Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 6,69 / Satış: 6,71
€ EURO → Alış: 7,22 / Satış: 7,25

Üç Silahşorlar: Akıl, Duygu, İçgüdü

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 18.03.2020
  • 551 kez okundu

İnsan, doğar, beslenir, büyür, ürer ve ölür. Yani var oluşunda hayvanların özelliğini taşır. İnsanın ilk aklı (Biyolojik akıl) da hayvanidir. İçgüdüler ve dürtülerle sınırlıdır. Bu doğal aklın herkeste eşit olduğu varsayılır.

Doğası itibariyle insan, sadece bedenini besleyerek gelişmez. Bedeni besinler sayesinde geliştiği gibi aldığı/depoladığı bilgilerle aklı gelişir. Bilgilerle beslenen bu akla, beşeri akıl ya da insan aklı diyoruz.

Akıl her insanda var. Rasyonel akıl, aklı en verimli şekliyle kullanma halidir. Bu yazıda Rasyonel akıldan çok fazla söz edip kimsenin aklını karıştırmak istemem. Lakin her insanın bildiği gibi, herkesin aklı kendine özgüdür.

Aklımız sayesinde doğruyu, yanlışı, iyiyi kötüyü ayırt etme özelliğimiz var. Hayatımız biyolojik açıdan müsaade ettiği sürece aklımızı kullanırız.

Kısaca aklımız, zarardan kaçınmak, yararına olanlara yönelmek için seçim yapmamızı sağlayan yönetim merkezimizdir. Düşünüp doğrudan, güzelden, iyiden, yararlıdan yana karar vermemizi sağlayan güçtür. Bir başka değişle; bizi yönlendiren ve tercihlerimizi sağlayan enerjidir.

İnsan manen sahip olduğu aklın yanında duyguları, içgüdüleriyle hareket eden bir varlık.

Bazen aklın duygular karşısında yenik düştüğü zamanlar olur. Aşk ateşi bir yanıversin, duyguları tetikler ve aklı esir alır. Akıl, hareket merkezi olmasına rağmen duygular karşısında etkisini yitirir.

İçgüdüler, özellikle gerilim anında devreye girer ve tepkilerimizin kontrolü zorlaşır. Aslında kendi aklınız sayesinde ve şahsiyetinizi eğitmek suretiyle tepkilerinizi daha ölçülü hale getirebilirsiniz.

Sonraki merhalelerde yaşanmışlıklarla deneyim, deneyimlerin vermiş olduğu katkılarla ölçülü davranış kalıpları oluşur.

Artık eğitilmiş akılla beraber dizginlenen içgüdüler insanın en büyük dayanağı olur ve insanı olgunluk kapısına yaklaştırır.

Eğitilen akıl ve kontrol edilen içgüdüler geçmişte durağan bırakılmamalı. Daima yeni bilgilerle takviye edilmeli. İçgüdüler tabiri caizse, kişisel sınava tabi tutulmalı, aksayan bir bulgu tespit edildiğinde ıslah edilmeli.

Duygulara yeniden dönecek olursak; yüzyıllardan bu yana filozofların, sosyologların, psikologların,; akıl-duygu yönlendirmesi üzerinde tartışmaları bugün bile hala devam ediyor. Kimileri, aklın duygulara yön verdiğini, kimileri ise duyguların aklı yönlendirdiği savını ortaya atıyor.

Ama herkesin buluştuğu ortak nokta var: Duygular hele aşk için depreşiversin, hem aklın hem de içgüdülerinin tahtı da, pahtı da koca bir sıfır hükmüne indiğini görüverirsin.

Efendim geçen hafta, üç silahşorun yorgun düştüğünü yazmıştım. Bugün kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Günlük hayat tesadüflerle doludur. Bazen bu tesadüfler hayallerinizi alt üst eder. Bir dostunuzdan aldığınız kederli haber, o dostunuzla beraber kurduğunuz hayalleri yok eder. Bazen bu kederli haber sağlık, bazen ayrılık, bazen de mali tarafıyla bizleri derinlemesine etkiler.

Hayat elbette keder dolu tesadüfleri sunmaz. Sevinçlere vesile olan temiz yüzünü de gösterir bizlere hayat. Sevdiğine kavuşma, iyi insanlarla tanışma, zor günlerde yardımlaşma, bu yüzlerin en aklarıdır.

Tesadüfler dünyasında İngiliz gazeteci ve antropologlarla tanışmamız, belki de memlekete katkı sunacak tezahürlere vesile olabilir.

Evet, hepimizin saatler süren röportajdan aklımız yorgun düşmüştü. Bir birbirimize iyi temenniler dileyerek üç silahşorlar evlerine, İngiliz misafirle ise otellerine çekildiler.

Kısa süre sonra eve vardım. Kapıyı sessizce açıp içeri girdim. Eşim Hülya geldiğimi henüz fark etmemişti, koltukta kitap okuyordu. Ölçülü ses tonuyla iyi akşamlar hanım dedim. Eşim gözlerini kitaptan kaldırıp bana aynı dilekte bulundu.

Yorgun olmama rağmen eşime günün özetini anlattım. Ertesi gün akşamına yemek davetini kendisine aktardım.

Neden olmasın dedi.

Sabah uyandığımda kendimi zinde hissetim. Yapacaklarımı aklımdan geçirdim. Öğleden sonra saat 2 de dün kaldığımız yerden röportaja devam edeceğiz. İlk baştan beri bana sorulan Antakya Alevilerini anlatmayı umuyorum. Lakin ana mevzulardan biri olan Antakya Aleviliğini bir taraftar gözüyle değil, tamamen hakikatleri esas alarak izah etmek gerekecek. Bugün buluşmamızda hiçbir mevzunun araya girmesine müsaade etmeden doğrudan Antakya Aleviliğini İslam’ın tarihi süreciyle birlikte nasıl ve hangi nedenlerle doğduğunu işlemem icap edecek.

Her zaman alışık olduğum saatte evimden çıktım. İş yerine doğru varmaya çalışırken, kendimi şehrin asap bozan trafiğinin içinde buldum. Şehir içindeki yollar, yıllarca trafik ihtiyacına cevap vermekten çok uzaktı. Tarihi medeniyetiyle iftihar duyduğumuz kentimiz, bugünkü fiziki haliyle hicap duyulacak noktadaydı.
Trafik kaynaklı aksamalar iş yerine yaklaşık yarım saat geç kalmama neden oldu.

Rutin işlerimi bitirmeye koyuldum. Nihayet birkaç saat sonra işlerimi tamamlamış olarak Cemil ve Sabri’yi beklemeye başladım. Saatler bir buçuğu gösterince iki arkadaşım birlikte geldiler.

İngiliz misafirler gelene kadar kendi aramızda dünkü röportajla ilgili genel değerlendirme yapacağız.

(Haftaya Çarşamba devam edecek)
[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ