Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 5,71 / Satış: 5,73
€ EURO → Alış: 6,32 / Satış: 6,35

Üç Silahşorlar Bayan Smith ile Jestleşiyorlar

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 24.07.2019
  • 661 kez okundu

Gerçeği okumayan göz, kördür. Hakikati inkâr eden zihin, vasıfsızdır. Varlığı inkâr eden akıl, densizdir. Hakkı inkâr eden vicdan, hayasızdır.

Geçenlerde bir il belediye başkanının 30 Ağustos Zafer Bayramımızı küçümsemeye yönelik söylemlerini duyunca irkildim, aynı zamanda üzüldüm.
Cumhuriyet vatandaşı olarak bu yazıda 30 Ağustos ile düşüncelerimle kısa bir giriş yapmayı kendime vazife olarak addettim. Çünkü 30 Ağustos’un ruhunu anlamadan bugünün değerleri idrak edilemez.

Nutuk’ta Büyük Atatürk, cumhuriyetimizin, başlangıcından sonsuzluğuna kadar bütün aşamalarının, geçmişine ve geleceğine anlam kazandıran “.yaptığımız işlerin en büyüğü, temelinde Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü bulunan Türkiye Cumhuriyetidir.” demiştir; Bu cümle, yine Atatürk’ümüzün ifadeleriyle “varlığımızın ve geleceğimizin yegâne temeli” olan cumhuriyetimizin temelini belirlemektedir; Demek ki varlığımızın ve geleceğimizin temel yapısı olan Cumhuriyetimizin de temeli, “Türk kahramanlığı” ve “yüksek Türk kültürü” dür.

Bu ifadelerle Atatürk önderliğinde, milletçe gerçekleştirilen harikulade kahramanlıklar, eserler, başarılar ve zaferlerin ardından Cumhuriyet adı verilen şaheser yönetim biçimi ilan ediliyor.

Türkiye Cumhuriyeti’nin iki temelinden biri Türk kahramanlığı, diğeri yüksek Türk Kültürüdür.

“Yüksek Türk Kültürü ”nün anlamı, Türkiye Cumhuriyeti devletini kuran ve onun ebediyetini içeren irade, onu yükseltecek, demokratik hedeflerine ulaştıracak olan ideallerdir.

Cumhuriyetimizin temelindeki “Türk Kahramanlığı” ise Türk milletinin tarihinin başlangıcından sonsuza kadar, asil karakter özelliği olarak devam edecek, 30 Ağustos 1922’de Büyük Kurtuluşun zaferi ile veren cesaret ve fedakârlık iradesinin adıdır.

Bu nedenlerledir ki, 30 Ağustos 1922’nin anlamını kavramadan, 29 Ekim 1923’ün felsefesini, bu felsefeyi kavramadan da 30 Ağustos 1922’nin iradesini anlamak mümkün değildir.

Onun içindir ki, bu eşsiz kahramanların tarihini anlamak için ‘’keskin bir göz’’,’’ berrak bir zihin’’, ‘’parlak bir akıl’’ ve ‘’temiz bir vicdan’’ gerekir.

Efendim üç silahşorlar Mecal restoranda kırk yıllık dost misali misafirleriyle hasbıhal ediyorlardı. Karşılıklı olarak küçük jestler ve iltifatlarla adabı muaşeret örneklerini sergiliyorlardı.

Hasbıhal sergisi Sabit’in içtenlikli nutkundan sonra samimiyetle geçen her dakika yüreğimizi meltem yeli gibi serinletiyordu. Gerçek kardeş muhabbetini aratmayacak bir iklim doğmuştu.
Nasıl doğduğunu bir çırpıda anlamak zordu. Ama hayatın insanlara bazen tatlı sürprizler hazırladığı gerçeği bu akşam altı kişilik bu masada gözlerde okunuyordu.

Ah dedi Bayan Smith, az daha unutuyordum.. yerde duran çantasına yönelerek, sizlere küçük hediyeler getirdik. Lütfen kabul buyurun, hoşunuza gideceğini umarım.

Gök mavisi kuşe kâğıdıyla itinayla sarılmış üç küçük kutuyu önce masanın üzerine koydu. Kutuları şık gösteren ve dikkat çeken başka özellikse kırmızı-mor karışımı bir renkle özenle sarılıp fiyonk atılmış kurdeleydi.
Bayan Smith, Cemile, Sabri’ye ve bana teker teker hediye kutularını uzatırken, lütfen burada açar mısınız? ricasında bulundu.

Cemil tebessümle kutuyu dikkatlice salladı. Merakla içeriğini tahmin etmeğe çalışıyordu. Kutulardan bir türlü ses çıkmıyordu. Burnunu yaklaştırdı, koklamaya başladı. Tabi bu davranış masadakilerin hoşlarına gitti. Hep beraber gülüyorduk. Sabri, Cemile dönerek; üç tahmin hakkın var. Eğer üç defada içeriğini tutturmazsan hediye İngiltere’ye geri gidecek.

Hop dedik, tepkisi geldi Cemil’den. Hücuma, hücumla cevap verir şekilde; sen üç defa tahminde bulun eğer içeriğini bilirsen bana gelen hediyeyi de sana vereceğim resti geldi. Bu tatlı restleşmeleri masadakiler beğeniyorlardı. Ne de olsa böyle şakalaşmalar hayatın yüklerini hafifletiyordu.

Tamam dedi Cemil, restini gördüm.. birinci tahminim; kitap. İkinci tahminim parfüm. Üçüncü tahminim küçük şişe viski.

Gözler Bayan Smith’e çevrildi. Bayan Smith; arkadaşlar beni bu iddianın dışında tutun. İddianız çok hoş ama kaybederek kimsenin üzülmesini istemem.

Ben hemen kutuyu açmaya yeltendim. Kolayca açtım. Kutunun içinde iki ayrı kutu vardı. O kutularda ambalajlanmış ama kurdele bağlanmamıştı. Merak daha da arttı, birini açtım. Yaklaşık beş santim eninde yirmi santim uzunluğunda verniklenmiş tahta kutu ortaya çıktı. Açtım, içinde biri dolma, diğeri tükenmez olmak üzere iki kaliteli kalem yuvalarına yerleştirilmişti. Diğer kutuyu açarken bir şişe çıkacağını tahmin ediyordum. Haklı çıktım. Bu bir şişeydi ve içeriğinde orijinal İngiliz tıraş sonrası losyon olan bir şişe.

Bayan Smith; beyler üçünüze de aynı hediyeleri getirdik. Kalem bizim ülkede değer verilen insanlara takdim edilir. Tıraş losyonu ise centilmenlere verilir. Seçimlerimizde isabetli olduğumuzu doğrulayan şu anın hazzı tarifsizdir.

Bu gün sözcümüz olan Sabri; Bayan Smith, bu ince jestiniz bizi ziyadesiyle mutlu etti. Çok teşekkür ederiz. Daha önce hiç karşılaşmadığımız, henüz tanımadığımız insanlardan ruha işleyen bu yüce davranışınızı üçümüz unutmayacağız.

Eğer siz de kabul buyurursanız bizim de küçük bir hediye sürprizimiz olacak.

(Haftaya Çarşamba devam edecek)
İ[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ