar biz insanlar içindir. Hayat sürekli sorunlar üretir. İnsanlar sürekli sorun çözmekle uğraşır.
İnsanın benliğinde iki ihtişamlı çözüm gücü var. Birincisi akıl, ikincisi irade.

Akıl zorlukları aşmanın sorunları çözmenin en büyük anahtarıdır. İrade ise özgür düşüncenin aracı ve içtihadıdır. Yaşamda insana yön veren değer, işlevsel akıldır. İşlevsel akıl özgür irade ile gerçeği yorumlar ve doğru olanı bulur.

Türkiye’de inanç bağlamından kopartılarak tehlikeli kalıplarla yıkanıyor. Uyanıklarca kullanılan araca dönüştürülmeye çalışılıyor. İnsanın akıl ve iradesinin işlevsellikleri, küçük yaşlardan itibaren ne idüğü belli olamayan bu bezirgân insanların ellerinde köreltiliyor.

Akıl üretemeyen, irade ortaya koyamayan insan, sadece başkalarının çizdiği güzergâhlarda kalmaya mecbur bırakılıyor. İlmi düzeyi yakalayamayan ve sosyal hayata bakış açısı gelişemeyen insanların maalesef hayatın ilerleyiş düzeninin uzağında kalmaları kaçınılmaz oluyor.

Akıl, hayatı ve evreni çözme gücümüzdür. İrade ise içimizde düşüncemizi tayin ettiğimiz potansiyel enerjimizdir. Akıl ve irade insana yön veren yücelten temel özelliktir. Bu özelliği elinden alınan insan yozlaşmadan kendini kurtaramıyor.

Vakit kaybetmeden Üç silahşorların serüvenlerine devam edelim:

Efendim, karşılıklı hediye jestleşmelerinde tarifi mümkün olmayan güzelliklerde duygu patlamaları yaşanmıştı.
Şimdi ise her iki tarafın merak eşiğini zorlayan sorulara gelindi. İyi niyetler taşıdığına inandığımız bayan Smith bu kadar mükemmel Türkçeyi nerede ve nasıl öğrenmişti. Aynı soru Bay Garner için de geçerli. Bayan Hilga’nın diplomat olması nedeniyle özel derslerle eğitilmesi klasik yöntemler arasındaydı.
Aramızda merakını dizginlemede zaaflarıyla meşhur Cemil, kendine özgü üslubuyla sordu: Değerli arkadaşlar; çok merak ettiğimden soruyorum. Sizler Türkçeyi benden daha iyi konuşuyorsunuz. Dilimizi nerede ve nasıl öğrendiniz?

Başka bir sorum da; ben bugün bu yaşımda İngilizce öğrenebilir miyim?

Aslında Cemil’in birinci sorusunun cevabını hepimiz merak ediyorduk. Lakin Cemil sabırsızlığına dayanamayarak çabucak merakını gidermek istiyordu.

Cevap bayan Smtih’ten geldi. Daha doğrusu bayan Smith cevap vermeden önce gülümseyerek üçümüze ‘’böyle bir soruyu bekliyordum’’ ifadesi bıraktı ve devam etti;Benim Türkçeyi öğrenme serüvenim çok güzel tesadüflerle doludur. Aynı tesadüfler Bay Garner için de geçerlidir. Biliyorsunuz daha önce de belirtmiştim; Bay Garner üniversiteye gidene kadar hem kapı komşum hem de kreşten beri küçüklük arkadaşım. Eğer izin verirseniz Bayan Hilga Türkçeyi nerede ve nasıl öğrendiğini benden önce anlatsın.

Tabii demekten başka ne denilir ki. Bayan Hilga diplomatların özelliklerine özgü sakin bir üslupla anlatmaya başladı.

Efendim, ben geleneksel İngiliz diplomat okullarında yabancı diller üzerine özel eğitimler aldım. Fakat siz de takdir ederseniz dil gelişimini eğer küçük yaşlarda öğrenmeye başlamazsanız sadece kendinizi kurtaracak dereceye gelebilirsiniz. Kendinizi kurtaracak derken sakın eksik anlaşılmasın, kendinizi rahat ifade edebilecek potansiyeliniz olur. Günlük ihtiyacınız olan her düşüncenizi ifade edebilirsiniz. Ama diplomatik lisan öğrenimi bunun ötesine ihtiyaç duyar.

Bunun için hedef belirlediğiniz ülkenin filolojik dil yapısının yanında, günlük pratikte konuşulan kelimelerin anlam yüklemeleri, hukuk terimleri, diplomatik terimler, notalar vs. Tüm bunların eğitim ve öğretimleri çok uzun yıllar alır.

Ben İngiliz dış işlerinde Türkiye ve orta doğu kolunda görevli beşinci kuşak temsilcisiyim. Osmanlı imparatorluğu döneminde büyük babamım büyük babası yardımcı sefirdi. Kısaca ben kuşaktan kuşağa diplomat bir aileden geliyorum. Büyük elçiliklerde, konsolosluklarda bir çok aile fertlerim görev yaptı ve hala görev yapan kuzenlerim var.

Doğrusu Bayan Hilga’nın anlattıkları benim hobi olarak okuduğum ilmi diplomasinin ne denli yetenekli insanlar tarafından yürütülmesi zorunluluğunun kısa özeti gibiydi. Beş altı kuşak küçük yaştan itibaren diplomasi öğretile, öğretile gelmiş. Ülkelerinin menfaatlerini sağlamak için sanat gibi işlenmiş.

Birden daldığımın farkına vardım. Saniyeler içinde beynimin içinde yakın tarihte bazı olaylar canlandı:

Aslında İngiliz diplomasisinin sadece kendi ülkelerinin menfaatlerini önceleyen bir sistemden ibaret olmadığını, başka milletlerin kaynaklarını sömürme tezgâhlarını nasıl kurduklarını bilmeyen insanlardan değildik.

Bizim için şu an bunları suçlayıcı bir dille ifade etmek gereksizdi. Eski yaşananlar geride kaldı.

Bizim de en büyük şiarımız Büyük Atatürk’ün ‘’Yurtta Sulh, Cihanda Sulh’’ sözü değil miydi?

Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk bunların tüm oyunlarını bozup yendikten sonra, 1927 yılının Temmuzunda
Kralları Edward ülkemizi ziyaret edip Ata’mıza hayranlığını ifade etmişti.

(Haftaya Çarşamba devam edecek)
[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ