Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 6,12 / Satış: 6,14
€ EURO → Alış: 6,64 / Satış: 6,66

Üç Silahşorlar: Dostluk Üzerine Düşünsel Egzersizler

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 22.01.2020
  • 767 kez okundu

Bazı kavramlarla ilgili iddialar zamana sığmaz, sürekli tartışılır. Kafaları karıştıran bu kavramlardan biride Milliyetçiliktir.

Herkesin kendine göre bir tarifi, yüklediği anlam genişliği var, çünkü Milliyetçilik kavramı soyuttur.

Milliyetçiliğin bugünkü Türkçe karşılığı ulusçuluktur. Milli, ulusal anlamına gelir, ulusalcı bu kaynağa dayanır.

Kavram soyut olduğu için ideolojik taraftarlar farklı pencerelerden bakarlar. Sağ görüşlü ideolojik taraftarlar kavramın muhafazakar tanımını savunur, milliyetçiliğin içeriğinde etnisite gömleğini daha uygun bulur.

Sol tandanslı milliyetçi çizgisine yakın duranlar; milliyetçiliğin günümüzün gerisinde kaldığını, toplum birlikteliğinde ulusalcılık üzerinden yürünmesi gerektiğini ortaya atarlar.

Gariptir özünde aynı damardan çıkan bu kavramlar süreç içerisinde içerik olarak farklı uçlarda oturtulmaya çalışılıyor.

Ulusalcılar ülke içerisinde var olan farklı inanç ve enişteye bakılmaksın aynı ülkü etrafında kümelenen her kesimi kapsadığını önemli olanın düşünsel birliktelik olduğuna dikkat çekerler.

Milliyetçilerde daha ziyade kendilerinin kadim köklere hassasiyet gösterdikleri gibi, aynı inanç gurubunun etrafında birleşme öne çıkar.

Bugünkü Türkiye’de ulusalcılık milliyetçiliğe, milliyetçilik ulusalcılığa karşı tavır koyuyorlar.

Oysa tarihsel zaman dönüşümünde kodların iyi okunması, ortak bilince geçmenin faydaları saymakla bitmez. Bugün dünyada en güçlü ülkelerin toplum yapılarına bakıldığında; soy soptan bağımsız, ideolojik saplantılardan uzak, dini bağnazlığı sökülmüş ortak bilinç esas alınır. Birleştirici ortak noktalara itibar ederek; sağlam bir millet, güçlü bir ulus yapısı yaratılır.

Birleştiren temel değerler öne çıkarıldığında, soyut kavramlar yumuşar. Temel değerlerin başında; Vatan sevgisi, bayrak sevgisi ,insan sevgisini önceleyen, tüm haklara saygılı, eşitlikçi ve çoğulculuk anlayışı gelir.

Efendim bugün Üç Silahşorlar, İngiliz casuslarının hikâyelerine son noktayı koyarak, Antakya’yı ve sakinlerinin duygularını ve inançlarını anlatmaya devam edecek.

Casusları anlatmama son vermek istememden memnun olacakların İngiliz misafirlerin olduğunu zannediyordum. Meğerse Sabri ve Cemil’de ziyadesiyle memnun olmuşlar.

-Cemil; oh be, fabrika ayarlarına dönmüş gibi oldum. İki dakikada özetlersin diye düşünürken iki saat durmadan konuştun.

-Sabri; Cemil doğru söylüyor, az ve öz anlatmak her zaman daha etkileyicidir. Kısa anlatımlar akılda kalır, uzatırsan hem bayarsın hem de hafızayı yorarsın.

-Cemil; he vallah, benim beyin devrelerim yandı. Neşeli ve eğlenceli bir şeyler anlatmış olsan, amenna, Ama sen tutmuş casusların tüm özelliklerini ve yaptıklarını anlatıyorsun.
Ben,iki arkadaşımın oy birliği etmişçesine verdikleri tepki karşısında sessiz durmayı tercih ettim. Zira her ikisinin de huylarını çok iyi biliyordum. Çoğu zaman beni kızdırmak için böylesine kasıtlı davranışlar sergilerler.

Bayan Valeria sanki tüm bunları sezinlemiş gibi, benim sözcülüğümü yaparcasına; Centilmenler, sizleri çok iyi anlıyorum tepkinizi normal karşılamakla beraber, Bay İsmail’in anlattıklarından ben büyük kazanımlar edindim.

İzin verirseniz bu coğrafyada kişisel gözlemimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Ben hala sessizliğimi sürdürürken, Cemil ve Sabri buyurun Bayan Valeria, dediler.

-İlk öğrencilik yıllarımdan bu yana bu coğrafyada birçok insan tanıdım. Mesleğim icabıyla, hepsiyle farklı alanlarda sohbetlerimiz oldu. Gazeteci kimliğimle sayısız röportajlar yaptım, yazılar yazdım.

Emin olun hiçbir yerde, burada sizlerin samimiyetini ve doğallığını görmedim. Üçünüzün birbirinize karşı olan güven ve dostluk duygusunu bu güzellikte paylaşan başka hiç kimseyle karşılaşmadım.

Bayan Valeria’nın övgü dolu sözleri biter bitmez; haydi bu tatlı sözler karşılığında sen de centilmence karşılığını ver beklentisi ile, Cemil ve Sabri bana baktılar.

-Bayanlar baylar; arkadaşımla bağımlısı olduğumuz huylardan biri, birbirimize takılmaktır. Hemen hemen her ortamda fırsat bulduğumuz anlarda birbirimize takılırız. Bu ikili her durumda bahane çıkararak bana takılırlar. Cemil’in beyni istediğinde bahane üretim merkezi açmış gibi çalışır.

Sabri’yle ilgili yorumumu sonraya bıraktım.

Bayan Valaria; tespitin son derece doğru. Böylesine sıkı dostluklara pek rastlamak kolay değil. Çeyrek asırlık birlikteliği düzeyli bir şekilde sürdürebilmenin merkezinde doğallık ve samimiyet vardır. Hayatın hakikat çemberinin içinde yerine ve ortamında göre; ciddiyet, mizah espri, takılma gibi insani tüm duygular var. Üçümüz de yeri ve zamanına göre sadece iyi niyetle bu duyguları birbirimize yansıtırız.

Her zaman kendine hakimiyeti öğretilen kıdemli diplomat Bayan Hilga bu kez kendini tutamadan lafa daldı:

Tanışma esnasında sizlerle ilgili detaylara ulaştığımızı sizlere anlatmıştık. Lakin dostluğunuzu sıkı sıkıya büyük kuvvetle bağlığınızı bu derece bilmiyorduk. Doğrusu çok memnun olduk. Çünkü sağlam dostluk, sağlam iradeler sayesinde güçlenir. Ve güçlü dostluklar sayesinde hayatın engellerini aşma kabiliyeti artar.

Evet dostlar dedim; dostluk insanın yüreğini ısıtan en sihirli kelimelerden biri değil mi?

(Haftaya Çarşamba devam edecek)
[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ