Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 5,76 / Satış: 5,78
€ EURO → Alış: 6,54 / Satış: 6,57

Üç Silahşorlar Deli Abit’i Anlatıyorlar

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 06.03.2019
  • 336 kez okundu

Hayatın bizlere sunduğu cömertliği bazen biz anlamlandırmada zorlanırız. Bazen tam aksi yönde yorumlar yaparız, sitemler ederiz. Bir olumsuz olayın tezahürün çekirdeğinden bazen hayra tecelli edecek iyilikler bitebilir. Belki de gelecek yazının nihayetinde deli Abit’in başına gelenler, bizlere yanılmadığımızın örneğini gösterecektir.

Cemil ile ben hastane koridorlarında Sabri’nin taburcu olmasını beklerken, karşımıza Abidin’in namı değer deli Abit’in iki resmi polis eşliğinde karşılaştığımızı geçen hafta belirtmiştim.

Abidin’in hikâyesini anlatmadan onu yakından tanımamız mümkün değil. Onu okuyucularla tanıştırmam için çocukluk yıllarına gitmeli ve betimleyebilmem için birkaç pencere açmalıyım:

Abidin, bizim arkadaş kuşağının bir ferdi. Dolayısıyla o kuşağın insanlarının birçoğu birbirlerini tanırlar. Ya mahalleden, ya okuldan, ya da çalıştıkları muhitten arkadaşlık bağları oluşmuştur. Antakya’ mızın kendine has özelliklerinden biri budur. Şehir tabir caizse akvaryum gibidir, çoğu birbirinin huyunu, suyunu, rengini şeklini bilir ve tanır.

Bizler, Abidin’i henüz deli, çatlak unvanıyla anılmadan önce tanırız. Hem aynı mahallenin sakini, hem de aynı okulun öğrencisiydik ilkokul yıllarında. Abit çok haylaz biriydi, yerinde bir an durmazdı. Zemberekli kurulmuş bir makine gibi zıpırdı. Sınıfın bir başından bir başına sıraların üzerlerinden durmadan atlardı. Ağaçlara tırmanır, maymun gibi daldan dala sarkardı. Ve tabii ki bu haylazlığının bedellerinin ödenmesi kaçınılmazdı. Her hafta mutlaka bir tarafı yaralı sarılı halde görürdük.

En fazla sarılan yer baş kısmıydı. Sargının etrafında kan lekeleri hiç eksik olmazdı. Bizler, ta ilkokul yıllarından Abidin’in kafasında çatlaklık olduğu, dolayısıyla durmayan kanın bu çatlaktan sızdığını zannederdik. O vakitten beri çatlak Abit ismiyle anılır oldu.

Deli unvanın veriliş hikâyesi ayrı bir film konusudur. İlkokulun son yıllarında yaşanan bir olaydı. Çatlak Abit’in kafasına okul duvarını yıkma düşüncesi gelmişti. Sinema filminde Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul surlarında toplarla nasıl gedik açtığını heyecanla anlatıyordu. Kendisin de bir sapanla okul duvarını yıkacağını durmadan söylüyordu.

Çatlak Abit, kendini Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’un fethi filminin etkisinden sıyıramadı.
Ertesi gün sapanla okula geldi. ‘’Deli misin sen, yapma’’ dememize rağmen bildiğini okumakta kararlı olduğunu hissedince kenarlara çekildik.

Sapanı büyük bir heyecanla gücünün son kertesine kadar gerdi; koca okul duvarına karşı nişan aldı ve bıraktı. Sapandaki yassı taş hızla yuvasından duvara doğru yol aldı. Duvara isabet etmesiyle geri sekti ve duvarı yıkacağının hayaliyle tutuşan çatlak Abit’in sağ gözünün iki santim kadar üstüne çarptı.

Çarpmanın etkisiyle çatlak Abit yere yıkılmış ve baygınlık geçirmişti.

Öğretmenlere haber verilmiş, bir çırpıda hastaneye yetiştirilmişti çatlak Abit.

Bir haftalık tedavinin ardından okula yeniden geldiğinde taşın değdi noktada obruk oluştuğunu bariz şekilde gördük.

Sapanla fırlatılan taşın duvarda değil çatlak Abit’in kafasında gedik açtığını tiye alarak günlerce haftalarca gülmüştük. İşte o günlerden itibaren Abit’e kahramanlık payesi olarak ‘Deli’ rütbesini de omuzlarına takmıştık.(!) O arkadaşımızın çatlak ve deli unvanını hikâyesi kısaca böyleydi.

Zaman bizi büyütüyor, büyüttükçe biçimlendiriyor. Her gün yeni şartlar doğuyor. Şartlar bizi kah bir olayın çözümünde zorluyor, kah bir olayın seyrinde yardımcı oluyor.

Askerlik zamanına kadar deli Abit’in deliliği yavaş yavaş azalmaya başlamıştı. Yaşça büyüyen insanın omuzlarında binen yükler bu azaltmayı kaçınılmaz kılıyor.

Askerlik dönemi gelip kapıya dayandığında arkadaşlığımızın ilk uzun ayrılığı olmuştu. Askerlik görevi hepimizde olduğu gibi deli Abit’te çeşitli izler bırakmıştı. Ama en güzel iz, onu az da olsa olgunluğa götüren izdi.

Askerlikten sonra deli Abit, teskere belgesini gözümüze olgunluk beratının ispatı gibi sokmaya çalışırdı.

Abit’in vukuatları elbette eksilmedi ama önceleri gibi abartılacak türlerde değildi.

Başka bir ifadeyle askerlik öncesi vukuat oranları yüksek seyrederken, askerlik sonrası vukuatlar dengeli seyir haline gelmişti.

Bizler deli Abit’i vukuatlarının son duraklarında hastane köşeleri, doktorların muayenehaneleri, kırık-çıkıkçı gibi yerlerde görmeğe alışmıştık. Refakatçi olarak konu komşu, arkadaş akraba hatta yabancıların olduğu ortamları çok görmüştük.. ama polis eşliğinde ilk defa karşılaşıyorduk.

Çatlak Abit bize doğru adım adım iki polis eşliğinde gelirken, Cemil ile benim tedirginliğimiz artıyordu.

Kafamızda sayısız düşünceler birikmişti. Acaba ne olmuştu?

Hayırdır inşallah, önemli bir şey olmadığını umuyorduk. Temennilerimizin gerçekleşmesi için içimizden yalvarıyorduk.

(Haftaya Çarşamba devam edecek)

[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ