Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 5,92 / Satış: 5,94
€ EURO → Alış: 6,59 / Satış: 6,62

Üç Silahşorlar Durumu Kontrol Etmeye Çalışıyorlar

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 27.02.2019
  • 264 kez okundu

Avucumuzla tuttuğumuz, aklımıza yerleştirdiğimiz her yeni bilgi hayatımıza biçim vermek için kullanabileceğimiz bir pergel ve kalem çizimleri gibidir. Kendi hayat çizgimizi çoğu zaman kendimiz yaratırız. Çizebileceklerimiz bizim hayat yolumuzdur bir bakıma. Sınırı olmayan boyutta, kimisininki düzgün ve belirgin, kimisininki eğreti ve karışıktır.

Bu çizimler bizleri çoğu zaman bilinmeyen vahalara sürükler. Nerede ne ile veya kiminle karşılaşacağımız belirsizdir. Hayatın tecrübe badesini içenler bu yola ‘’nasip’’ derler.

Üç silahşorun hamamda başlayan ve hastane koridorunda yaşanıp nasibine düşen maceralar akıllara ziyan veren türdedir.

Geçen hafta Sabricik’in hastaneye müşahede amaçlı götürüldüğünü ve ben ve Cemil’in şaşkınlıkla belde hamam peştamalı sarılı üstümüz çıplak şekilde refakat ettiğimizi yazmıştım.

Hastanede sıra dışı üstü çıplak halimiz karşısında sosyal medya fenomenlerinin kurbanı olduğumuzu ve bu komik halimizi tüm dünyanın canlı yayınla izlediklerini hatırlamışsınızdır.

Sosyal medyada kıyamet koptu. Ne hikmetse yediden yetmiş yediye kadar sanki vizyona yeni girmiş fantastik bir filmin galası gibi izlemeyen, duymayan kalmamış gibiydi. Bir kaç dakika içerisinde Mısır’daki sağır sultan, Çin’de ki kör keşiş öğrenmişti. Fenomenlerin hayalleri gerçekleşmişti. Dünyanın dört bir yanından binlerce beğeni ve yorum ekranlarda akıyordu. Onların rüyaları, bizim adeta kâbusumuz olmuştu.

Tam bu esnada önce benim, sonra Cemil’in telefonu peşi sıra çaldı. Arayanlar eşlerimizdi. Açar açmaz kaygılıları seslerine karışmış şekilde, önce, ‘’Ne oldu, hayırdır, hamamda olmanız gerekirken hastanede ne işiniz var’’ gibi sorular karşısında, nasıl izah edeceğimizi tam olarak bilemedim. Cemil’in nasıl cevaplar verdiğini duyamadım. Ben, biraz gevelediğimi hatırlıyorum. Çünkü öyle karmaşık yoğunluklu bir boyutun içinde kaybolmuş gibiydim. Her şey peş peşe gelmiş, üst üste yığılmıştı.
Hastanede olduğumuzu kimseyi kaygılandırmamak için saklarken, bir anda yedi düvelin, üstelik üstümüz çıplak, sadece peştamal ile sarılı canlı canlı izleyerek haberdar olması yabancılar için mizahın dibi, eş dost için ise tam tersi kaygının en üst çıtası olsa gerek.

Eşime çok kısa pasajlarla durumu anlattım ve sakin olmasını önerdim. Sabri’ ’in tetkikleri neticelince kısa sürede eve geleceğimizi aktardım. Ben eşim Hülya ile konuşurken birçok kişinin arıyor uyarmasını duyuyordum, ekrana baktığımda bunları gördüm. Arayanlar arasında çocuklarım, akrabalarım, komşularım ve daha nice bilinmeyen numaralar vardı.

Ama bir isim benim düşüncelerimi kilitledi. Arayan Sabri’nin eşi Şebnem hanımdı. Olaylardan Onun da her kes gibi anında haberi olmuş Sabri’ye ulaşmaya çalışmış, ulaşamayınca beni arama ihtiyacı doğmuştu.

Telefonu açtım, korkunun yansıdığı titrek sesle direkt Sabri’yi sordu. Canlı yayında sadece ben ve Cemil’in olduğunu öğrenmişti, Sabri’nin aynı karede olmaması onu dehşete düşürmüştü. Hangi asil kadın kocasına ulaşamayınca, haber alamayınca kaygılanmaz ki?

Hiç merak etmemesi gerektiğini çok sakin bir biçimde anlatmak zorundaydım. Beynimde eş zamanlı bin bir farklı düşünce dolaşıyordu, hepsi de insan kimyasını altüst edebilecek olayların tepkilenmesiydi. Bu tepkilenmeyi kontrol altına alamazsam dağılacağım ve dolayısıyla benimle beraber sevdiklerimin de dağılmasına sebebiyet verecektim.

Şebnem hanıma her şeyin stabil olduğunu anlatmaya başladım. Bir saate kadar Sabri, ben ve Cemil’le eve geleceğimizi müjdeli sözlerle anlatmaya çalıştım. Şebnem hanıma anlattıklarım esas ve usul bakımından hem akla hem de duygulara yatkındı. Sanırım başarılı oldum. Çünkü Şebnem Hanımda nispeten sakinleşme hissediliyordu.

Telefonu kapattım. Cemil, sanki sözleşmişiz gibi o da kapattı. Cemil’in yüzü kıpkırmızı olmuştu. Gelen telefon trafiğine nasıl tepki vereceğinin baskısı kimyasını altüst etmişti. Neyse, biraz da bizim de sakinleşmeye ihtiyacımız vardı. Çünkü eş-dostlarımızın kaygıları-korkuları bizi etkilememesinin imkânı yoktu. Her insan gibi biz de etten ve kemikten yaratılmışız.

Bir iki dakika sonra Sabri’nin muayenesini yapan doktor yanımıza geldi. Tetkiklerin olumlu çıktığını ve durumunun gayet iyi olduğunu söyledi. Yarım saat sonra taburcu olacağını bildirdi. Bu haberle birden hafifledik. Bir kuş gibi kanatlanıp uçacak kadar neşe kapladı her yerimizi. Daha biraz önce üzerimizde dolaşan kara bulutlar dağılmış, onların yerine rengârenk gökkuşağı gelmişti.

Gökkuşağının renklerini beynimde canlandırırken koridorun bir ucunda bize doğru gelen iki resmi polis ve bir sivili fark ettim. Sivil olan tanıdık geliyordu, ama biraz uzak olduğu için pek çıkaramamıştım. Yaklaştıkça bana ve Cemil’e keskin bakışlar fırlatıyor, sürekli gülüyordu.

Normal bir insanın yürüyüşü, hareketi değil diye düşünürken, tak kim olduğunu tanıdım. Bizim ortak arkadaşlarımızdan Abidin’den başkası değildi. Namı değer deli Abid veya çatlak Abid. Bu arkadaş sırıtarak üzerimize doğru geliyordu. Zaten hiçbir şeyi normal değildi ki, yürüyüşü bakışı normal olsun!
Vukuatları hiç bitmeyen deli Abid, yine ne halt karıştırmıştı acaba?

(Haftaya Çarşamba, Üç Silahşor ve deli Abid devam edecek) [email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ